


"Er kişi niyetine..."
E-5'te, telaşlı ve umursamaz ışıklardan bir nehre dönüşmüş, akıyor gece...
Far lambaları otobanın kenarında mini etekle piyasa yapan birkaç gece kuşunu aydınlatıyor. Ölüm, yanlarından dolu dizgin geçerken, eceline gülen boğa güreşçileri gibi arabalara salvo yapıyorlar.
Ekranda donuk sesli bir spiker: "Oh olsun" vurgusuyla haber okuyor:
"Sabaha karşı Merter'de meydana gelen kazada takma adı 'Sıla' olan İbrahim Duman ismindeki travesti, karşıdan karşıya geçmek isterken otomobilin altında kalarak can verdi".
"Geçen hafta da olmuştu" diyor donuk ses... Meğer "Sima" da, yol kenarında kanlar içinde ölüme terkedilmiş geçenlerde... Binlerce kedi köpeğin kanıyla sulanmış asfaltlarında, can çekişen sokak hayvanlarına dönüp bakmayan şehrin insanları, "Sima'yı arabalarına almaya yanaşmamışlar.
Kanaya kanaya ölmüş Sima...
Telaşlı gecenin umursamaz farları, üzerlerine yürüdüğü "Sıla"ların "Sima"ların isimlerini de "İbrahim"e, "Sebahattin"e dönüştürüyor sanki...
Ölüm, onlara çoktan yaktıkları eski kimlik kartlarını iade ediyor. Yıllarca kurtulmaya çalıştıkları isim, musalla taşında gelip tabutlarına yapışıyor.
Nitekim Sima'nın cenazesinde hoca "...merhum Sebahattin kulun..." diye söz ediyor. O'ndan ve cemaati, bu garip hayatı tekzip için namaza çağırıyor:
"Er kişi niyetine...!"
Küçücük yaşmak, kenarda ağlaşanların boyalı saçlarını örtmeye yetmiyor. Kocaman ellerini daha da ele veren minicik mendillerle gözyaşlarını kurulayarak dua ediyor Cihangir'in travestileri, transseksüelleri... Tanrının kendi bedenlerine dair hükmüne karşı koyanlar, hayatlarına dair verilen hükme de çatallaşmış kalın seslerle feryat figan isyan ediyorlar.
Sima'nın ailesi gelmiyor cenazeye... Onlara oğullarından kalan yegane miras, evin en kuytu yerine gizlenmiş hazin bir mektup belki de:
"Yanlış bedendeydi ruhum... Bu hatayı düzelttim. Artık bir kızınız var".
Sima'nın narin bedeni, hiç tanımadığı "er kişiler"in elleri üstünde nihayet sükun bulacağı istirahatgaha taşınıyor.
* * *
Ekranda bir başka sahne:
Bir site önünde toplanmış öfkeli grup, köşeye sıkışmış bir kediye saldırır gibi saldırıyor, mahallenin "garip" sakinlerinin üzerine...
"Toplum menfaati için" travesti arabalarına ölesiye hücum edenler, "Defolun gidin buradan" diye bağırıyorlar, ana avrat küfrederek...
Lakin mahallede zorbalık yapanlarla, otobanda pazarlık yapanlar o kadar benziyorlar ki birbirlerine, insan ister istemez, bunların aynı adamlar olup olmadıklarını merak ediyor.
Sahi, bu gece kuşları, kanlar içinde ölüme terk edilecek kadar korkunç bir günah işliyorlarsa, nerede bu günaha saatine 100 dolar ödeyerek katılan suç ortakları?
Neden otobandakiler bu kadar şehvetliyken, mahalledekiler bu kadar öfkeli?
Bu vahşi saldırganlık, bilinçaltındaki gizli iştahı maskeleme telaşının ürünü olmasın sakın?
Çaresiz bir travestiye saldıranlar, aslında bir travestiyle birlikte olma güdülerine saldırıyor olmasınlar çaresizce...?
Peki bu ikiyüzlülük, ikicinslilikten daha berbat değil mi?
Bir travestiye tecavüzden yargılanan şehir eşkıyalarının mahkemede "Biz onu kadın sanmıştık" pişkinliğini savunma diye yapabilmeleri, tecavüze uğramış bir travestiden daha çok utanç verici değil mi?
Türkiye'nin en ünlü transseksüelinden ayrılan erkeğin, daha boşandığı gün "O'nunla beni tehdit ettiği için evlendim. Evlendiğimiz gün de başkasıyla aldattım" açıklamasını yapması, bazı erkeklerin neden kadınlığı seçtikleri hakkında bir fikir vermiyor mu size de..?
* * *
Sophokles'in trajedilerini andırıyor travesti cenazeleri... Asilere gömülmenin yasaklandığı ülkede, "toplumun yüksek menfaatleri"ne karşı "vicdanının yazılı olmayan buyrukları"na kulak veren Antigone'nin, asi kardeşini kendi elleriyle toprağa vermesini andırıyor o tuhaf defin törenleri...
Bir bedene sığışmaya çabalayan o iki ruhtan, kocaman elli, çatal sesli bir "üçüncü tür" yaratan, otobanda kan kaybından ölüp, "er kişi niyetine" gömülen bu insanlar, kendi vücutlarına müdahale hakkını, yerleşim, çalışma ve yaşama hakkını, nihayet kendi seçtikleri isme ve bedene göre gömülme hakkını arıyorlar.
Onların ikicinsliliğini, gündüz travesti dövüp, gece travesti tavlamaya çıkanların ikiyüzlülüğünden daha dürüst buluyorum.
Ve ekranda ne zaman "Oh olsun" tonlamalı bir spiker, otobanda ezilmiş bir travesti haberi okusa, kralın yasalarına isyan ettiği için diri diri gömülmeye mahkum edilen, lakin buna boyun eğmektense kendi canına kıymayı seçen Antigone'nin öyküsünü anımsıyorum...