"Zahmetsiz kazanç dönemi sona ersin"
Zahmetsiz kazanç dönemi acaba ne zaman başladı dersiniz?
Padişahlık döneminde Enderun'a bağlı "Kapı kulları"nın aldıkları rüşvetlerle mi; yoksa Saray'ın gözüne girmişlere, Padişah'ın bizzat lütfettiği "İhsan-ı şahane"lerle mi?
İttihatçılar, I.Dünya Savaşı sırasındaki kıtlıkda, zengin etmek istedikleri partililere dışardan un, fasulya vs. getirsinler de, içerde karaborsadan satsınlar, diye vagon tahsis ederlerdi...
İsmet Paşa'nın ilk başbakanlığındaki demiryolları seferberliğinde, bazı bölgelerdeki demiryollarının yapımı, tanıdık bir kaç kişiye ihale edilmişti.
Çok partili dönemde de bu eski yöntem sürdü gitti. "Karma ekonomi" modeli ucubesi, "devlet eliyle kişi zengin etme" mekanizmalarını çok rahat çalıştırıyordu...
Örneğin Devlet Orman İşletmeleri'nin, orman ürünlerini "tomruk"tan öteye işlemeleri; kereste, ambalaj tahtası, parke vs. yapmaları yasaktı...
İktidardaki kişilerin yakınlarına, özel emirlerle devlet bankalarından büyük krediler açılır; onlar da bu kredilerle tomrukları satın alıp keresteye çevirirlerdi...
Ve keresteleri yine devletin inşaat yapmakla yükümlü kurumlarına satarlardı.
Bu model her alanda yaygındı. Örneğin sermayesine Emekli Sandığı'nın büyük oranda ortak olduğu bir oteli, devlet bankalarından birinin yan kuruluşu olan bir sigorta şirketine, sigorta ettirir ve açıktan yüklüce bir prim alırdın..
Bu olanakları sana ne karşılığı sağlarlardı?
Siyasal propaganda yapma karşılığı da sağlarlardı, bazı değişik tür eğlence partileri düzenleme karşılığı da..
Zahmetsiz kazanç mekanizmaları çok gelişmişti bizim "Karma ekonomi" ucubesinde...
Bir devlet bankasından açılacak krediyle dışardan bir matbaa makinesi getirir ve bankaya olan borucunu, bankanın senin matbaanda yaptıracağı kağıt basımlarıyla öderdin.
Bizim gençliğimiz böylesi bir kapkaç düzenine hem karşı çıktığımız, hem de bu düzenin gerçek yüzünü ortaya koymaya çalıştığımız için, iğneli fıçılar içinde geçti...
O sıralarda bir çok kişi de, bu tür yöntemlerle kestirmeden servet sahibi olmayı bir hayat başarısı olarak benimsiyordu.
Ve böylesi bir başarıyı kıvıramayanlara salak diye bakıyordu.
Zahmetsiz kazanç dönemi artık sona eriyor mu? "Hiç sanmam" demeyin...
Zorunlu olarak sona ermede...
Özelleştirme hızlanmakta olduğu için sona ermede, saydamlaşma hızlandığı için sona ermede, globalleşme hızlanmakta olduğu için de öyle...
Gerinin gerisinde kalmış bir köylü ülkesinde, "karma ekonomi" modeliyle içerden sermaye birikimi yapma olanağı yoktu..
Yabancı sermaye, "kalite" getireceği için de; demagoji ve kapkaçla afurlu tafurlu bir hayat süren siyasal kadroları ürkütüyordu..
Ve sözde yerli sermayeyi geliştirme yöntemi, tam bir iç talana dönüşüyordu...
Şimdi iç talan yarışı geldi duvara dayandı.
Şayet global sermaye gelmezse, Türkiye tam bir enerji dar boğazına girecek ve karanlıklara gömülecek...
İç talan bitmek zorunda; bir çok avantacı, kapkaçcı ve yutturmacı, kıç üstü oturmak zorunda.
Dikkat ederseniz bir çok partide çatlamalar, patlamalar başladı.
Neden?
Partileri ayakta tutan avanta umutları azalıyor da ondan...
Türkiye öylesine rezilane bir biçimde her alanda tam dibe vurdu ki, daha ötesi yok bunun...
Artık iyiye gitmek zorunda...
Ve gidecektir de inanın. Globalleşme sürecinin kalite düzeyiyle bütünleşebildiğiniz ölçüde de enseyi karartmayın...
Kalite, kalitesizi eleyecektir sonunda...