Bir yıldır, neredeyse hergün "mali milat" ve "nereden buldun?" konusu tartışılıyor. Son bir aydır daha çok yoğunlaşan bu tartışmalar, daha devam edeceğe benziyor. Cumhurbaşkanı Demirel'in ekonomiyi tıkadığını ve güvensizlik yarattığını belirttiği "nereden buldun" konusunda şu sözleri de ilgi toplamıştı: "Cebinde üç kuruşu olan adamın parası kara para mı? Nereden buldun sorusu yanlıştır. Vatandaşa 'namuslu olduğunu ispatla' diyemezsiniz."
TÜSİAD ve TOBB'dan sonra Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli de bu tartışmaya katıldı. Bahçeli, "nereden buldun" yasası nedeniyle yurtdışına 30 milyar doların kaçtığını söyledi.
Mali milat, değişik tarihler belirlenmek suretiyle; stok ve demirbaş affı, stoksuzluk affı, emlak vergisi ve nereden buldun uygulamaları için sözkonusu oldu. Ancak bunların içinde en çok tartışılan, "emlak vergisi ve özellikle de nereden buldun?" uygulamaları ile ilgili düzenlemelerdi.
Mali milata ve "nereden buldun?" sorgulamasına esas düzenlemelere, kim niçin tepki gösterdi? Kim haklı, kim haksız?
1- Son vergi yasası ile yapılan düzenlemelerle, 1999'dan itibaren her türlü harcamanın ve tasarrufun kaynağının sorulması öngörüldü.
2- Burada 30 Eylül 1998 olarak da, bir "milat" tarihi belirlendi. Vatandaşa; 30 Eylül 1998'de "Mevcut lira, döviz, mevduat ve benzeri kıymetlerini bankaya bir günlüğüne bloke edersen, bunun kaynağını sormayacağız ve geçmişe dönük vergi de almayacağız, ayrıca ileride harcama ve tasarrufun kaynağı olarak bloke ettiğin kıymetleri kabul edeceğiz" denildi.
3- Vatandaş, bu konuda neyi nasıl yapması gerektiğini net olarak öğrenmek için Maliye'nin tebliğini bekledi. 1,5 aylık bir gecikmeyle, uygulama esaslarını ve ayrıntılarını açıklayan Tebliğ, 30 Eylül'e iki hafta kala Resmi Gazete'de yayımlandı.
4- Bu ülkede herkes, sabahleyin güne Resmi Gazete okuyarak başlamadığı için, çok kişi tebliği görmedi bile.
5- Gazetelerde tebliğ ile yapılan düzenlemelerle ilgili yazılar çıktı ama bir gazetedeki açıklama diğerini tutmuyordu. Vatandaşın kafası iyice karıştı.
6- En büyük korku nakit parasını, dövizini, çeklerini, hisse senetleri, hazine bonosu, tahvil, varlığa dayalı menkul kıymet, gelir ortaklığı senetleri vs. gibi kıymetlerini, hüviyetlerinin fotokopisi ile 30 Eylül 1998'de bankaya liste halinde bloke edeceklerin korkusuydu.
Bunlar özellikle, bloke edecekleri kıymetler için "ya bizden geriye dönük vergi ve ceza alırlarsa" diye korkuyorlardı.
7- Gerçi, dönemin Başbakanı ve Maliye Bakanı; "Hiçbir şey olmayacak, geriye dönük ya da ileriye dönük vergi incelemesi olmayacak" diye söz verdiler ama vatandaş söze değil yasaya güvenmek istiyordu. Çünkü, tecrübeler bunu öğretmişti. İleride söz verenler giderse ne olacaktı? Yasada da bu konuda vatandaşı rahatlatacak genel bir düzenleme yoktu.
8- Yasada, sadece Vergi Usul Yasası'nın 30. maddesinin 7 numaralı bendi açısından vergi incelemesi yapılmayacağı taahhüt ediliyordu. Ancak, 417 maddeden oluşan Vergi Usul Yasası'nın diğer maddeleri ve diğer Vergi Yasaları'nın ilgili maddeleri uygulanırsa ne olacaktı?
9- Senetli ve senetsiz alacakların ne şekilde kanıtlanacağı belli değildi. Bankaya bloke edilen çekleri verenlerin yani çek aldıkları firmaların durumu ne olacaktı? O da belli değildi.
10- Yurt dışında bir bankada hesabı olanlar, bunu 30 Eylül'e kadar Türkiye'ye getirdiklerinde, gelen paranın yabancı bankadaki faizinin Türkiye'de beyan edilip edilmediği araştırılabilecekti. Beyan etmeyenden cezalı vergi alınabilecekti. Çok kişi bundan da korktu.
11- Mali Milat Tebliğin'de; altınların, mücevherlerin bankaya bloke edilmesi gerekmediği, satıldığında kuyumcudan belge alınmasının yeterli olduğu yazıyordu ama yasada altın ve mücevheratın 29 Temmuz 1998 itibariyle var olduğunun belge ile ispatlanması gerektiği yazıyordu. Kuşkusuz esas olan da yasaydı. Vatandaşın kafası burada da karıştı.
12- "Nereden buldun?" sorgulamasına esas yasa maddeleri, 1 Ocak 1999 itibariyle yürürlüğe giriyordu. Blokaj tarihi olarak 30 Eylül 1998 yerine örneğin 31 Aralık 1998 gibi bir tarih belirlenseydi, vatandaş da neyin ne olduğunu anlayacaktı, bazı hatalar düzeltilebilecekti. Nedense, bu yöndeki uyarılar da gözardı edildi.
Paralar yurtdışına
Sonuç olarak, bir sürü belirsizlik arasında, çok kişi, iki haftalık kısa süre içinde "mali milat" denilen olayın ve "nereden buldun?" uygulamasının ne olduğunu anlayamadı.
Sonunda, 30 Eylül bu belirsizlikler ve endişeler içinde hızla geldi geçti...
Yetkililerin hesap soracağız, fişleyeceğiz vs. şeklindeki açıklamalarından da ürktükleri için, insanlar paralarını dövize çevirip yastık altında sakladılar. Bir kısmı da yurt dışına götürdü.
İnsanlar, işyeri açmaktan, mal almaktan, otomobil ve gayrimenkul almaktan, sermaye artırmaktan korkar oldular. Global krizden etkilenen piyasalar, bir darbe de vergi yasalarından aldı. Durgunluk giderek arttı.
İşte olayın özeti bu...
Oysa, sert iniş yerine "yumuşak bir iniş" yapılsaydı, bu sorunların çoğu yaşanmayacaktı...
Şu aşamada herşey bitmiş değil. Vergi yasalarında "ince ayar" düzenlemeler bir an önce yapılır ve ekonomi canlandırılırsa, vergi gelirleri yine artar. Zararın neresinden dönülürse kârdır...