Mülkiyet hakkını, fertlerin, ve toplumların mülkiyet hakları diye ikiye ayırabiliriz.
Ferdin mülkiyet hakkı
Biz buna genel olarak "kul hakkı" diyoruz. Ferdin mülkiyeti çiğnenince, hukuk devreye girer ve bu hakkı ihlal edenle mücadele verir. Hukukun en önemli görevlerinden biri, ferdin mülkiyet hakkını korumaktır. Bir taraftan hukuk, diğer taraftan da Yüce Allah, ferdin mülkiyet hakkının önemine dikkat çekmektedir. Yüce Allah, "kul hakkını" şöyle öne çıkarmaktadır:
"Ey iman edenler! Karşılıklı rıza hariç, mallarınızı haksız yere aranızda yemeyiniz. Kendinizi öldürmeyiniz; şüphesiz Allah esirgeyicidir." (Nisa, 29)
Ferdin rızası olmadan, mülkiyetine dokunulamaz ve haksız yere malında bir tasarrufta bulunulamaz. Dikkat edilirse, rızası alınarak kandırılabilecek olan kişileri ele almamaktadır. Başka bir ifadeyle, kişinin rızası alındığı halde haksızlığa uğratılabilir. Bu durum ayetin kapsamına girmemektedir.
Ayet, ferdin "rızası" ile "hak" kavramını birleştirmektedir. Mülkiyetin elden çıkmasında "rıza" önemli bir yer tutmaktadır.
Ferdin rızası olmadan yapılan bir ticaretin "batıl" olduğunu söyleyen Yüce Allah, alış-verişin temel kuralını ferdin rızasına bağlamaktadır. Ferdin rızası olmadan, geçersiz olan bir alış-verişle ticaret yapılırsa ne olur?
Yüce Allah bunun cevabını şöyle vermektedir. "Kendinizi öldürmüş olursunuz." Ayette rıza olmadan geçersiz olan bir alış-verişin yapılmaması söylenirken "Kendini öldürmeyiniz" ifadesine de yer verilmektedir. Demek ki, mülkiyet hakkının çiğnendiği yerde bir "ölüm" olgusundan bahsedilmektedir. Bu "öldürmek" kavamını, şu manalarla doldurabiliriz:
a- Başkasının mülkiyetine tecavüz eden insan, kendi manevi şahsiyetini öldürmektedir. Bedeni öldüren şeye silah derken; ruhu öldüren şeye de "kul hakkı yemek" diyoruz. Haram lokma, manevi şahsiyete mermi olarak saplanmaktadır. İnsan şahsiyetini içten çürütüp öldüren "kurt", haram lokmadır. Birinin mülkiyet hakkını gasbetmek, gasbedenin manevi ölümünü hazırlamaktadır. Böylece bu ölüm, erdemin, asaletin ve temizliğin ölümü olmaktadır. Erdemin, asaletin ve temizliğin öldüğü bir ruh, artık kirlenmiş demektir.
b- Mülkiyet hakkına tecavüz edilenin nefretini, düşmanlığını ve kinini körükleyecektir. İşte bu körükleme, onun saldırganlık iç güdüyü kabartacak ve nihayet silaha sarılıp gasbedenin hayatına son verecektir. Toplumlardaki kan davaların kökeninde bu olgu yatmaktadır. Bir taraftan kendi ölümüne, diğer taraftan da başkasının katil olmasına sebep olmaktadır.
Yüce Allah, mülkiyet hakkını hakimlere rüşvet yedirerek çiğneneceğine de dikkat çekmektedir. Bu konudaki ayet şöyledir: "Mallarınızı aranızda haksız yere yemeyin. Kendiniz bilip dururken insanların mallarından bir kısmının haram yollardan yemeniz için, o malları hakimlere rüşvet olarak vermeyin." (Bakara,188)
Birinci ayette "rıza"dan bahsedilirken, bu ayette "rüşvetten" bahsedilmektedir. Hakimlere rüşvet yedirerek, millete ve vatana ihanettir. Vatan topraklarını korumak için yaptığımız askerlik, vatan hakkını yerine getirmektir. "Vatan" hakkını yerine getirmek için yapılan askerlikten kaçmak da vatana ve millete bir ihanettir. Milletin bütünlüğünü bozmak için tefrika çıkarıp vatan toprağını parçalamak kadar büyük bir suç ve günah olamaz.
Bütün milletler, birbirinin vatan denen mülkiyet hakkına saygı duymalıdırlar. Bütün millete ait olan devletin sahip olduğu herhangi bir mülke haksız yere sahip olmaya kalkmak da, mülke tecavüzdür. O mülkte yetimin ve tüm fertlerin hakkı vardır. Hem kul hakkı, hem de devletin hakkı vardır. Milletin ve devletin malını haksız yere başkasına vermek de, millete ve devlete ihanettir. Gençlerimize, toplumun mülkiyet hakkını korumanın önemi anlatılmalı ve bu bilinç topluma yayılmalıdır.
Ferdin ve toplumun mülkiyet hakkının kutsallığı eğitimle aşılanırsa, sosyal dengenin bozulmasının kısmen önleneceği bir gerçektir. Eğitim, mülkiyet hakkına saygıyı topluma yaymadıkça, o toplum kendi mülkiyet hakkını koruyamayacaktır. Fertlerin mülkiyetinden, toplumun mülkiyetine kadar uzanan çizginin korunması, kutsanması ve saygı duyulması, çok önemli bir görevdir. Bırakınız ne yaparsa yapsın; bırakın nereden kazanırsa kazansın ifadeleri kulağa hoş gelebilir, ama zamanla toplumun ve fertlerin mülkiyet hakkını ortadan kaldırmaya kadar giden bir süreç olabilir. Bu durum, bir bakıma toplumun kendi kendisini kemirmesi ve intiharı olacaktır.