O renkli, şaâşalı, kuş sütü eksiksiz davetlere katılmasanız bile bu sayfayı okuduktan sonra sanki oradaymış gibi hissedeceksiniz kendinizi.
Laf aramızda küçük küçük dedikodularda yapacağız aramızda. Hem de herkesin duymadığı bilmediği tarzda olanlardan.
Ama tabii ki hiç kimseyi kırmadan incitmeden.
Çünkü herkesin özel hayatı kendisine ait. Biz bunun bilincindeyiz.
Biz kimseyi kırarak inciterek değil, tam aksine seviyeli tarzdaki sohbetlerimizle okutmak, sevdirmek istiyoruz kendimizi.
Şimdi durduk yerde bu sayfada yazmam nasıl hasıl oldu?
Aslında televizyon çalışmalarına başladığımdan beri yazı yazmaya pek vaktim olmuyordu.
Ama ne yalan söyleyeyim yazmayı özlemiyor da değildim.
Geçtiğimiz günlerde Seda Hanım (Bayan Sabah'ın Genel Yayın Koordinatörü) ile bir davette karşılaştığımızda "Söyle bakim sen niye Bayan Sabah için yazmıyorsun?" diye çıkışınca, bastırılmış duygularım kabarıverdi aniden o anda.
Pek belli etmemeye çalışsam da, çaktırmadan "istemem yan cebime koy" dercesine boynumu büküp "Tabii, neden olmasın," dedim.
Ama tembellikten mi desem, işlerin yoğunluğundan dolayı koşuşturmaktan mı bilemiyorum bir türlü bu işi gündeme getiremedim.
Birkaç gün önce artık utandım ve "bu bu işi artık halletmeliyim," dedikten sonra doğru alt kattaki pastaneye gittim ve hemen çikolatalı bir pastayı sardırıp doğru Seda Hanım'ın odasının yolunu tuttum.
(Bu arada hani ayıptır söylemesi gazetemizin alt katında pastanemiz var, hem de Pelit..)
Apar topar içeri girince Seda Hanım da şaşırdı, hele hele bir de elimde pastalar filan falan.
Neyse uzun lafın kısası, işlerimizi hallettik... Bu arada Seda Hanım'a götürdüğüm pastanın yarısını da kendim yedim.
Aman aman, hemen laf etmeseniz de olmaz.. "Niçin kendi götürdüğün pastayı kendin yiyorsun," diyorsunuz herhalde!
Yani hayretsiniz sizde... Bu da sorulacak soru mu?
Kadının güzelliğinin farkında değil misiniz? Nasıl hep böyle kalıyor dersiniz?
Kadın ben bildim bileli rejimde. Ne zaman bir davette Seda Hanım'la karşılaşsam elindeki tabakta beyaz peynir, iki parça domates, enginar, birazcık da marul.
Bırakın karnının doymasını insanın gözü bile doymaz bence.
Neyse kadınların bir bildiği vardır mutlaka. Bu arada çaktırmadan Seda Güler'in diyet listesini de vermiş oldum sizlere, bilmem farkında mısınız?
Ne olur ne olmaz bir kenara iliştiriverin bence.
Bu meslek aşkım öldürecek beni. Yine "iki arada bir dere"de dedikodu da yapıverdim.
Ne diyordum ben? Seda Hanım'dan bahsediyordum.
Bayan Sabah gibi bir gazetenin müdürü olmak, ayrıca bir de güzel olmak.. Kolay değil bence..
Biliyorsunuz güzel olmak sorun değil, güzelliğe ulaşmak da, zor olan her daim güzel kalabilmek!
İşte işin sırrı bu bence... Siz ne dersiniz?
Evet, artık yeter dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız galiba, bence de yeter patrona bu kadar güzel demek.
Ama bugunkü köşemi zaten size 'merhaba'ya ayırmıştım. Fırsat bu fırsat patroniçeye de şöyle minik bir kompliman yapmanın zararı yok sanırım.
Bu arada sırası gelmişken bir duyurum daha olacak.
Bilmem seyrediyormusunuz, her sabah 10:30'da atv'de yayınlanan ve genel koordinatörlüğünü Alper Cücenoğlu'nun yaptığı "Sabah Keyfi" isimli programın magazin koordinatörlüğü'nü yapıyorum.
Şafak Karaman ve Esra Balamir'in sunup, her gün ünlü sanatçılara ev sahipliği yaptıkları programda ben de "Magazin Keyfi" bölümünde İstanbul'un eğlence dünyasının ünlü mekânlarını, büyük davetlerde yaşanılanları, güzellikleri getiriyorum ekranlarınıza.
Ama şu sıralarda yaz olmasından dolayı her hafta sonu Türkiye'nin ünlü tatil beldelerini, otellerini, plajlarını getiriyorum tabii.
O yüzden her hafta sonu ben "tak sepeti koluna herkes kendi yoluna" misali çat kapı burada, çat kapı arkasında misali dolanıp duruyorum.
Görüyorsunuz, bu arada çaktırmadan atv'deki programımızın reklamını da yapıverdim.
Yani bu arada sizlere şunu da ima ediyorum.
Bu köşede sizlere sadece İstanbul'daki davet ve dedikoduları vermekle yetinmeyeceğim.
Bundan sonra nerede, ne var bu sayfada, bu köşede anında öğreneceksiniz.
Evelallah bundan böyle "dedikodu" nerede, pardon "haber" ben orada.
Ohh be... Reklamlar bitti... Şimdi haber zamanı...
Pardon nerede kalmıştık?..