


Sömürü nedir, ne değildir...
İnsanlar alıştıkları klişeleri, şablonları, sloganları kolay kolay değiştiremiyorlar.
Örneğin değişen teknolojiyle birlikte işçi sınıfının da yavaş yavaş tarihe gömülmekte olduğunu göremiyorlar...
Sade işçi sınıfı değil, bürokrasi de eriyip ufalmada...
Uzay kuşağı olarak da etiketlenebilecek, 21. yüzyılın ilk yarısındaki genç kuşaklar içinde; inşaat yahut maden işçisi; kaymakam, yahut müsteşar yardımcısı olmak isteyenlerin oranı yüzde kaç olacak dersiniz?
Üretim alanında enerji kaynaklarıyla teknolojiler değiştikçe, toplumların örgütlenme biçimleri de değişir, yapılanmaları da...
* * *
Sömürü kavramını ele alalım...
Sömürü nedir?
Sömürü, işçi ücretinin; kol gücünün üretim sürecinde yarattığı "artı değer"e göre değil de, işçi piyasasında beliren fiata göre saptanmasıdır.
Dokuma tezgahında çalışan bir kadının ücretini, piyasa belirler. O kadının üretime yaptığı katkının değeri değil..
Ancak sömürünün "artı değer"e göre tanımlanması, iktisatçılar arasında çok tartışmalıdır.
Asıl sömürünün saydamlık dışı kazançlarda olduğunu söyleyenler de vardır; modern teknolojiler kullanma yerine, insanı kol işçiliğine mahkum etmenin de..
* * *
Devletler devletleri sömürebilir mi?
Bu da önce karşılıklı anlaşmalara, sonra da yine saydamlığa bağlı bir konudur.
Belirli bir silah teknolojisinin tekelini elinde tutan bir devlet, ürettiği silahı kendi belirleyeceği bir fiattan satabilir.
İster alırsın, ister almazsın...
Silahın alımı müşterinin iradesine bağlı olduğu için de, fiatının yüksekliği sömürü sayılmayabilir.
İki devletin ortak yaptığı üretimde, "patent" hakkıyla, "lisans" hakkı da, yine anlaşmalara bağlı hukuksal konulardır.
Zorunlu bir "sömürü"den çok, anlaşmalı "aşırı bir kâr" söz konusu olabilir.
* * *
Global sermaye Türkiye'yi sömürebilir mi?
Burada nasıl sömürebileceğinin ayrıntılarını da belirlemek gerekir.
Belirlemek gerekir, çünkü Türkiye Avrupa Birliği'ne kabul edilmiş olsaydı; Avrupa vatandaşlarının tümü, Türkiye'de hem mal mülk edinme, hem de iş kurma hakkına sahip olacaklardı...
Tabii Türkler de bir Avrupa vatandaşı olarak, aynı hakka öteki ülkelerde sahip olacaklardı...
Eskilerde kalmış bir açıdan bakıldığında, Avrupa Birliği'nin Türkiye'yi sömürme olasılığı çok yüksekti...
Buna karşın Türkiye, Avrupa Birliği'ne alınmadı.
Neden alınmadı?
Bir yığın neden arasında bir neden de, işsiz Türkler'in Avrupa Birliği ülkelerine doluşacağı kaygısıydı...
Avrupa, neden onların kol gücünü sömürmek istemiyordu ki?
Demek artık değişen bir şeyler vardı...
* * *
Modern üretim düzeninde işçi sınıfının yerini, yeni teknolojiler aldıkça, üretim volümü de büyüdükçe büyüyor...
Onun için de, güngünden büyüyen üretim volümünü daha rahat emecek zengin halk kitlelerine gerek var...
Yani efendim, -ne yerli, ne yabancı- insanlığın ortak sermayesi sayılan global sermayenin, vazgeçtik ülkeleri sömermeyi, yoksul ülke insanlarının yaşam düzeyini yükseltmesi gerekiyor...
Üretim araçlarındaki değişimler, sınıf çelişilerini artık tarihe gömüyor ve insanlık "uzlaşmasız çelişi-antagonist" dönemden, "uzlaşmalı çelişi-Non antagonist" döneme geçiyor...
Ne yazık ki, Türkiye çok eski klişelere saplı kaldığı için, değişim dialektiğinin özünü algılamakta ve "ulus-devlet" modelinin dahi artık aşınmakta olduğunu görmekte bir hayli zorlanıyor.