|
|
NURİYE AKMAN(nakman@sabah.com.tr
)
|
  
Yeniden doğmak
Yolunda gitmeyen ilişkiler, başarısızlık, yalnızlık, parasızlık, iç çatışmalar...
Beynimizin kıvrımlarında pusu kuran "bu" düşünceleri içimizden söküp atacak, ruhumuzu bir uçurtmanın kuyruğuna takıp çooook uzaklara götürecek bir yol var mıdır? Evet o yol meğer bizim içimizdeymiş...
Neden insanların içini derinliğine temizleyen elektrik süpürgeleri yapmıyorlar? Şöyle hortumun ucunu ağzımıza tutsak, çok kuvvetli bir hava akımı bütün hücrelerimizi dolaşsa, kanımızda biriken zehirleri çekse, hafızamızın tozlu raflarını silip süpürse, bilinçaltımızda sıkışıp kalmış bütün tortuları kopartsa, beynimizin kıvrımlarında pusuda bekleyen ne varsa yolsa atsa da biraz hafiflesek yaşadıklarımızdan...
* Canım, elektrik süpürgesi olmaz da başka şey olur. Maksat evimizdeki dip bucak temizliğini, kaç tane bedenimiz varsa artık, işte fizikisi, zihinseli ve ruhsalı, hepsinde birden yapmak. O kadar kariyer baskısı, yolunda gitmeyen ilişkiler, zamansızlık, parasızlık, iç çatışmalar ne olacak? Ne çok stres kaynağı var. Hapla, terapiyle, sporla, sanatla, ibadetle, meditasyonla bunları katlanır kılanların bile yılda bir kez böyle bir bahar temizliğine ihtiyacı var diye düşünür dururdum.
Hayat enerjisi
* Bugünlerde düşünceme uygun bir temizlik aracı bulmanın sevinci içindeyim: Süpürge benim içimdeymiş zaten. Reiki üstadım Horst Günther, dedi ki, "Nefesin ne güne duruyor? Soluk almaktan daha ala bir derin gevşetici mi var hayatta? Bir rebirthing seminerine gel de gör, neler olacak."
Herr Horst'u, Kalabalıklar'ın sürekli okurları hatırlayacaklardır. Kendisi, avuç içlerinden evrensel hayat enerjisini -reiki- akıtmayı öğrendiğim hocamdır. (Bknz. 3.10.98 ve 15.5.99 Sabah) Kendisinden, Rebirthing (yeniden doğmak) üstüne önce şunları öğrendim:
* Rebirthing; eski Mısırlılar'ın, İnkalar'ın ve Hintli yogilerin şifa amacıyla kullandıkları bir soluk alma tekniği. 1970'li yıllarda ABD'de Human Growth hareketinin önemli temsilcilerinden Leonard Orr tarafından geliştirilmiş. Hocam, bu tekniği Orr'un bir öğrencisinden öğrenmiş. Biri sulu, diğeri kuru iki çeşit rebirthing varmış. Suyun üstünde ve altında çalışılan, çok komplike bir teknikmiş. Aynı sonuçlara karada yapılan rebirthing ile de erişilebiliyormuş. Beden, ruh ve zihin arasındaki dengeyi yeniden düzenleyen bu soluk alma yöntemiyle negatif bloklarımız çözülür, hayat enerjimiz tekrar serbest kalırmış. Bunun, herhangi bir ideolojiyle, dinle, terapiyle, hipnozla, reenkarnasyonla alakası olmadığı gibi tıbba alternaif de değilmiş.
* Aldığım ön bilgiler bende rebirthing ile çocukluğuma doğru bir yolculuk yapabileceğim izlenimi uyandırdığı için hemen denemeye karar verdim. İki gün sürecek seminerin sekiz katılımcısından biri oldum. Gölbaşı'ndaki bir otele yerleştik. Ortak amacımız, derin derin gevşeyebilmekti. İki günde üç oturum yapacaktık. Oturumlar kırkbeş dakika ile birbuçuk saat arasında değişebilecekti. Nefes almaya herkes aynı anda başlayacak ama farklı zamanlarda bitirecekti. "Burnumuzdan alıp, ağzımızdan bıraktığımız derin soluklarla bazen diplere dalacağız, bazen yukarılara çıkacağız. Tıpkı yunuslar gibi... Bu yalnızca bir iş değil, coşku aynı zamanda" diyordu Horst.
Nefes açma tekniği
* Oturumların öncesinde vücudumuza hareket depolayacaktık ki sonra "daha fazla oksijene gereksinim duyalım." Bunun için bahçede cimnastik yapacaktık. Hani bir of çekip karşıdaki dağları yıkmak istersin de, bağırmanın ayıp olduğunu söyler içindeki ses. Bağırmak için ya yerin, ya yenin dardır ya, burada yen de yer de bol boldu. Kimse kimseyi ayıplamıyordu. Hepimiz içimizdeki bütün zehri dışarı çıkaracak şekilde bağırıyorduk. Ellerimizde sanal balta, sanal odunları gürültüyle kırıyorduk. Sakınacak bir şey yoktu. Nefesimiz açılmaya başlamıştı.
Sonra A'dan başlayıp bütün sesli harfleri kullanarak başka bir nefes açma tekniği uyguladık kendimize. Aldığımız derin nefesi yavaş yavaş bırakırken harfleri bağırıyor, bu arada göğsümüzü yumrukluyorduk. Çok eğlenceliydi. Benim en beğendiğim oyun şu oldu:
Ruhum uçurtma gibi
* Katılımcılar, Horst ve yine bir rebirthing öğretmeni olan eşi Edith ve Almanca tercümanımız, ayakta dar bir halka oluşturduk. Herkes bir ayağı ileride diğeri geride, ellerini öne doğru uzatıp bekledi. İçimizden biri ortaya geçti. Çimentolanmış gibi dimdik, kolları bedenine, ayakları yere yapışık, gözleri kapalı durdu. Kendini o vaziyette bizim kollarımıza bırakmak için yoğunlaşmaya çalıştı. Düşmeyeceğinden, bizim onu yumuşakça tutup birbirimize fırlatacağımızdan emin olunca bedenini bıraktı. Bir o yana bir yana, ellerimizde top gibi fırlatıldı. Herkesin hissettiği farklıydı. Ben önce salıncakta sallanan bir çocuk gibi oldum. Sonra bedenimden tamamen kurtuldum, ruhum uçurtma oldu. Bir kahkaha, bir kıyamet. Bıraksalardı da saatlerce uçsaydım. Bütün kaslar gevşiyor, kendine ve çevrene güven duygun pekişiyor.
* Sonra sıra dans faslına geliyor... Uzun uzun dans ediyorsunuz, zıplayıp, atlayıp, tepiniyorsunuz. Bütün hücreleriniz ritm ile doluyor. Müzik birden susuyor. Yer yataklarına uzanıyorsunuz. Göğsünüz inip inip kalkıyor... Birazdan içinize doğru bir yolculuğa çıkacağız. Ne vapur, ne tren, ne uçak götürecek sizi size. Aracınız kendi nefesiniz olacak. Aklınızın baskısından biraz kurtulacaksınız.
* Horst, önce bütün düşüncelerimizi hayali bir beyaz buluta yükletiyor. Bir rüzgar o bulutu alıp götürüyor. Telkinle vücudumuz yavaş yavaş gevşiyor. Omuz başlarımızdan başlayarak bütün organlarımız uyuşmaya başlıyor. Derin derin ve uzun uzun nefes alıp veriyoruz. Bir denizin gel gitleri gibiyiz. Bir süre sonra kendimizin duran bir şey değil, akan bir şey olduğumuzu fark ediyoruz. Yavaş yavaş vücudumuzun kimyası değişiyor. Uyku ile uyanıklık arası bir durum. Sonunda ya kendin "ayılıyorsun", ya da hoca tarafından "uyandırılıyorsun." Bu arada hem oyuncu hem seyirciyiz. Sonradan anlatılınca öğreniyoruz; kimimiz bazı sembollere, renk kümelerine, hatıralara rastlamış, kimimiz geleceğe uzanmış, kimimizi ayaklarından başlayarak bir sıcaklık dalgası sarmış, kimimizin önünde ışıktan otlar bitmiş, kimimiz kollarını kanat gibi çırpmış.
* Ben ilk iki seansta kayda değer bir şey yaşamadım. Üçüncü ve son seansta şöyle bir şey oldu: Gayet mutlu bir şekilde nefes alır verirken birden sanki bir duvara tosladım. Ağlamaya başladım. Duvar yıkıldı, sel sularına kapıldım. Taşlar, çamurlar benimle birlikte aktı. Karanlıktı, siyah ve koyu kahve renkler egemendi. Ne oluyordu? Niye ağlıyordum? Bir yerlere tutunmak istedim. Horst'un eli imdadıma yetişti. Gözlerimi açıp bu rüyayı sonlandıramadım. Horst'un sesi güven veriyor, her şeyin yolunda gittiğini söylüyordu. "Anne, anne" diye bağırdığımı duyunca, bunun bir doğum anı olabileceğini düşündüm. Ama bilincim, bunun çok saçma olduğunu düşünecek kadar da açıktı. Hem "dışarıya" çıkmak istiyor, hem de "içerde" kalmaya çalışıyordum. "Bu ne, bu ne?" diye soruyordum. Sonradan yaklaşık 3 dakika sürdüğünü öğrendiğim bu tuhaf hal sırasında Horst nefes düzenimi yönlendiriyordu. Normal nefes almaya döndükten sonra da küçük serpintiler halinde hıçkırdım. Yaklaşık yarım saat sessizce yattım. Kalktığımda başım kazan gibiydi.
* Bu yaşadığım şeyin gerçek anlamı, doğumla simgelenen şey aslında neydi? Bunu akılla açıklamak yerine olduğu gibi kabullenmeyi önerdi hocam. Ona göre bu, başarılı bir çözülme idi. Kimbilir ne zaman, nasıl içime attığım, bana acı verdiğini fark bile edemediğim bir şeydi. Enerjimi çalan, boş yere taşıdığım bir ağırlıktan kurtulmuştum. Bunları derinlerden yüzeye çıkarıp kurtulmam tebrik edilecek bir şeydi. Bundan sonra kendimi çok daha enerjik hissedecektim...
Tüm sorumluluğu alıyor
* İyi güzel de, oksijenin fazlası, beyinde ve vücutta kalıcı hasar yapmaz mıydı? Hocaya göre bu serüven, kontrolsüz bir şekilde yaşanmaya kalkarsa böyle bir ihtimal vardı. Ama kendisi rebirthingi öğrenmeye beş yılını vermişti. Yirmi yıldır da öğretimi ile meşguldu. 200'ün üzerinde rebirthing oturumunu yönetmişti. Sadece iki defa ufukta böyle bir tehlikenin belirdiğini fark etmiş, hemen nefes almayı durdurarak kişinin zarar görmesini önlemişti. Katılımcıların bütün sorumluluğunu alıyordu. Ona güvenmeliydik. Kalp açısından sağlıklıysak sorun yoktu. Horst, "Rebirthing, içimdeki enerjiyi gündelik hayat için kullanmayı öğreterek, hayatım boyunca beni çok destekledi. En büyük yardımı bana kendi hayatımla ilgili daha fazla şeyi anlamama yardım ederek yaptı" dedi. Seminer sonrası birkaç gün boyunca çok yorgunluk hissettim kendimi. Sonra yeniden eski enerjik halime döndüm. Horst, bazen bu hissin günlerce sürebileceğini söyledi.
Dolu dolu ferahlık
* Tam ikna olmadım. Madem ki bu nefes çalışması beden, zihin ve ruh düzlemlerinde çalışıyordu ve neler olup bittiğini sadece akılla anlamak mümkün değildi, o zaman yaşadıklarımı anlamlandırabilmem için acaba kendi kültürel kaynaklarıma mı dönmeliydim? Mesela Mevlana'nın "ten kafesi" dediği beden elbisemden soyunmuş olabilir miydim? Bu arada, geride "ben" olarak ne kaldıysa onlar yönetmiş olabilir miydi beni? Aklımın etrafında bir tur atıp tekrar bedenime mi dönmüştüm? Yeniden doğduğum anı, aslında öldüğüm an olarak algılamıştım. Bu, bu kadar kolay mıydı? Bu, bu kadar zor muydu?
* Nefes, tasavvufta insanın içindeki yangının sönmesi için Tanrı'nın kalbe gönderdiği ferahlıktı. Tanrı, Hz. Adem'i yarattığı zaman ona kendi ruhundan üflemişti. Yani insan, içinde Tanrı'nın nefesini taşıyordu. Kaynaklara bakılırsa, dört çeşit üfleyiş vardı. İlkinde beden hayat bulur, ikincisinde kötü huylar ölür, üçüncüsünde iyi huylar dirilirdi. Sonuncusunda ise ruh bedenden ayrılır ve başka bir boyuta kanat açardı.
* Bütün bunlar tamam. Fakat aklımda şöyle de bir soru kalmadı değil: Esas itibariyle bir gevşeme tekniği olan Rebirth, görünüşte değil ama potansiyel anlamda bir şizofrenik bilinç sahibini "fazla gevşetirse", meydana gelebilecek bu "zihin yarılması"ndan kim sorumlu olacaktı? Ruhsal altyapılar konusunda bilgi sahibi olmadan, böyle bir serüvene girişmek hem katılımcı hem de öğretmen açısından büyük bir risk sayılmaz mıydı?
Not: Horst ve Edith Günther
Tel:0049- 61-7271887
Faks:0049- 61-7277348
e-mail:Reiki-Guenther@teachers.org
0312-4903651(Gülçin Musal)
|
 |
Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|