Baksanıza Neil Armstrong'un Ay'da ilk adımını atışından bu yana 30 yıl geçmiş.
O akşam Basınköy'de, Hürriyet'deki "Püf noktası"nın yazarı Leyla'nın evindeydik. Hep birlikte izlemiştik insanoğlunun Ay'a ilk inişini...
Zavallı Leyla'cık...
Beyaz Rus kökenli olduğu için Rusça'dan çeviriler de yapardı.
1971 darbesinde, onun da evini basıp bazı kitaplarını almışlar, kendisini de Sıkıyönetime götürmüşlerdi.
O kadar korkmuştu ki, bir daha kendini toparlayamadı ve ağır bir felçden sonra kaydı gitti dünyadan...
Bin yıllık bir geçmişin gerilerinden kalma bir Mogol etkisini galiba bir türlü atamadık üstümüzden...
İç yönetimde hala daha zulümden arınamamak...
Dışla ilişkili konularda da, yerli yersiz boyuna posta koymak...
Oysa yerelin yanında, tüm insanlığa ait evrensel bir kültürle birlikte, ortak bir Uzay kültürünün de benimsendiği dönemlerdeyiz...
Ne yapmalı ki, 70 bin mezra, 40 bin köyle giriyoruz 21. Yüzyıla da...
Ve belki de o yüzden Tanrı, değişimlerle gelişimlere öncülük edenlere; biz ve bize benzer toplumlardan daha önce göstermeyi yeğlemede kendi uzaysal boyutlarını...
Bir kaç gün önce müzikçi dostlarımız geldi Köyceğiz'e; Saim Akçıl ile eşi Gaye..
Birden konular öylesine değişiverdi ki, ne Kıbrıs sorununa dolandı laflar, ne de İnsan Hakları'na...
Bach'lar Beethoven'ler, Mozart'lar, Verdi'ler şimdi dünyaya bir kez daha gelmiş olsalar; eserlerinin radyolarda, TV'lerde, değişik yörelerdeki konser salonlarında ve evlerde, durmadan nasıl çalındığını görünce, kimbilir ne kadar şaşıracaklardı...
Kendi sağlıklarında en çok kaç kişi dinledi ki onları?
Ve şimdi her an milyarlarca dinleyici...
Ay'da yürüme boyutlarında bir değişim...
O güne dek ne bir köy, ne bir kasaba, ne bir kent görmüş olan bir dağ çobanı, küçük bir ilçeye inmiş.
O sırada ezan okunuyormuş. Bunun ne olduğunu sormuş. Ezan'ın bir namaz çağrısı olduğunu söylemişler. Namazın ne olduğunu sormuş. Tanrı'ya ibadet olduğunu söylemişler. Tanrı'nın da yeri ve kainatı ve tüm canlıları yaratan kutsal ve yüce bir "kadir-i mutlak" olduğunu söylemişler. Peygamber Efendimiz aracılığıyla Tanrı'nın kullarına ilettiği emirlerine herkesin uyması gerektiğini söylemişler. İmamların bu yüce emirlere nasıl uyulması gerektiğini, her zaman kul cemaatine açıkladıklarını söylemişler...
Sevaplarımızı, günahlarımızı yazan melekleri, ahretteki mahşer gününü, Sırat Köprüsü'nü, cenneti cehennemi anlatmışlar...
Kafası karmakarışık olan çoban, hiç bilmediği bir alemden; ezandan, namazdan, meleklerden, imamlardan örgülenmiş bambaşka bir dünyaya ait anlatımları dinlendikten sonra aklına gelen ilk soruyu sormuş:
- Bütün bunların bir ziyanı dokunur mu koyunlara?
Saim ile Gaye'ye anlattım bu fıkrayı... Sanatın çeşitli dallarından, hızlanan değişimlerden ve özellikle de evrensel müzikten konuşurken, bazen bir an duruyor ve gülerek soruyorduk biribirimize:
- Bütün bunların bir ziyanı dokunur mu koyunlara?