Neyse ki masadaki centilmen bir Türk erkeği kızın sigarasını yakıyor, yoksa Almanya'nın Avrupa Birliği'nde çıkardığı dil krizinin bir benzeri de kebapçıda yaşanacak. Belki duydunuz, Almanya Avrupa Birliği toplantılarında Almanca'nın çalışma dili olmaması yüzünden bir süredir ciddi sorun çıkarıyor. Kimine göre bu bir kapris. AB'de iki çalışma dili var, İngilizce ve Fransızca. Almanya bir süredir Almanca'nın da çalışma dili olmasını istiyor. Amaç Avrupa'daki varlığını kanıtlamak, yani işin siyasi yönü var. Almanya AB'nin en büyük ülkesi, ardında da destekçisi Avusturya var. Bu durumda Almanya kendi açısından haklı. Almanlar diyorlar ki "Goethe'nin dili, AB vatandaşlarının dörtte birinin konuştukları dildir.
Almanya'yı anladık da bana ne oluyor? Evet, hayatta böyle kaprisler olabilir. Hatta olmalı! Çakmak isteyen kız sıkıysa gitsin Fransa'da ya da Almanya'da, hatta güney Amerika'da bir lokantada "Do you have a lighter?" desin. Bir kere demez. Almanya'da adamın suratına bile bakmazlar. Fransa'ya gelen İngiliz dilliler ise Fransızca'ya ne kadar dilleri dönmese de yine de gayret eder oranın diliyle sormaya.
Diyeceksiniz ki, ama bu Türkçe'nin sorunu... Sadece kısmen doğru, çünkü doğrunun diğer kısmında da kimsenin dil sömürgesi olmamak yatıyor. Türk kebapçısında İngilizce ateş istemek, biraz insani gevşeklik, ama biraz da sömürgeci tavrın uzantısı.
Bir ülkede konuşulan dilin gücü, o ülkenin gücüyle doğrudan orantılıdır. "Aman canım, Türkçe'nin gücü de ne ki?" diye düşünen varsa, işte Kosova, işte Çin'in Uygur Türkleri'nin yaşadığı Doğu Türkistan bölümü. Türk dilli coğrafyanın yayıldığı geniş alan dünyanın gözünü korkutuyor, ama Türkler'in kendi ellerindeki bu değerden haberleri yok.
Avrupa'nın büyükleri, kendi dillerini savunurken diğer taraftan da Avrupa'daki yerel dilleri yaşatmaya çalışıyor. Bunun için Avrupa Konseyi'nin Yerel Diller ve Azınlık Dilleri Sözleşmesi hazırlandı. Almanya kendi dilini uluslararası arenada savunurken, bunu imzalamakta sakınca görmüyor, çünkü kendi içinde ciddi bir yerel dil sorunu yok. Gelecekte ise iki milyonu aşan Almanya Türkü'nün ne gibi talepleri olur, henüz belli değil.
Fransa'daki durum ise başka. Fransa Avrupa Konseyi Sözleşmesi'ni onaylayamıyor, çünkü Fransız Anayasası aynen Türk Anayasası gibi Cumhuriyet'in dili tektir. Fransa bu konuda Avrupa'da kalan tek örnek.
Biz de Fransa gibiyiz, ama bir farkımız var: Onlar kendi dillerine özen gösteriyor, bizde ise kebapçıda "Do you have a lighter?" diye soruyorlar.