


Tapu delinmeden
Hafta sonunda önemli iki tarihi olayı kutladık. Basından sansürün kaldırılmasının 91., Lozan Barış Antlaşmasının 76. yıldönümleriydi.
24 Temmuz Cumartesi günü, bu iki olayı üstüste ve içiçe andık.
Basında sansür, Osmanlı İmparatoluğu döneminde kaldırıldığı için olmalı, Cumhuriyet'in bazı gazetecilerine de bu önemli olayı ya hapiste ya da hapse atılmak olasılığı altında kutlamak kalmıştı.
Bu yıl da öyle yapıldı.
24 Temmuz'ların anlam ve önemleri, demeçlerle, konferans, seminer ve resepsiyonlarla vurgulandı.
***
Dünyada, herhangi bir barış antlaşmasına imza atmayan ve daha sonraki yıllarda da bunu kutlamayan bir tek ülke yok.
Ama basınındaki sansürü kaldıramadığı halde, kaldırmış gibi "bayram" yapan başka ülke de yok.
24 Temmuz Basın Bayramı'mızın belli ki önemi ve özgünlüğü buradan kaynaklanmakta...
Belki günün birinde de, basında sansürü kaldırmaya, terörcülük ve bölücülükle gazetecilik ve yazarlık arasındaki farkı iyice belirleyip görmeye de inşallah sıra gelecektir.
Yoksa, Türkiye Cumhuriyeti'nin tapu senedi Lozan Antlaşması uzun vadede korumak da kolay olmayacaktır.
Dost ve müttefik Avrupalılar, imzacısı oldukları Lozan'ı görmeme ve tanımama bahanesi arayıp duruyorlar.
PKK'ya verilen gizli açık, dolaylı dolaysız destek veya hoşgürü bu arayışın en temel nedeni ve sonucu. Buna basındaki özgürsüzlüğü de eklemeye can atıyorlar.
Avrupa bu tür bahaneleri, ülkemizin her zaafında arıyor. Yasalarımızdaki kısıtlamalardan, ekonomimizdeki tıkanıklardan kendilerine vazife çıkarıyorlar.
***
Atatürk'ün Lozan Antlaşması'yla ilgili şu sözleri her zaman geçerlidir:
"Bu antlaşma, Türk Milletine karşı asırlardır hazırlanan ve Sevr ile tamamlandığı sanılan büyük bir suikasti ortadan kaldıran bir belgedir."
Bu nedenle de, Lozan'nın temel hükümlerine karşı Avrupalıların öne sürdüğü her iddia Türkiye'ye karşı bir suikast girişimidir.
Bu iddiaların başında azınlık haklarının çiğnenmesi geliyor. Lozan'ın imzacısı Avrupa'lılar, kimlerin azınlık olduğunu bu Antlaşma'da tek tek saymışlardı. Azınlıkların yalnızca Rumlar, Ermeniler ve Museviler olduğu karar altına alınmıştı. Onlarla ilgili düzenlemeleri belirlemişlerdi.
Şimdi ise aynı Avrupalılar Lozan Antlaşması'nda yer almayan maddeler ve kavramlar icadetmekteler. Müslüman çoğunluğun içinden azınlık yaratmaya çalışmaktalar. Bu azınlıklara siyasal hak tanınmasından, otonomiden söz etmekteler.
***
Lozan'ın imzacısı olan İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan'ın politikacıları, diplomatlar, gazetecileri bugün böyle bir antlaşmanın tarafı olduklarını unutuyorlar.
Biraraya geldikleri, siyasal, ekonomlik ve diplomatik çıkar birliği içinde birleştikleri Avrupa Parlamentosu çatısı altında kendi başlarına kararlar almaya yöneliyorlar.
76 yıl önce Türkiye'de müslüman azınlık yok diye imza attıkları Lozan Antlaşması'nı, Türkiye Cumhuriyeti'nin ulus devlet niteliğini, bağımsızlığını ve egemenliğini değiştirmeye karar vermiş gibiler.
***
Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküntü günlerindeki alışkanlıkları içinde, ve o günleri anımsatan bir anlayışla, müdaheleler sergilemeye yönelmektedir.
Kıbrıs Barış Harekatı'yla başlayan sürec içinde ve PKK terörü çıktığından bu yana ise , adım adım bu müdahelelerini, insan hakları ya da azınlık hakları görüntüsü altında sürdürmekteler.
Lozan'ın ve Basın Bayramı'nın aynı güne rastlaması Türkiye halkı için önemli bir şans.
Türkiye bu şansı, meclisiyle, hükümetiyle, basınıyla, halkıyla önümüzdeki yıl daha iyi değerlendirmek azim ve kararlığında olmalı.
Yoksa Türkiye'nin tapu senedi Lozan'ı delmek için Avrupa Birliği bahane aramaya ve yaratmaya devam edecektir.