


Tantan'a düşen görev...
Çok değil iki yıl önce bir milletin adalet ahlakını, devletin namus disiplinini tartışıyorduk.
Türkiye, büyük suçlar için yasaların çare olmadığı ülkeydi... Hayat, gerilim ve korku üzerine kurulu bir senaryo gibi yaşanmaktaydı. Kâbusa dönüşen yanlışlıklarda bocalayışımıza aldıran yoktu.
"Temiz toplum, temiz siyaset" umut olmaktan çıkmış, korkuya dönüşmüştü. Suya sabuna dokunanın eli kirleniyordu. Çıkar ve baskı gruplarının plütokrasisi, halkın demokrasisine tekmeyi vurmuştu...
Halk, devletine korkarak bakıyordu. Manisa'da yargılanan bir genç kızın velisi gece yarısı bana telefonda, devleti "şiddetle beslenen hiddetli bir fil gibi" gördüğünü anlatmıştı... Devlet, halkını "boyun eğdirerek" palazlanıyordu.
Kendi derdine düşen muhalefet, toplumun tercihlerini boşlamıştı. Ülkenin kritik noktaya geldiğini muhalefet değil, iktidar söylüyordu. Mikrofonda konuşan iradenin kim olduğu belirsizdi ama, hoparlörde uyumsuz seslerin çığlığı vardı.
* * *
Her sallayışta düşeş atan ekonomi hayali kuruyorduk. Ya volkan gibi patlayacak bir güneşin peşindeydik; ya nurlu ufukları taşıyacak iri bir ışın tesellimiz vardı... Sonuçta 21. yüzyıla karanlıklar içinde girecek tek Avrupa ülkesi olacağımızı fark edemedik...
Transfer kollayan, rant kollayan ticaret burjivazisi omuzlarımıza abanmıştı. Eş dost kayırmacılığı, denetimsiz yönetim ilke haline gelmişti.
Halk, bürokrasi ile demokrasinin barışmasını bekliyordu. "Çatışma yerine barış" isteyen kadrolar boy vermekteydi. "Diyalog yerine sürtüşme" temel hedef olmuştu... "İstismar yerine işbirliği" özleminin ayranını köpürtüyorduk. "İmtiyaz yerine eşitlik" 600 yıllık Osmanlı, 75 yıllık cumhuriyet hasretimizdi. "Çifte standart yerine adaleti" arıyorduk. "Baskı yerine demokrasi" elli yıldır peşine düştüğümüz sevgiliydi...
Karanlıktan korkanları hoş görüyorduk. Zira, aydınların aydınlıktan korktuğu gerçek trajediyi görmüştük.
Önce hükümet düştü, sonra dış destekli azınlık hükümeti kuruldu, daha sonra erken seçim kararı alındı ve en sonunda seçim yapıldı.
* * *
Önceki gece Meclis sabaha karşı "çıkar amaçlı örgütlerle mücadele tasarısını" kanunlaştırdı. Adalet Komisyonu Başkanı Emin Kara ile İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, tasarının savunmasında olağanüstü mücadele verdiler. Tasarıyı hazırlayanların hatırını sayıp virgülüne bile dokundurmadılar.
Şimdi sıra uygulama ciddiyetinin gerektirdiği adil ve disiplinli sistemi kurmak ve işletmek noktasına gelmiştir. Eğer bu disiplin sağlanamaz ise bu kanunun keyfi uygulamalara ve tehditlere dönüşmesi tehlikesi vardır.
* * *
Mülkiye'de okuduğumuz yıllarda devlet ciddiyetini yansıtan öyküler anlatılırdı. Devlet derinliğini simgeleyen, yönetim ahlakını yücelten örnekler verilirdi. Elli yıl önce sert valiler ve polis müdürleri yetiştiren ve kutsal devlet kavramı için her hareketi vatanperverlik sayan bir siyaset öğretisi ve yönetim üslubu görülürdü.
Bu üsluba, "Prokrustes Yönetimi" denirdi. Öyküsünü mitolojiden alıyordu. Prokrustes, bir tanrının oğluydu. Kendisini kutsal sayıyordu. Her hareketinin devlet yararına olduğu savıyla isteklerinin tartışmasız kabulünü isterdi.
Bir han yaptırmıştı. Konaklayanları önce soyar sonra yatağa yatırırdı. Eğer yakaladığı kişi uzun ise kısa yatağa yatırır, uzun gelen bakacaklarını keserdi. Eğer gelen kısa boyluysa, uzun bir yatağa yatırır ve bacaklarını zincirle çekerek uzatırdı. Tek hedefi ölçülerini kendisinin belirlediği boyda uysal insan yetiştirmekti...
* * *
Prokrustes'in kafasında "derin devlet ve sığ millet" anlayışı hakimdi. Sonra adalet ahlakının tanrısı Thesus geldi. "Akil millet" anlayışı ile, Prokrustes'ı önce kısa bir yatağa yatırıp, bacaklarını kesti. Sonra uzun bir yatağa yatırıp kesik bacaklarını uzatarak cezasını verdi..
Tantan'ın gelişini Thesus'un dönüşüne benzetenler var. "İstediği yasa kendisine verildi. Şimdi gücünü göstermesi gerekir" diyorlar.
* * *
Fırsat tanrısı Kairos'un güzel bir sözü vardır. Onunla ne demek istediğini iyi anlatacağımı umuyorum. "Oturuyorsan kalk. Ayaktaysan yürü. Yürüyorsan koş."
Çünkü millet namuslu devlete muhtaç...