|
|
Yarınları biz yaratabiliriz
Şöyle bir düşünseniz, yarınlara ertelediğiniz ne çok şey var, değil mi? Hovardaca harcadığımız ve isteklerimizi ertelediğimiz "yarınlar", bir türlü gelmez. Ama şu da var ki; yaşam sonsuza kadar yarınlar vaad etmiyor.
Bir an geliyor, hiçbir şey yapamadan yarınları tüketmiş olduğumuzu fark ediyoruz. Oysa bizim cazip bir önerimiz var: Gelin, yarınların mimarı bizler olalım! Beklenmedik aksilikler ya da önüne geçilemeyecek durumlar olmadıkça bunu başarabilecek güçteyiz!
Hayatımız yarınlardan oluşuyor; birbirini takip eden yarınlar... Yıllar boyunca biriktirdiğimiz yarınlar koskoca bir hayata şekil vermiş oluyor. Kâh mutlulukla, kâh üzüntüyle, zorluklar veya başarılarla geçen bir hayata.
Çoğu zaman, bugünün kurtarıcısı olur yarınlar... Yapmak istediğimiz ya da istemediğimiz ne varsa, yarınlara erteleriz. Bazen bu planlarımızı tamamlayamadan iş işten geçmiş olur ve sonraki yarınlara umut bağlarız. Çoğunlukla da heveslerimizi, ertelediklerimizi veya yapmak zorunda olup da yapmadıklarımızı içimize gömmüş oluruz. Fakat iş bu kadarla bitmez; gömdüklerimizin hepsi bir şekilde karşımıza çıkar. Ya bir duygusal baskı veya problem olarak ya da yerine getirmemiş olduğumuz işlerin uzantısı olan pürüzler şeklinde yaşanır. Artık ertelenecek yarınlar yoktur. O anda bizi kıstırmış, belki de içinden çıkılması imkânsız bir hale dönüşmüşlerdir.
Gerçek örnekler...
Genç kız bir türlü göz doktoruna gitmek istemiyor, gözündeki sıkıntılar ise gün geçtikçe artıyordu. Bir an geldi, artık daha fazla erteleyemeyeceğini fark etti. Fakat ne yazık ki, çok basit bir sorunu aylarca tedavi gerektiren bir duruma dönüştürmüştü bu ertelemeler.
Genç bir erkek ise son zamanlarda kendini bunalımda hissediyordu. Gerçekten de bir takım sorunları vardı ve psikolojik yardım alması gerekiyordu. Ancak o hep yarınlara sığındı ve bir psikiyatriste gitmeyi sürekli erteledi. Sonuç pek iç açıcı olmadı ne yazık ki. Hiç beklemediği bir yerde müthiş bir duygusal patlamayla ortaya çıktı sorunu. Doktora gitme işini yarınlara ertelerken duygularına yaptığı baskı, kötü şekilde patlak vermişti. Hem de ona yine erteleme şansı tanımadan ve gafil avlarcasına.
Çözülemeyecek sorun yoktur
Michael Lindfield, "Değişimin Dansı" adlı kitabında ilginç bir konuya değiniyor: "Hepimiz başedilmesi imkânsız gibi görünen durumlarla karşılaşırız. Bazı insanların kendilerini düşünmeden, alçak gönüllü çabalarla bu gibi durumları değiştirebildiklerini duyarız. Bu insanların ortak iki noktası vardır; insanlığın acısını yüreklerinde hissedebilme kudreti ve ruhun gücüne olan sarsılmaz inançları. Birçok insan başa çıkılamaz gibi görünen durumların üstesinden gelmeyi başarır. Alkolizmle mücadele dernekleri de, insandaki çaresizlik hissini olumlu yönde kullanmaya çalışır. Bu dernekler soruna bilimsel olarak yaklaşıp, alkolik insanlar için gerekli değişim sürecinin 12 aşamasını belirlemişlerdir.
İç sesinizi dinleyin
İlk iki aşama; insanın alkol karşısında güçsüz olduğunu ve yaşamla başedemeğini kabul etmesi ve daha sonra da kendisinden daha yüksek bir gücün akıl sağlığını geri getireceğine inanmasıdır. "Alkolizmi yenmiş birçok insan, başlangıçta böyle bir dönüşümün gerçekleşeceğine inanmaz," diyen Lindfield sözlerini şöyle sürdürüyor: "Alkolizm tedavisinin ilk iki aşaması belki başka alanlarda da kullanılabilir. Kendimize toplumla başedemediğimizi itiraf edebilirsek, ilk adımı atmış oluruz. Kendi sınırları içinde işleyen aklımız sorunu çözemiyor olabilir. Ancak sorunun çözülmesini umutsuzca istiyor olmamız, bizi kendi içimizdeki kaynaklardan yardım istemeye yöneltebilir."
Öncelikle hatayı saptayın
Değişimin gerektiğini biliriz ancak nereden başlayıp, neyi değiştirmemiz gerektiğini bazen göremeyebiliriz. Oysa hatayı saptamak, yolun hemen hemen yarısıdır.
"Değişimin Dansı" adlı kitabın sayfalarını karıştırdığımızda şöyle bir paragraf dikkatimizi çekiyor: "Psikosentezin kurucusu Roberto Assagioli 'sanki tekniği' adını verdiği bir teknik geliştirmiştir. Assagioli'ye göre olayları yanlış yorumlamamıza ya da çarpıtmamıza yol açan şey, korkudur. Bu nedenle bu teknik, korkuya yol açan girişimin ya da olayın sanki o an yaşanıyormuş gibi gözönüne getirilmesine dayanır. Bu teknik ile kişi imgelem gücüyle olayın her aşamasını yeniden düşünerek, kişiliğinde çarpıklığa yol açan unsurları olumlu bir şekilde yeniden düzenler. Gerçek anlamda görmemizi engelleyen perdeyi ortadan kaldırabilmek, zaman ve kararlılık isteyen bir iştir."
İş kalıyor, kendimize dürüst davranarak perdeyi açmaya ve yanlışları görmeye... Bu da değişimi ne kadar istediğinize bağlı...
Yarınları ertelemeyin!
- Yarınları, ertelenen işlerin atıldığı bir çöp sepeti olarak görmek yerine, şekillendirilmesi ve yapılandırılması gereken değerli armağanlar olarak görün.
- İşlenmesi gereken ve şimdilik boş sayfa gibi görünen yarınlar, gerçekten de üzerinde çalışmayı ve önemsenmeyi hakkediyor. Çünkü bizler için her şey demek olan hayatımız, zincirleme yarınlardan oluşuyor.
- Kendimizi tanımaya çalışır ve neler istediğimizi, yaşamdan ne ya da neler beklediğimizi ortaya koyarsak, yarınlar önce iyi birer araca, daha sonra da yaşamımızı mükemmel hale sokan puzzle parçalarına dönüşür.
- Bırakın her şeyi ertelemeyi ve anında çözüm bulmaya çalışın. Birkaç kilo fazlanız mı var? "Yarın diyete başlıyorum" avuntusunu bir kenara bırakıp yediklerinize dikkat edin, düzenli olarak yürüyüş yapın.
- Ruhsal dalgalanmalar mı yaşıyorsunuz? Bunu görmezlikten gelip bastırmaya çalışmak yerine, ya güvendiğiniz birine ya da bir uzmana giderek sorunun kaynağını bulup çözmeye çalışın.
- İş yaşamınızda da yapacağınız en büyük hata, "bugünün işini yarına bırakmak" olacaktır. Unutmayın ki iş dünyası, işleri yarınlara ertelemenin rehavetini kaldırmaz.
- Hepimiz aşağı yukarı aynı potansiyele sahibiz; yani bir insan olarak kendini değiştirebilme gücünü taşıyoruz. Ne yazık ki çoğumuz bunun farkında değiliz. Doğuştan karamsar, tembel ya da başarısız olduğumuzu kabul etmek, belki de daha kolay geliyor. Çünkü tıpkı ertelemek gibi, bizi çabadan ve mücadeleden, yapılması gerekenlerden uzak tutuyor. Oysa beynimiz, bilinçaltımız ve bedenimizdeki tüm hücreler, harekete geçmek için tek bir talimata bakmaktadır: "Değiş!"
Ertelemenin doğası
Eğer siz de bir şeyleri sürekli erteleyen insanlardansanız, şöyle bir bakın kendinize...
Hayatı ertelemek anlamına gelen bu davranışlar acaba nereden kaynaklanıyor? İçinize, iyice derinlere inerek bakmaya devam edin, mutlaka ipuçları bulacaksınız. Belki korkuyorsunuz, belki tembelsiniz, belki de yapmanız gereken iş size çok sevimsiz geldiği için erteliyorsunuz. Ya da o işi yaparken nelerle karşılaşacağınızı biliyor ve acı çekmekten korktuğunuz için sürekli erteleme yoluna gidiyorsunuz...
Değişmeyi gerçekten istiyorsanız, önce erteleyişinizin ardında yatan nedenleri bulmalı ve bunların üzerine gitmelisiniz.
"Değişim" ancak dilerseniz mümkün
Joseph Murphy'nin "Bilinçaltının Gücü" adını taşıyan kitabında, ertelemek ve ertelememeye dair hayli ilginç bir örnek var. Yazar, bu örnekte düşündeki eczaneyi gerçeğe dönüştüren adamın hikayesini anlatıyor:
"Otuz yıl kadar önce haftada kırk dolar, artı satışlardan komisyon alan bir eczacı tanımıştım. 'Yirmibeş yıl sonra', dedi bana, 'emekli maaşım olacak ve işten ayrılacağım'.
Bu genç adama şöyle dedim: 'Neden kendi dükkanını açmıyorsun? Buradan dışarı çık. Ufkunu genişlet! Çocuklarınla ilgili düşler kur. Belki oğlun doktor olmak istiyor, belki de ünlü bir müzisyen...
Bana verdiği cevap, "hiç parasının olmadığı" oldu. Sonunda gerçek olduğunu kabul ettiği şeye sahip olacağı gerçeğini kavradı. (.....)
Kendi dükkanı olduğunu düşlemeye başladı. Zihninde şişeleri düzeltti, reçeteler yazdı ve yanında çalışan birkaç tezgahtarın müşteri beklediğini düşündü.
Bankada kabarık bir hesabı olduğunu da düşledi. Hayalindeki bu dükkan üzerine planlar yaptı. İyi bir aktör gibi rolüne çalıştı. (Nasıl davranırsam öyle olurum mantığı.)
Olay çok ilginç gelişti ve adam işten çıkarıldı. Yeni bir mağazalar zincirinde iş buldu, müdür oldu ve daha sonra bölge müdürlüğüne terfi etti.
Dört yıl içinde kendi eczanesini peşin parayla alacak kadar parası oldu. Dükkanına 'Düşler Eczanesi' adını verdi. 'Bu' dedi, tam düşlerimde hayal ettiğim dükkandı."
Değişim egzersizi
Yarınları yaratmak ve şimdiki halimden sıyrılmak istiyorum diyenlerdenseniz, o halde deneyin, bir kez daha deneyin, ısrarla deneyin. Eninde sonunda değişeceksiniz. Ancak bunu gerçekten isteyerek ve inanarak yapmalı ve her gün kendinize "ben artık değişiyorum" demelisiniz. Basit görünen bu egzersiz, bilinçaltını hazırlayacak ve talimatlarını alabilecek hale getirecektir. Yani değişimi veya düşleri gerçekleştirecek ısınma egzersizleri de diyebilirsiniz buna. Sonra da çok istediğiniz şey ne ise, onun gerçekleştiğini ve gerçekleştiğinde neler olduğunu en ince detayına kadar zihninizde canlandırın. Günlük uğraşlarınız arasına sokacağınız bu egzersiz, size farklı bir güç verecek, göreceksiniz. Bunu ister tembellikten kurtulmak için yapın, ister yeni atılımlar için uygulayın, mutlaka işinize yarayacaktır.
Pınar OKUTAN
|
Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|