


Çankaya hırsızı, teslim ol!
Etrafın sarıldı.. Arakladığın o kredi kartlarını sana yar etmezler.. Zaptiye'nin nefesi ensende.. Üstelik Baba seni yakalamaya and içmiş.. O yakalayamazsa sırada Hikmet Sami Bey var.. Havar kekliğim havar..
Bizim memleketteki siyasilerin ne yaptığını anlamak kesinlikle benim harcım değil.. Herhangi bir konuda fikir beyan edecek olsam, etrafımdan mutlaka "Arkadaşım gel yanıma, Turp sıkayım izanına.." diyen birileri çıkıyor..
- "İşin aslı senin algıladığın gibi değil, durumlar böyleyken böyle.." deyip, fiyakamızı bozuyorlar..
Bu meslekte otuz yılım geçti, sırf bu yüzden şöyle ağız tadıyla bir mesleki fiyaka yapamadım..
***
Geçenlerde Mudo'nun evinde yemekteydik.. Mudo'nun dostları, bizim gazetenin eşrafından bazıları.. Eh! Herkesin konuşacağı bir konu var.. Ben de mevcuta fiyaka olsun diye "cumhurbaşkanlığı seçimi konusundaki" fikirlerimi söyleyeyim, dedim..
Baktım! Karşımda oturan Zafer Mutlu'nun kaşı gözü oynuyor.. Ben de söylediklerimden etkileniyor sandığımdan coşmuşum, devam ediyorum.. Dünya durdukça namı yürüyesi Genel Müdürüm'ün kaşı gözü daha da beter oynamaya başladı..
Bilgisayar programı karışmış sinyalizasyon şebekesine döndü.. Dayanamadı.. "Sen bu işe karışmasan, kurum olarak çok memnun oluruz.." dedi..
İlla ki hırsız bulunacak..
Hayır, anlamıyorum.. Herkes Çankaya konusunda fikir beyan ediyor da sıra bana gelince durum neden tehlike arzediyor?
Fikirse fikir.. Elalemin yazarında ne kadar varsa üç eksik, iki fazla bizde de var.. Hatta benimkiler biraz daha el değmemiş olduğundan alıcısı daha çok olur..
Cumhurbaşkanlığı konusundaki fikrim de öyle.. Keten gömlek gibi iki kat, birini giyin birini sat..
Lakin ağzımı açtığım zaman panik oluyorlar.. Hesaplar bozuluyor..
Anladığım kadarı ile Baba bunları bire bir etkilemiş.. "Bu memleketin 65 milyon nüfus olduğuna bakmayın.. Cumhurbaşkanı seçecek adam ararsanız çıkmaz.." demiş..
Lafı "Benim görev süremi bir dönem daha uzatın.." noktasına getirmiş.. Gerekçe olarak da "Çankaya'ya dadanan hırsızı" göstermiş..
Çankaya'ya biri dadandı ya! Hani cep telefonlarını çalıyor, banka kredi kartlarını araklayıp bir miktar kullandıktan sonra geri koyuyor.. Bahsettiği hırsızlık vak'ası bu..
Baba işte bu sebepten bir dönem daha görev yapmak istiyor.. "O hırsızı yakalayamazsam görevi huzur içinde devredemem.." demesinin sebebi budur..
Yoksa meraklısı olduğundan değil.. Haaa! Eğer tartışmayı Baba'nın referandum öncesi hallerine getirip "Kendim için birşey istiyorsam namertim.." demesini başımıza kakacaksanız, o başka..
Olay zaman aşımına uğradığından cevap verilmesi icap etmez.. Başıma geldi de oradan biliyorum..
***
Bizde Alman Başbakanı'nın kardeşi üç senedir işsizlik sigortasından aldığı parayla geçiniyor, diye bir haber çıkmıştı..
Biz de oturup üzerimize vazifeymiş gibi "Bu işin ortasını bulamadık.. Osmanlı kardeşini öldürürdü.. Cumhuriyet döneminde ihya edilir oldu.. Bu adeti de Baba başlattı.." diye birşeyler yazdık..
Carttt diye Çankaya'dan cevap geldi.. Lafları birebir hatırlamıyorum ama "Parmak izi yok!" mealinde birşeydi..
Baba'ya "Kendim için birşey istiyorsam namertim.." lafının hesabını sormak işe yaramaz, demem bu yüzden.. "Mahkemelerde ses kayıtları delil sayılmaz.." diye bir cevap alabilirsiniz..
Hırsız evden olursa..
Zaten benim zorum o konuda değil.. Ben hırsızlık olayına taktım kafayı.. Emniyet de naçar kalmış.. Çünkü hırsız çok usta..
Oturup personelin parmak izlerine bakmışlar, sonuç yok! Hırsız parmak izi bırakmıyor.. Çankaya'ya girip çıkanların listesini incelemişler.. Tansu Çiller'den Yahya Demirel'e kadar bir sürü önemli isim.. Hangisinden kuşkulanacaksın? Pırıl pırıl insanlar..
Köşke ençok girip çıkanlardan biri de başbakan olarak Bülent Bey.. Haftalık olağan görüşmelerini yapmak için her Perşembe Çankaya'da.. Çıkışta "Kusura bakmayın üzerinizi arayacağız.." denmez ki.. Alınır, küser.. Şiir yazar..
Fakat fikrimce hırsız köşkün içinden, belki de aileye yakın biri.. O sebepten yakalanmıyor.. Eskiler boşuna "Hırsız evden olursa, mandayı bacadan aşırır.." dememişler..
***
Lakin ille de hırsızı yakalasın diye Baba'nın görev süresini uzatmak şart değil.. Hırsızı başka biri de yakalayabilir..
Gerçi Ecevit "Madem Köşkü o soydurdu, hırsızı da kendisi yakalasın.." deyip Baba'nın yedi yıl daha başımıza dikilmesini istiyor..
Ancak aklında "kitabına uyduramazsak.." diye geliştirdiği ikinci bir formül daha var.. Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk.. formülü.. Günü geldiğinde "Baba olmazsa Hikmet Bey olsun.." diyecek..
Hikmet Sami Türk siyasetimize "Soğan gibi zıp çıktı, seni buraya kim dikti?" şeklinde giren bir devlet adamımız.. En önemli özelliği ağzının çok sıkı olması..
Bir televizyon haberinde görmüştüm.. Hanım muhabirlerden biri DSP'nin Meclis'teki gurup salonuna girmiş, en ön sıradaki Hikmet Bey'i af yasası konusunda sıkıştırıyor..
Kızcağız belli ki haber peşinde.. Arkadaki başka bir kameranın görüşmeyi kaydettiğinden haberi olmayan Hikmet Sami Türk de bunalmış, muhabiri başından savmaya çalışıyor..
- "Bu konuda konuşamam.."
- "Ama efendim.."
- "Israr etmeyin, zaten kimse de konuşamaz.."
İşte o zaman notumu vermiştim.. Demek ki partide kendisinden başkasının konuşmasına izin vermeyen ancak konuşulanları dinlemeyi serbest bırakan genel başkanının lafından çıkmayan bir devlet adamıydı..
Ayrıca "konuşma izni aldığında" işin tadını çıkarmasını bilcek kadar tecrübeli..
Af yasası açıklandığında gazetecilere "Koalisyon ortaklarımız arasında - henüz görüş birliğine - varmadığımız konular var.." şeklinde tarihi bir açıklama yaptı..
Bu cümleyi üçe bölüp her parçasını 20 saniyede söyledi.. Böylece tek cümleye bir dakikalık bir konuşma ağırlığı kazandırdı ki her devlet adamında böyle hasletler bulunmaz..
Hikmet Sami Bey'i çok tuttum.. Yakışır Çankaya'ya.. Hem hırsızı da af vaadiyle yakalar..