kapat

30.07.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Kendi polisine inanmayan Meclis!..

Eğer Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Sayın(!) üyeleri bu ülkenin polisine inanmıyorlarsa, söyler misiniz, vatandaş Hıncal, vatandaş Mehmet, vatandaş Ahmet nasıl inansın?..

Türk polisine, Osmanlı Zaptiyesi olarak kurulduğundan bu yana en büyük hakareti Türkiye Büyük Millet Meclisi yapmış ve bu polisin güvenilmez olduğunu, bir Meclis kararı olarak tarihe yazmıştır.

Bu utanç polisin mi olacaktır, yoksa Sayın(!) Milletvekillerinin mi, bu yoruma bağlıdır.

Her gece, ama her gece televizyon haberlerinin ayrılmaz parçasıdır, trafik kazaları..

Her yıl orta boy bir Anadolu kasabası, bu kazalar sonucu haritadan silinir. Bilanço o kadar korkunçtur.

Uygar dünyanın dört bir yanında bulundum, şu, bu sebeble.. Bulunduğum her ülkede de, biraz da gazetecilik merakı ile yerel gazeteleri hergün aldım, baktım.. Bir tek trafik kazasına denk gelmedim.. Tesadüf etmedi.. Etmedi, çünkü, oralarda kaza çok ender rastlanan birşey..

Türkiye'de trafik kazası yazmayan gazete bulmak mucizedir oysa..

Neden?..

Çünkü Türkiye'de insanlar trafik kurallarını umursamazlar.

Neden umursasınlar ki..

Bir defa yakalanma riskleri hemen hemen yoktur. Uygar dünyanın araç ve insan bakımından en kısıtlı trafik örgütü bu ülkededir. O araç ve insanların hemen yarısı da, İstanbul ve Ankara gibi büyük kentlerde, trafikle uğraşmaz, eskortluk yaparlar.

Bugün İstanbul'da sabahtan akşama kadar yüz trafik suçu işleyin. Alın elinize trafik suç listesini hepsini birer birer işleyin yakalanmazsınız..

Yanımda noterle bu deneyi yapmaya hazırım.. (Televizyonlar işte size konu. Her kanalda ayni haberleri tekrar edeceğinize, kendinize öz, halkın yararına haberler yapsanıza biraz.. Biraz zahmete girsenize..)

İstanbul'da yakalanma tehlikesi yoktur.

Yok- tur!..

Uygar ülkelerde "YAKALANMAMA" şansınız yoktur oysa..

Yakalanmaktan korkmayan insanı korkutacak birşey vardır.

Cezanın büyüklüğü!..

Olmaz ya.. Yakalanmam ya.. Ama ya yakalanırsam..

Öyle bir ceza olmalı ki, hiç kimse sıfır riski bile göze alamamalı..

Meclis'e sunulan tasarı birazcık böyleydi..

Birazcık deyişime dikkat edin.. O yakalanmama şansınız olan uygar ülkelerde, cezalar 1000 dolar, yani nerdeyse yarım milyar civarında seyreder.

İnsan canı o kadar kıymetlidir o ülkelerde çünkü..

Biz bu kadarcığı düşünebildik. Gene birşeydi..

Ceza 90 milyon lira iken, hadi kırmızıda geçin, hadi şeritler arasında slalom yapın, hadi emniyet şeridini kitleyin, hadi hatalı sollayın, sürat yapın bakalım..

Ceza 180 milyon lira iken hadi alkollü direksiyona oturun, bir de telefon kullanın üstelik, görelim..

Bu yasa Meclis'ten geçseydi, binlerce insanın canı kurtulacaktı..

Geçmedi..

Geçirmediler..

İnsan canına zerre değer vermeyen Fazilet Partisi ile DYP işbirliği yaptılar ve trafik cezalarının arttırılmasını önleyecek önergeyi verdiler.

Gerekçeye iyi bakın:

"Rüşvet iddilarını yaygınlaştıracağı ve kötü amaçla kullanılabileceği için.."

Kötü amaçla kullanacak olan kim?.. Şu anda, belinde silah bu ülkede polislik yapan adam.. Cumhuriyetin polisi..

Ve sıkı durun.. Polisi, alenen, resmen, Meclis kararı ile lekeleyen bu isteğe, Türkiye Cumhuriyeti Hükumeti Adalet Bakanı da katılıyor.

Kendi polisinin yasayı kötü amaçlarına alet edeceğine inanan bir Adalet Bakanımız var yani..

Sosyal Demokrat, ya da demokratik sol (Sevsinler) partili Adalet Komisyonu Başkanı da katılıyor, inanır mısınız?..

Ve belki de bu ülke istilaya uğrasa, sırf birbirlerinin kuyusunu kazmak için birleşmeyecek, DYP, Fazilet, ANAP, DSP ve MHP birleşiyorlar, kararı ittifakla alıyorlar.

Koca Meclis'te kürsüye gelip yumruğunu vurarak "Ben polisime laf söyletmem arkadaş" diyen tek kişi çıkmıyor..

İçişleri Bakanı, polislerin sahibi, kendisi de polis Sadettin Tantan dahil.. Ve Türk polisinin üzerine en kara lekeyi kendi Meclisi oy birliği ile çalıyor.

Oy birliği ile "Bunlar rüşvet alır. Bunlar bu yasayı kötüye kullanırlar.." kararı..

Bunlar.. Yani Türkiye Cumhuriyeti polisleri.. Kardeşlerimiz, kuzenlerimiz, babalarımız, kayınçolarımız.. Yani bizden birileri.. Yani bizler..

***

Tabii polis içinde soysuzlar var.. Gazeteciler içinde yok mu?.. Hangi mesleğin soysuzu yok.. Maliye 90 milyon değil, 90 milyar, trilyonlar ceza kesiyor.. Orada rüşvet korkusu yok mu?.. Yargıçların elindeki ceza yetkisinin sınırı yok.. Yaşam koşullarını açıklayıp isyan ettiler.. "Kötüye kullanırlar" korkusu ile cezaları indirmek aklınızdan geçti mi?..

Meclis'te soysuz yok mu?..

Soysuzlarla mücadele etmek başka şeydir, bir kuruma, tümüyle ve Meclis kararı ile kara çalmak başka şey..

Meclis, polisten öbür dilemek zorundadır.

***

Sayın Süleyman Demirel,

Bu yasayı imzalamayın, geri gönderin.. Artacak cezalar binlerce insanın hayatını kurtaracaktır, kurtarın.

Bu gerekçeye vurulacak tokat, polisin onurunu kurtaracaktır, kurtarın..

Bu ülke insanının gerçekten babası iseniz Sayın Cumhurbaşkanım, bu yasayı, hem de en açık seçik ve en sert gerekçe ile geri çevirin ki, bu Meclis'in sayın(!) Milletvekilleri bu ülke insanının canının ve bu devletin, bu halkın, cumhuriyetin polisinin onurunun bu kadar ucuz olmadığını anlasınlar!..

Son umut sizsiniz, biliyor musunuz?..

TEBESSÜM
-Zengin delikanlı:

-Bütün paramı kaybetsem, beni gene sever misin?.

Demet Şener:

-Tabii severim ve de çok özlerim.

Açık Dilekçe

Sayın Zafer Mutlu, Sabah Genel Yayın Müdürü,

Yazarlarımızdan Can Ataklı, yaşadıklarından hiç ders almadan, yıllardan beri her futbol sezonu açılırken "Bu Fener berabere bile kalmaz.. Bu Fener bu yıl yenilmez.. Bu Fener bu yıl şampiyon olur" gibi hayali yazıları ısrarla yazmaktadır.

Bu yazılar yüzünden gazetemizin inandırıcılığını kaybetmesi tehlikesi vardır.

Gereken önlemi lütfen alınız..

Saygılarımla,

Hıncal Uluç

Kuyudan taş!..

Kuyudaki taş bazan da çıkıyor.. Askeriyenin gösteri kıtalarından özenen bir İstanbul Emniyet Müdürü zamanında emir verdi diye, bu yaz sıcağında trafik polisleri, hem de en kızgın güneşin altında görev yapan tek polis türü trafikçiler fular bağlamak zorunda kalıyorlardı. Kaç Emniyet Müdürü değişti, fular değişmedi.

"Bir deli bir kuyuya taş atmış" diye yazdık.

Bu defa bir akıllı yetti çıkarmaya..

Emniyet Genel Müdür Yardımcısı, Trafik Hizmetleri Başkanı Şevket Ayaz, İstanbul Emniyet Müdürlüğüne bir yazı gönderip "Trafik polislerinin yazlık görev hizmetleri yönetmelikle belirlenmiştir. Bu yönetmelikte fular yoktur. Gereğini rica ederim" dedi ve polislerimiz fulardan kurtuldular..

Teşekkürler, Sevgili Ayaz.. Polislerin adına..

BİZİM DUVAR
İşçiler ve memurlar artık ayni şarkıyı söylüyor: "Ben doğarken emekli olmuşum..

Hakan & Utku

SEVDİĞİM LAFLAR
İçinde yalan olmayan tarih kitapları sıkıcıdır.

Anatole France (1844-1924)

Kan revan içinde komedi..

Kara komedi karşılamıyor.. Böylelerine "Kırmızı Komedi" mi demek gerek acaba?.. Müthiş bir film ama.. Müthiş.. Filmi getiren firmanın yöneticilerinden birine Ortaköy'de rastlamıştım.. "Yani ilginç bir film ama, ben sorumluluk almam" dedi..

Seyrederken anladım ne demek istediğini..

Ya nefret edeceksiniz.. Ya bayılacaksınız.. İkisininin arası yok..

Neye?..

Filme..

Adı ne filmin..

Hiç Hesapta Yokken..

Very Bad Things..

Filmde very bad things, yani çok kötü şeyler oluyor ama, bizdeki adı daha güzel..

Çünkü very bad thingler, hiç hesapta yokken oluyor..

Nasıl hesapta olsun ki..

Beş can ciğer arkadaş.. İçlerinden biri evleniyor.. Düğün öncesi son bir bekar eğlencesi düzenliyorlar, bekarlar cenneti Las Vegas'ta..

İçki.. Kumar.. Kokain.. Ve de tabii kadın.. Kadın Vegas'ın dünyaya yaydığı Kucak Dansını yapıyor.. Dünya Kupası sırasında Las Vegas'a gitmiştik.. Kazım'a "Bir kucak dansıdır gidiyor.. Bizi ille götür, görelim" dedik..

Koskoca bir salon.. Dört beş pist var.. Her pistte de bir dünya güzeli strip tease yapıyor.. 20 dolar bastırdınız mı, bu güzellerden seçtiğiniz kucak dansı yapıyor size.. Kucağınıza oturup dans etmeye başlıyor.. Müthiş erotik bir dans.. Niye işler çığırından çıkmıyor?..

Çünkü dansın kuralı var. Kadın size dokunabilir, ama sizin dokunmanız yasak.. Elleriniz hafif kıpırdadı mı, kızın bir işareti.. Goriller, ama ne goriller aport..

Bir dansa baktım.. Bir kendimi yokladım.. Anında kapının önüne konabiliriz.. Seyretmekle yetindik..

Beş bekar arkadaş odalarına bir de kucak dansçısı çağırıyorlar.. Anlaşma sadece dans için.. Ekstrası 500 dolar.. Anlarsınız ya..

Beşlerden biri, kızı banyoya atıp ekstraya kalkışınca ve banyoda ayağı fena halde kayınca, kız kanlar içinde yere yığılıyor..

Şimdi ya polise gidecekler, ya da cesedi yok edecekler..

Christian Slater (Harika oynuyor ha.. Zaten hepsi harika oynuyorlar), arkadaşlarını cesedi yok etmeye ikna ediyor ve arkası çorap söküğü gibi geliyor.. Cesetler birbirini izlemeye başlıyor.. Hepsi kan revan.. Ondan sonra filmde kırmızı rengin olmadığı sahne yok.. Hatta bembeyaz düğün töreninde bile hakim renk kırmızı.. Ama siz gülüyorsunuz.. Bunca kan arasında fena halde gülüyorsunuz hem de.. Eğer kan tutma gibi bir hastalığınız yoksa, ben size gidin derim.. Derim de, sorumluluk almam.. (İşi öğrendik değil mi?..)

Ayrıca..

Cameron Diaz fıstığı var.. Evlenme delisi kızda olağanüstü..

Ayrıca..

Sevgilileri "İlle de evlenelim" diye tutturan erkekler, kız arkadaşlarını ellerinden tuttukları gibi bu filme götürsünler..

"İlle evlenelim" insanı nerelere götürüyor, göstersinler.. Bakarsınız işe yarar!..

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır