Yıkılan dağların altında kalmışçasına ezilmek. En susuz kaldığın anda inandığın musluk kuru. En bağırmak istediğin yerde ağzında bir tıkaç. Ve ufuklar baştan başa daralmış bir zindan duvarı...
Sonu yok boş bir karanlıkta susuz ve sessiz başını, duvarlaşmış ufuklara vura vura yuvarlan. Yuvarlanan bir başta, yuvarlanan fikirler, yuvarlanan fikirlerde yuvarlanan bir çınlayış. Bitmeyen bir çınlayış, dinmeyen bir çınlayış...
Bu küçük kız çocuğu neden ağlıyor?
Ağlayan kız çocuğunun göz yaşlarında ağlayan bir kadın, ağlayan kadının göz yaşlarında gülen bir kadın. Sonra bu kıl testereleri... Cehennemi bir motorun çalıştırdığı kıl testereleri... Kalbin ah ettiği yerde en haini gider gelir, gelir gider bu testerelerin.
Cinnet mis kokulu bir ekmek içi gibi nimet. Radyom gözlü, aya doğru uzanmış mahsun bir yılan, inceden bir türkü söyler parasızlığa dair...
Kaç bin yılın, uykusuzluğunda orkestralar çalınır. Bir el yükselir Tanrıya, sararmış kıvrık parmaklarında, boğulan insanların son gayreti, bir parça huzur ister:
- Bir parça huzur, huzur bir parça...
Küçük bir kız çocuğu ağlar. Bir baş, yuvarlanır yuvarlanır gider karanlıklarda çınlayarak.
Ve kıl testereleri göz bebeklerinde. Ve kıl testereleri dimağda. Ve kıl testerelerinin en haini kalbin ah ettiği yerde...
Bu ne bitmez işkencedir? Kim kilitledi bu kapıları?.. Kim vuruyor gecenin camlarını? Ölümde kürek çekenler kim? Neden bulutlar eskimiş bir sıva gibi dökülüyor?
Bu asap bozukluğu...
Sırıtarak yürüyen adam. Tangır, tangır geçen at arabası... Kaykılmış resim çerçevesi. Hala gelmeyen kahve... Geri kalan saat. Kapanmayan radyo...
Bitsin, bir şeyler bitsin. Bu manasız kabus, bir tiyatro dekoru gibi kaybolsun.
Mutlu yıldızların serin yağmuru yağsa. Ağlamasa bu küçük kız çocuğu. Motor sussa ve kırılsa teker teker kıl testereleri...
Bulutlar beyaz beyaz yerlerini alsa, ufuklar geniş geniş yerlerini... Bir uzun:
- Oh... çıksa içimizden.
Ilık bir banyodan sonra temiz çarşaflarda uyumak gibi huzur. Biten bir esere atılan imza gibi huzur. Bir güveylik sabahındaki gerinmek gibi huzur...
Bu asap bozukluğu...
İnsan bazen yoruluyor. Kelimeler tank paletleri gibi takır takır. Kapı açılmıyor, cam kırılmıyor, en susuz kaldığın anda inandığın musluk kuru. En bağırmak istediğin yerde ağazında bir tıkaç. İhanet şeytanlarının çatalları ortasında zıplıyorsun.
Ve sonu yok boş bir karanlıkta yuvarlanıyor başın. Yuvarlanan bir başta yuvarlanan fikirler, yuvarlanan fikirlerde yuvarlanan bir çınlayış. Bitmeyen bir çınlayış, dinmeyen bir çınlayışı...
Ve ağlayan küçük bir kız çocuğu.
Not: 35 yıl önce yazılmış bir yazı... "Kopuk kopuk"tan...