kapat

26.07.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CAN DÜNDAR(cdundar@sabah.com.tr )


Atatürk ve Hz. Muhammed

Geçen hafta "Bir kaset de benden" başlığı altında yazdığım yazıya değişik tepkiler aldım. O yazıda "Din-Devlet-Toplum" ilişkilerinin tartışıldığı Abant toplantısının kapanış bildirisinde Atatürk'e yapılan atfı eleştirmiştim.

Atatürk'ün "konjonktürel argümanlar"ını, "gerçek görüşleri"nden ayırmak gerektiğini vurgulayıp, O'nun dine bakış açısını mükemmelen özetleyen bir konuşmasını nakletmiştim. 1 Kasım 1937 tarihli konuşmasında Atatürk, "Biz, ilhamlarımızı gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan alıyoruz", diyor ve kendi ilkelerini "gökten indiği sanılan kitapların doğmaları"ndan ayırıyordu. Meraklıların, daha fazlasını O'nun liselerde okutulması için bizzat kaleme aldığı tarih ders kitabında bulabileceklerini de eklemiştim.

Yazı yayınlandıktan sonra da e-mail'ler yağmaya başladı: Okurların çoğu, yazıda sözü edilen tarih kitabını nerede bulabileceklerini merak ediyorlardı.

İlgili ilgisiz her konuşmaya "Atatürk diyor ki" diye başlanan ülkede, nedense, özellikle de o tarih kitabının muhatabı olan gençler, Ata'nın bu konudaki görüşlerinden bihaberdi.

Ben e-mail'lere cevap yetiştirmeye çalışırken Sabah'ta Nuriye Akman'ın Abant Platformu'nun koordinatörü Prof. Dr. Mehmet Aydın ile yaptığı söyleşi yayınlandı. Nuriye, Atatürk'ten yaptığım alıntıyı hatırlatınca Prof. Aydın, "buradaki anlamın benim sandığım kadar açık olmadığını" söylüyordu. Prof. Aydın'a göre "en tehlikeli zamanlarda, mesela 1924-25'lerde, doğru bulduğu şeyleri açık açık söyleyen bir kişinin, dinle ilgili olarak konjonktürel konuşma yaptığını söylemek epeyce ciddi bir iddia"ydı. "Tarih notları"nı ise Aydın'a göre "1933-34 yılında Türk Tarih Tetkik Cemiyeti azalarının bir bölümü, verilen görev üzerine yazmıştı."

***

Başta şunu söyleyeyim ki, ben Abant benzeri diyalog toplantılarının toplumsal gerilimi yumuşatıcı, karşılıklı anlayışı pekiştirici önemli işlevleri olabileceğine inanıyorum. İtirazım, her şeyde olduğu gibi burada da Atatürk adının yerli yersiz, gerekli gereksiz (ve en önemlisi yalan yanlış) kullanılmasına... Bunun, bütün yaşamını "bilimin yegane yol gösterici olduğu"nu anlatmaya adamış bir öndere haksızlık olduğuna inanıyorum.

Bir çok konuda olduğu gibi din konusunda da Atatürk'ün anı, yazı ve konuşmalarını değerlendirirken "hangi dönemde" diye sormak zorunludur. "M.Kemal'in, en tehlikeli zamanlarda, 1924-25'lerde bile doğru bulduğunu açık açık söylediğini" öne süren Prof. Aydın, 1924 anayasasında "Türkiye devletinin dini, İslam'dır" yazdığını elbette bilir. Oysa M.Kemal, "devletin dini olmayacağına" daha gençlik yıllarından inanmıştı, lakin "dönemin gerekleri" bu hükmü anayasaya koymasını zorunlu kılıyordu. O gerekler kalkınca, bu hüküm de anayasadan sökülüp atılmıştır.

Atatürk'ün "Din ve Laiklik Üzerine" görüşlerini derleyen Doğu Perinçek, (Kaynak Yayınları, 1997) bu kapsamlı çalışmasının önsözüne Hilafetin kaldırıldığı 3 Mart 1924 tarihinin devrimin dönüm notkası olduğunu söyler. Perinçek'e göre o tarihten sonra siyasal hedefe ulaşılmış ve ideolojik olarak "kutsal hakimiyetten, millet hakimiyetine geçiş" başlamıştır.

İşte Atatürk'ün 1930 yılında "Lise Tarih" kitabı için bizzat kaleme aldığı notlar, bu geçiş döneminin sonunda ulaştığı noktanın eseridir. Bu notlar, geçen yıl bizim de, cumhuriyetin 75. yılı belgeseli için girip çalıştığımız Anıt-kabir kütüphanesindeydi. Bu belgelerin fotokopileri, 1993 Temmuz'unda Aydınlık'ta yayınlanmıştı. Sayın Aydın'ın sandığı gibi "siparişle yazdırılmış satırlar" değildi bunlar; Atatürk'ün kendi el yazısıyla tuttuğu notlardı.

Tartışmamıza ışık tutacak satırlar, notların "Araplar-Muhammet" başlıklı bölümünde yer alıyor. Bu bölümde "Muhammedin peygamberliği" ara başlığı altında Atatürk, "vahiy" konusunda -noktası virgülüne aynen- şöyle yazıyor:

"Muhammedin Peygamberlik vazifesinin nasıl başladığını izah etmek en nazik ve en müşkül meseledir. Muhammedin bir melek ile allah ile hakikaten konuşmuş olduğu kanaatinde bulunanlar olduğu gibi Muhammedin, isteyerek böyle söylediğini de ileri sürenler olmuştur. Bu faziyeleri bir tarafa bırakmak ve meseleyi ilim ve mantık çerçevesi içinde mütaala etmek daha doğru olur. (..) Kuran sureleri, Muhammede açık semada peyda olmuş bir şimşek gibi günün birinde, birdenbire bir taraftan inmiş değillerdir. Muhammedin beyan ettiği sureler, uzun bir devirde dini tefekkürlerinin mahsulü olmuştur. Muhammet bu surelere birçok çalıştıktan ve tedkikler yaptıktan sonra edebi bir şekil vermiştir."

Yanılmıyorsam, bu görüşler, yazıldığı dönemde tarih kitaplarına yansımadı. Yansıyan bölüm şuydu:

İşte Atatürk'ün "vahy"e bakışı budur. ("İslamın kabulünün Türk milletinin milli hislerini nasıl uyuşturduğu" konusundaki görüşlerini merak edenler de Prof. Dr. Afet İnan'ın hazırladığı "Medeni Bilgiler ve M.Kemal'in El Yazıları" kitabına -Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ank. 1988- bakabilirler).

Abant bildirisi "İslam'da vahiyle akıl arasında bir uzlaşmazlık olmadığını" söylüyordu. Kastedilen yaklaşım bu ise, çok önemli bir noktadayız demektir.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır