


Türk şiiriyle kutlanan Fransız baharı
Bir UNESCO toplantısı için Paris'teyim. İnsanlar rahat, dalgacı, gevşek...
Amerikalılar'ın "tembel nehir" dedikleri bir yaz rehaveti içindeler.
Her milletten turist, kestane ağaclarıyla bezeli bulvarları istila etmiş.
Elinde kamera olmayan bir Japon'a rastlanmıyor.
Sanki Paris'i gezmek için değil de kayda almak için gelmişler.
Tokyo'ya döndüklerinde, çektikleri görüntüleri izleyip Paris'in keyfine varacaklar.
***
Sokakları dolduran birçok kişi dilenerek para toplamıyor ama bir hüner sergileyerek geçimini temin etmeye çalışıyor.
Her metroda, olağanüstü bir teknik ve duyarlılıkla çalan müzisyenler, her sokak başında çellistler, kontrbasçılar...
Monmardre'da müthiş yetenekli ressamlar, ellerindeki makasla bir dakikada kağıttan karikatürümüzü kesen becerikliler...
Mim yapanlar, mumya gibi duranlar Şarlo taklidine soyunanlar...
Dedim ya: Dilenmek yerine hüner göstermek ve onun karşılığını beklemek adet olmuş buralarda.
***
Nazım yıllar önce: "Henüz vakit varken gülüm / Paris yanıp yıkılmadan" diye yazmıştı.
Paris yerinde duruyor.
Olan, yaşamları hoyrat yönetimler tarafından paramparça edilen Türkiye'de sanatçılara oldu.
Yani Nazım'a, yani Abidin Dino'ya, yani Vasıf'a, yani Yılmaz'a...
***
UNESCO dolayısıyla Paris'e çok sık yolum düşüyor.
Ama bu yaz, bir başka mutlulukla geldim.
Çünkü Paris bu baharı ve bu yazı, içinde bizim de tuzumuz olan bir antolojiyle selamladı.
Fransız parlamentosundaki milletvekillerine, en sevdikleri bahar şiiri soruldu ve bu şiirlerden oluşan bir güldeste hazırlandı.
Eski Kültür Bakanı Jack Lang, en sevdiği bahar şiiri olarak Yaşar Kemal'in dizelerini önerdi. Bu yüzden, Fransız parlamentosunun baharı karşılayan antolojisindeki bir şiir "bugünlerde bahar indi Çukurova'nın düzüne" diye başlıyor.
Ben de Yaşar Kemal'in dostu olarak bu yaz Paris toprağına daha güvenli basıyorum.
Sağolasın Yaşar Kemal!
Bütün yapılanlara, haksızlıklara, kadir kıymet bilmemelere karşı, Türkiye'ye ne güzel hediyeler veriyorsun.