"...Dünyada ortaya çıkan yeni değişim eğilimleri, Türkiye'nin de etkileneceği ve uyum sağlaması gereken oluşumlara yol açmaktadır... Dünyadaki tarihsel değişimin getirdiği çok değişik koşullar ve yepyeni dengeler, Türkiye'yi, kendini önceki dönemin yaklaşımlarının dar kalıplarına hapsetmemeye ve gerek dış politika, gerekse dış ekonomik ilişkiler alanında yeni ulusal hedefler saptamaya zorlamaktadır. Tarihin her yönüyle oluşumunun hızlandığı bu yeni çağda, Türkiye'nin önünde açılan fırsatlardan yararlanması ve çıkarlarını koruyabilmesi, diğer bir deyişle sağlıklı stratejiler saptayabilmesi için, küremizdeki değişimleri iyi kavraması ve dünya sahnesindeki temel siyasi ve ekonomik akımları gerçekçi biçimde değerlendirmesi gerekmektedir. Bunun için de global düşünmesi ve global politikal üretmesi gereklidir... Türkiye bir Avrupa ülkesi olduğu kadar, bir Balkan, bir Karadeniz, bir Kafkas ve Asya ülkesidir. Arap dünyası ve Kuzey Afrika ülkeleriyle de tarihiz ve köklü ilişkileri vardır. İşte soğuk savaş ortamı nedeniyle yarım asır boyunca değerlendirilemeyen bu emsalsiz jeopolotik konum, dünya dengelerindeki köklü değişimler nedeniyle, Türkiye'nin önüne bu saydığımız bölgeler ile ortak çıkar alanlarını genişletmek, derinleştirmek ve zengileştirmek hususunda yepyeni ufuklar açmaktadır..."
Kitapta, Türkiye'nin askeri önemin Batı açısından azalması konusuna değinilirken şöyle ifadeler kullanılıyor:
"...Türkiye uzun yıllar NATO için jeopolitik öneminden yararlanarak Batı kurumlarına katılabilidi, bu niteliği batı ülkeleri için ön planda geldi. Ne var ki, yeni dünya koşullarında bu önem artık değerini yitirdi. Bundan böyle Türkiye ancak, demokrasisinin mükemmelliği, insan haklarına, sosyal haklara saygısı, ekonomik-teknolojik-kültürel alandaki başarı çizgisiyle kendisine bu yeni dünyada saygın bir yer bulabilecektir..."
Size kitaptan bir cümle daha:
"...Önümüzdeki dönemin en önemli sorusu, Türkiye'nin geleceğini nerede ve nasıl garantileyeceğidir..."
Bu sorunun cevabını sadece askerler değil, ama sivillerin de iyi düşünmesi gerekiyor.. Siyasetçiler yanında, düşünce üreten herkesin bu konuda görüşlerini açıklaması gerekmiyor mu?
Bunun, bir türlü işlemeyen platformu da hazır; TBMM Dışilişkiler Komisyonu.. Komisyon, ABD'deki gibi bu ve benzer konularda düşünenleri, yetkilileri, uzmanları, ama sadece devletin resmi görüşünü savunanları değil, çağırıp sorsa, sonra de kararını parlamento ve hükümete sunsa, Türkiye de bunları tartışsa iyi olmaz mı?
Örneğin, hükümetin bir "Su Stratejisi" veya Harp Akademileri kitabında belirtildiği gibi, bir "Hidrostratejisi" var mı?
Çünkü 2000'li yılların hemen başından itibaren Ortadoğu'da su sorunu iyice gündeme gelmeye başlayacak.. Bu sorun batıya da taşınacak..
Bıçak kemiğe dayanmadan Ankara harekete geçse daha tutarlı olmaz mı?