kapat

31.07.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
MEHMET ALTAN(maltan@sabah.com.tr )


İşçiler, patronlar ve genaralin gidişi...

İnsan bir ülkede uzunca bir süre kalınca ister istemez o ülkeyi kendi ülkesiyle kıyaslıyor. Aradaki "farkları" sorguluyor.

Türkiye'ye "içerden" bakınca ıskalıyacağınız birçok önemli nokta, dışardan bakınca fena halde sırıtıyor.

Yugoslav Devlet Başkanı Slobodon Miloseviç'e "diz çökerten" komutan olarak tarihe geçen Avrupa Müttefik Kuvvetler Komutanı General Wesley Clark'ın, görev süresinin bitimine epeyce zaman varken, "geri çağrılması" haberi de refleksel bir kıyaslamanın motivasyonunu oluşturmaktaydı.

Haber, Anglo Sakson basınında manşetlere taşınırken, bizde pek yankılanmadı.

Çünkü "savunma" konuları Türkiye'de pek gündeme gelmeyen ve konuşulmayan bir konu iken, Amerika'da halkın gözleri önünde seyreden bir süreçti.

* * *

General Clark, ta harekatın başından beri askeri stratejilerin ağır eleştirilerine uğradı. Entelektüel açıdan ışıltılı ama askeri strateji açısından zaafları olan bir asker olarak nitelendi. Bombardımana iyi hazırlanmadığı ve bu yüzden harekatın uzadığı ileri sürüldü.

Hiç şüphesiz, bu noktalar şimdi Amerikan kamuoyunda kompleksizce tartışılacak. Belki de bu "açık toplum" olma farkı...

* * *

Kosova harekatı beklenenden daha uzun zamanda ve beklenenden daha riskli patikalardan kıvrıla kıvrıla başarıya ulaştı.

Bu harekatın neden Amerikalı uzmanlarca gereğinden daha "uzun" sürmüş bir hareket olarak değerlendirildiğini anlayabilmek için, İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerika'da yaşananlara geri dönmek gerek.

Hitler'in 1941 yılında gözü Amerika'yı fena halde kesmekteydi. Amerika'nın Avrupa'ya asker çıkarmasını olanaklı kılacak, birliklerin naklini gerçekleştirecek büyük bir deniz filosu yoktu. Bırakın askeri filoyu, ticaret filosu bile eften püftendi.

Ayrıca, modern bir savaş için olmazsa olmaz gibi duran "hassas optik aletlerde" de Almanya, Amerika'ya fark atmaktaydı.

* * *

Almanya'nın ve Hitler'in göremediği ise, Amerika'nın "verimliliği" inanılmaz bir ölçüde yükselten bir üretim modeline sahip olmasıydı. Bu yöntemin adı Taylorizm'di.

ABD, Taylor'un bilimsel yöntemini uygulayarak "çoğu sanayi öncesi bir ortamda yetişmiş tarım emekçisi olan vasıfsız işçileri eğitti ve onları altmış ile doksan gün içinde birinci sınıf kaynakçılara ve gemi yapım işçilerine dönüştürdü. Aynı şekilde Amerika, yine aynı insanlarla birkaç ay içinde, Almanya'nınkinden çok daha kaliteli, üstelik seri halde hassas optik aletler üreten bir sanayi yarattı."

Doksan günde, dünya savaşını kazanacak kadar hızlı bir toplumsal örgütlenme becerisini göstermiş olan Amerika'ya, Kosova Savaşı'nın fazla uzun gelmesi gayet normal.

* * *

Amerikan toplumunun özsuyunu oluşturan en temel özelliklerinden biri de, devasa ülkenin organizasyon becerisi. Frederick Winslow Taylor, toplumun bu yeteneğini sistemleştirdi. Üretkenliği patlattı. Yaşarken hem sendikaların, hem de patronların yaylım ateşi altında kaldı. Daha soğukkanlı ve tarafsız bir incelemenin gerekleri yerine getirilemedi. Ama bunu yapmadan, Taylorizm'i yeniden sorgulamadan ve Amerika'nın gelişimindeki rolünü enine boyuna didiklemeden galiba Amerika Birleşik Devletleri'nin serüvenini anlamak pek kolay değil.

* * *

Kabul edildiği Harvard'da gözleri çok zayıf olduğu için okuyamayan ve sonra gece okulunu takip ederek mühendis çıkan Frederick Taylor, beceriye dayalı bir iş "anlayışının" olamayacağını ileri sürmekteydi. Bütün işleri aynı şekilde analiz ediyor, işçilerin hareketlerini teker teker inceleyerek, gereksiz hareketleri dışlayıp, bir iş için uzman bir işçiye gereken zamanı tespit ediyordu. Bu çalışma temposunun üzerinde çalışanların ücreti artıyor, aşağısına düşenler ise cezalandırılıyordu. Sistem "insancıl" bulunmadığı için çok ağır eleştirildi ama iş verimliliğini ve kârlılığı çok artırdı.

Öyle ki, Taylorizm Amerikan üretim sistemini egemenliği altına aldıktan sonraki birkaç yılda "üretkenlik" yılda ortalama 3-4 kat artmaya başladı.

Taylor'dan günümüze ise 50 kat artmış bulunmakta.

"Savunma" gibi "verimlilik" de, Amerika'da sürekli gündem de bulunan toplumsal bir konu iken, Türkiye'de gündem sıralarında kendine bir yer bulamaz.

* * *

Peter Drucker, "Kapitalizm Sonrası Toplum" adlı eserinde, 1881 Amerikası'nda "devlete ait silah fabrikalarıyla tersanelerdeki" sendikaların Taylor'u çok yıprattığını anlatır. Drucker'a göre bu sendikalar "lonca" tipinde örgütlenmişti, yeni üye olarak yalnızca mevcut üyelerin akrabaları ya da çocukları kabul ediliyor, sistemli bir araştırma ve eğitim de dışlanıyordu.

Taylor'a patronlar da karşıydı. Çünkü Taylor "fabrikadaki otoritenin" mal sahiplerine değil, "bilgi üstünlüğüne" sahip olanlara ait olması gerektiğini vurguluyordu. Drucker, 19. yüzyılda böyle bir düşüncenin kapitalistlerin gözünde "sapkın düşünce" olarak görüldüğünü yazıyor. Sendikalar Taylor'u kapitalizmin bir uşağı olarak damgalarken patronlar da onu "komünist" damgasıyla cadı kazanına attı.

* * *

Taylorizm, Amerikan toplumunun organizasyon yeteneğinin zirve noktalarından biri sayılmasına rağmen bugün çoktan aşılmış bulunuyor. Çünkü artık devasa fabrikalara ve kol gücüne ihtiyaç kalmadı. Hatta bunun uzantısı olarak, savaşlar bile kara kuvvetlerine gerek kalmadan sonuçlanıyor. Kosova bunun ıspatıydı.

Gelinen noktayı ise, Drucker şöyle özetliyor:

"Ama üretkenlik devrimi artık aşılmış bulunuyor. Kırk yıl önce, 1950'lerde malların yapımı ve hareket ettirilmesinde çalışanlar bütün gelişmiş ülkelerde hâlâ çoğunluktaydı. 1990'a gelindiğinde bunların oranı beşte bire inmişti.

2020'de ise, işgücünün ancak onda birini oluşturacaklar. İmalat, tarım, madencilik ve ulaşımdaki kol işçilerinin üretkenliğini artırmak kendi başına artık zenginlik yaratmaz. Üretkenlik Devrimi kendi başarısının kurbanı olmuştur. Artık önemli olan kol işçisi olmayanların üretkenliğidir. Bu da bilginin bilgiye uygulanmasını gerektiriyor."

* * *

Bir önceki sanayi döneminin sorunlarını aşmayı henüz beceremeyen Türkiye'de bu tespitler, pek dikkate alınmıyor.

Zaten gelişmiş bir ülkeyle Türkiye'yi kıyaslayınca farkları ve zaafları hemen görüyorsunuz.

Orada gündemde olan konular burada "tabu" kabul ediliyor, burada gündemde olan konular da onlara "çağdışı" görünüyor.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır