kapat

22.07.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
ALİ KIRCA(alikirca@sabah.com.tr )


25 yıl uzun mu?

Kıbrıs Barış Harekatı'nın 25. yılı önceki gün kutlandı. 25 yıl öncesinin siyasi, askeri ve diplomatik gelişmeleri hatırlandı.Düne bakılırken yarın da konuşuldu.

Üstelik "yarın"a ve çözüme ilişkin spekülasyonların yoğunlaştığı bir döneme rastlamıştı 25. yıl...Amerika, artık bir çözüm için bastırıyordu.Kıbrıs'ın sürüncemeden kurtarılması için görüşmelere yeniden start verilecekti.

Kimilerine göre; Öcalan'ın yakalanması sırasında ABD'den aldığı desteğe karşılık, Türkiye de Kıbrıs'ta ödün verecekti..

O zaman mı böyle pazarlık edilmişti, yoksa bu "alış-veriş" sonradan mı akıllara düştü, orası pek belli değildi.

Ancak, böyle bir spekülasyonun; uluslararası ilişkilerin kendi iç mantığına uygun düştüğü söylenemezdi.Devletler arasında çıkar esasına dayanan münasebetlerin olması kaçınılmazdı.Ancak bu çıkar alış-verişi, her sorunun, her çatışma alanının kendi sınırları içinde halledilirdi.

Yani, ABD, Öcalan'ın yakalanması ve teslimi sırasında Türkiye'ye yardım etmişse ve eğer mutlaka bir çıkar bağlantısı kurulacaksa; bugün Washington'un Kuzey Irak ve Kürt politikasıyla ilintili olması akla daha uygun olur.Çünkü uluslararası ilişkilerde "elma şekeri" değil, "havuç" politikası hükmünü icra ederdi.Aksi bile kabul edilse; Kıbrıs'ta ne Amerika'nın, ne de başka bir bölgesel gücün artık çözüm dayatması olanaksız gibiydi.

Sıcak çatışmanın ve savaşın olmadığı yerde, "barış" için ortalığı ayağa kaldırmanın anlamı yoktu.İşin özü şuydu: Kıbrıs'ta hiç kimse için "yeter artık" dedirtecek bir fiili durum bulunmuyordu. 25 yıl geçtikten sonra herşey için "geçmiş olsun"du... Bu son rüzgar da yakında "geçmiş" olacaktır...

Bizim bu yazıyı kaleme almamızınsa, Kıbrıs sorunu üzerine "kafa yormak"la hiçbir ilgisi yok...

Biz, 25 yıl önce olup bitenle değil, aradan geçen 25 yılın kendisiyle ilgiliyiz.

Önceki gün konuyla ilgili haberleri okurken, şöyle deyivermiştik fazla da düşünmeden:"Daha dün gibiydi!..

Gerçekten de öyleydi...
"Her anını eksiksiz dün gibi" hatırladığımız bir zaman kesitiydi Kıbrıs Barış Harekatı.

Üstelik, birinci ve ikinci harekatlar arasında gazeteciliğe adım atmış olmamız nedeniyle, kişisel tarihimiz açısından da önemi vardı.

Yani ilk harekat sırasında televizyon seyircisi; ikinci harekat sırasında televizyon "ilgili"siydik.Bize daha dün gibi gelen, ama bir insan ömrü açısından hatırı sayılır bir sürece işaret eden 25 yıl; zaman kavramının göreceli akışı üzerine düşünmeyi ve düşündürmeyi hak ediyordu.

Sadece 25 yıl öncesini hatırladığımız zaman hayli kısa; ama o 25 yıl öncesinden bugüne yaşanan her "an"ı hesaba kattığınız zaman asırlar kadar uzundu.

Zamanı uzatan ve kısaltan; o kocaman boşluğu dolduran olayların ve hayalleri "hayata geçiren" kahramanların ta kendisiydi; onların çokluğu ya da azlığıydı.

Ülkeler için de öyleydi... Kıbrıs sorunu üzerinde her dönemde birincil rol oynayan Amerika'ya bakmak yeterdi:

20 Temmuz 1974'ten, 20 Temmuz 1999'a Beyaz Saray'a ev sahipliği yapan başkanları ardarda sayıp bir bakın:

Richard nixon...Gerald Ford...Jimmy Carter...Ronald Reagan...George Bush...

Ve Bill Clinton...
Altı başkanın altı ayrı tarih yazarak çekildiği Amerikan siyaset sahnesine karşılık, Türkiye'nin siyaset sahnesinin kahramanı yine Bülent Ecevit...

Kim daha uzun yaşadı çeyrek yüzyılı?..

Buna karşılık, düşünün ki Türkan Şoray, Ajda Pekkan gencecik kadındılar... Nilüfer ve Sezen Aksu'ysa çocukluktan genç kızlığa yeni geçiyorlardı.Tarık Akan da delikanlı...Futbolda Cemil, Büyükmehmet devriydi... Avrupa'da ise Gert Müller fırtınası esiyordu...

Türkiye'nin siyasi tarihine ise bir 12 Eylül sıkıştı 25 yılda... Bir de iz bırakan "devr-i Özal"... Çok fazla değişen birşey olmadı yani...Lakin bu yazının amacı geçmişe yolculuk ta değil... Yazıyı yazdıran duygu ve düşünce kırıntıları en sona saklandı:

Çok sıradan, çok insani ama herhalde o kadar da çok paylaşılan bir ortak hissiyata parmak basmaktı amaç...

Biraz da hayattan, yılların amansız kasırgasında savrulmaktan korkanlara 25 yıllık bir küçük ümit rubaisi...

O barış harekatı günlerinde bu satırların yazarı 25 yaşındaydı..

Birisi ona 25 yıl sonraki "haller"ini sorsa, o da herkes gibi saymaktan yorulacağı yılların ağırlığına "yolun sonu"nu öngörebilirdi ancak...Ne yapılacaksa önündeki yakın zamanda yapılacaktı.

Oysa... Hayret... Yirmibeşyıl sonra da... Her sabah, herşeyin başı gibi başlıyor hayat... Dün gibi gelse de 25 yıl öncesi... Asırlar gibi uzun gelse de 25 yılın her zerresi...

Menzile ulaştığınız "bugün"de, yarını düşünecek ve yaşanacak çok yıllar var daha...

Şimdi hiç sormuyorum 25 yıl sonrasını... Sorsam yine bilinmez bir boşlukta kaybolacağım ve muhtemeldir ki yine yanılmış olacağım...

İyisi mi, siz de.. Ötesini sormadan başlayan her yeni güne...

Yazarlar sayfasına geri gitmek için tıklayınız.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır