kapat

22.07.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
ZÜLFÜ LİVANELİ(livaneli@sabah.com.tr )


Köy kavgaları

Dün bir arkadaşımla telefonda konuşuyordum.

Son günlerin bazı gelişmelerinden sözettik.

Ben her zamanki, alışamamış-kabul edememiş halimle "Peki ama niye böyle oluyor?" diye sordum.

Dedi ki: "Türkiye'de kimse barış istemiyor da ondan. Herkes kavga etmeyi seviyor."

Dostum, görmüş geçirmiş, çok tecrübeli bir gazeteci.

Ona hak verdim ama anlamakta yine güçlük çektim.

***

Bir insan kavgadan niye hoşlanır acaba?

Ölümlü olduğunu bilen tek canlı olarak zaten yeteri kadar azap çekmiyor mu?

Kazalarla, hastalıklarla, her an incinmeye hazır durumda yaşarken, niye birbirini ısırmak ihtiyacını hissediyor?

Birkaç dostuyla, sevdiği insanlarla, kitapla, müzikle, resimle, sanatla çevrili bir yaşamı derinlemesine sürdürerek daha anlamlı kılmak yerine, niçin hınç ve öfke içinde geçiriyor gecelerini?

Niye başkalarına kuyu kazıyor, tuzak hazırlıyor?

Bunca yıldır, bu soruların cevabını bulamadım.

Bazı insanların negatif enerjiye niye ihtiyaç duyduklarını, didişmekten niçin zevk aldıklarını anlayamadım.

Anlamam da mümkün değil.

***

Bu, işin bireysel yönü.

Bir de toplumsal boyutu var ve bu biraz daha anlaşılabilir.

Türkiye'de her gün biraz daha güçlenen kavga eğilimi, dışlanmışlıktan ve ülkenin yalnızlığından kaynaklanıyor.

Türkiye tek başına.

Ne dünya Türkiye'ye aldırıyor, ne de Türkiye dünyaya.

Kendi yağıyla kavrulan bir ülkenin insanları, tüccarları, sanatçıları, politikacıları, medyacıları da çok dar bir alanda yaşamak ve birbirinin ayağına basmak durumunda kalıyor.

Paylaşacakları pasta çok küçük.

Çevre dar.

Ve bu çevre durmadan dedikodu üretiyor.

Bu yüzden toplu bir kirlenme yaşıyoruz.

Kırk yılda bir kendi alanında ulusal sınırları zorlayan, dünyada kendine belli kanallar bulan romancı, ressam, bilim adamı çıkardık mı, ona da dünyayı zehir etmek için elimizden geleni ardımıza koymuyoruz.

Oysa Türkiye'nin böyle insanlara öylesine ihtiyacı var ve bu kişilerin sayısı öylesine az ki!

***

Anadolu'nun derinliklerinde kaybolmuş bir köy düşünün.

Bu köyde herkes birbirini yiyor, küçücük çıkarlar uğruna kavgadan gürültüden geçilmiyor.

Bunun sonucu olarak da o köyde kendilerine bir mikro cehennem yaratıyorlar.

Ama işin traji-komik yanı, bizim bu kavgalardan hiç haberimizin olmaması.

Dünyayı birbirlerine zehir ettikleriyle kalıyorlar.

İşte ne yazık ki; dünyadan bakıldığı zaman Türkiye'nin durumu da bu.

***

Düşündükçe -ne yazık ki- dostuma hak veriyorum: "Bu ülke kavga seviyor!"

Kabul etmek zor ama böyle.

Yazarlar sayfasına geri gitmek için tıklayınız.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır