kapat

02.08.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
ÇETİN ALTAN(caltan@sabah.com.tr )


İstakozların hayatı

Bir kayıtsızlık, bütün dünyaya buğulu bir cam arkasından bakış, sık sık gerinmek isteyen bir vücut ve derinlerde, bitmeyen gizli bir can sıkıntısı...

Gözlerin esnediği uykulu bir kafada esneyen düşünceler... Kapkalın mazotla örtülü bir kuyuda, su üstüne çıkmaya çalışan sivrisinek yavruları gibi düşünceler... Gitmek bir yerlere; hayır gitmemek... Bırakmak her şeyi, kalemi, kağıdı ve kitapları; bırakmak, bırakamamak...

Kendiliğinden mi yürüyor bu ayak, kendiliğinden mi açılıyor bu adım; açıları adım ve yürüyen ayak üstünde, yürümeyen bir adam. Kendiliğinden mi bakıyor bu göz, kendiliğinden mi kırpılıyor bu kirpik; kırpılan kirpik ve bakan göz ardında görmeyn bir adam. Kendiliğinden mi kıpırdanıyor bu parmaklar, kendiliğinden mi uzanıyor bu kol; kendiliğinden uzanan kol ve kendiliğinden kıpırdanan parmaklar ucunda tutmayan bir adam.

Dalda bir serçe kuşu, bacada duman... Dumanda yapılmamış resimler, dumanda yazılmamış şiirler, dumanda yaşanmamış aşk... İdrakin perdelerinde bir gölge dolaşıyor. Siyah perdelerde siyah bir gölge... Yüz bin yıl önceki babam, yüz bin yıl önceki annem, idrakin siyah perdelerindeki siyah gölgede...

Daldaki serçe kuşu uçtu. Yüz bin yıl sonra gelecek çocuk kondu dala. Kırmızı balıklar yüzüyor bacadaki dumanda... Ölüme benzer bir düşüncenin incecik çatlağı görünmez yıldırımlar çiziyor tavanda...

Ya sabahı, ya akşamı görmemek... Sabahsız kalmak, akşamsız kalmak... Yüz bin yıl önce sabahsız ve akşamsız kalmış bir baba, sabahsız ve akşamsız kalmış bir anne, yüz bin yıl içinde uzayan birbirine bağlı aşklar zinciri... Zincirden çıkan zincir, zincirden çıkan zincir...

Yüz bin yıl sonra gelecek çocuk oturuyor karşı dalda...

Yüz bin yıl önceki balıklar yanıyor geçen otomobillerde.

Bir şey var, anlaşılmaz, anlatılmaz bir şey... Kadınların diz kapağından dört parmak yukarısındaki tat. Bu tatta saklı olan büyük Tanrı buyruğu: Devam...

Neden selam vermedi bu dost, neden sert konuştu bu arkadaş? Sabahsız ve akşamsız hududun kaçıncı takvimindeyiz?

Dumanda yüzen balık, söylemem, diyor.

Gecede akan gözyaşı, kadehte çınlayan kahkaha, yastıkların altında bir kalp gibi atan baş. Bir kadifeyi okşar gibi okşamak ölüm fikrini...

Deliren beyni yiyen bit.
Biri giriyor her dakika kapıdan, biri çıkıyor her dakika kapıdan... Yüz bin yıl önce annemle babamın girdiği kapı aynı kapı, yüz bin yıl önce annemle babamın çıktığı kapı aynı kapı...

Balık, bitsin bu oyun bitsin... İn bacadaki dumandan aşağı... Daldaki çocuk, yüz bin yıl sonra gel ve yaşa...

Tavandaki yıldırım, silin üstümden.
Ne kadar yumuşak bugün duygular, ne kadar marazi şu uykusuz baş. Yastıklar, yorganlar toplanın gelin; sabahsız ve akşamsız kalmanın sınavından geçelim.

Gitmek bir yerlere; hayır gitmemek. Bırakmak her şeyi, kalemi, kağıdı ve kitapları bırakmak, bırakamamak... Ve derinlerde, bitmeyen, gizli bir can sıkıntısı...

Caustier, Zooloji kitabındaki istakozlar bahsinde şöyle diyor:
"İstakozlar yılda bir defa sırtlarındaki sert kabuğu değiştirirler. Kabuksuz kaldıkları zaman o kadar aciz ve zavallıdırlar ki, düşmanlarına görünmemek için denizin diplerindeki oyuklara saklanırlar. Tekrar kabuklanıp güçleninceye kadar ortalığa çıkmazlar. Çünkü büyük balıklar bunları kabuksuz gördükleri anda saldırır ve yerler."

Not: 38 yıl önce yazılmış bir yazı... "Geçip giderken"den...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Bu sayfa MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. ile
Yöre Elektronik Yayımcılık A.Ş. işbirliğiyle hazırlanmıştır.