kapat

01.07.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
intermerkez
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.


Safi sayıklama


İlahi anne, babama Allah'ın gerzek kamyonetinin biri çarpsın, sen bunu benden bir hafta gizle! Sebep: Üzülmeyeyim diye.

Allah korusun, babama bir şey olsa, Zincirlikuyu'dan geçerken "Bak yavrucum, artık babam şurda yatıyor" mu diyeceksin? İğrenç bir espri oldu, farkındayım. Ama bence olay bu kadar vahim yani. (Ay bu "yani"yi kullanmayacaktım artık, bana birini hatırlatıyor!)

Neyse, babam alnını zedelemiş, kolu bileğinden kırılmış. Zavallıcık, "sepet" gibi oturuyor evde. Geçmiş olsun canım babacığım! İyi ki sabahın yedibuçuğunda, Taksim meydanında, olay esnasında yanında değildim. Alçılı kolunla, sen beni hapiste ziyarete gelmek zorunda kalacaktın. Haksızın, haklı gibi horozlandığı durumlarda, ben bir parça kendimi kaybederim de...

İnanmayacaksınız; kuvvetle muhtemel, önümüzdeki yazıda elektronik posta ardesimi size yazacağım. Sonra seyreyle gümbürtüyü... Aman güzel şeyler yazın inşallah!

Kurda mı bize mi tuzak?
Film yokluğunda "Kurda Tuzak"a gittim. Ne kadar sıradan filmlere mahkum ediliyoruz. Adam fibi filmler, kenarda köşede oynamıyor değil. Onlara giden gidiyor zaten. Ama bazen hafif bir filmde bile "etki maddesi" arıyor insan. Bu arada, Sean Connery gibi yaşını cazibe ve paraya tahvil edebilen kaç kişi var ki? Kadınlar da erkeklerde bayılıyor ona. Catherine Zeta Jones mu? Biz kadınlar, güzel kadınlara bayılmayız. Onların yeteneklerinden bile bazen şüphe edebiliriz. Bunu kaçımız itiraf ederiz? Cevap veriyoruz: Pek azımız.

"Merkezi" alışveriş!
Geçtiğimiz hafta, aptal bir ihtiyaçtan dolayı gezmedik alışveriş merkezi bırakmadım. Carousel senin, Mayadrom benim, Akmerkez hepimizin, Profilo Alarko'nun şeklinde (ayağı yanmış kediler gibi) oradan oraya seyirttim. Bu arada sizler için gözlem yaptım. (İkide bir niye "hizmette sınır yok" diyorum size?)

Akmerkez, bildiğiniz gibi hep dolu. Şimdi 007 James Bond'un daha önce filmde kullandığı, dizaynının bir detayı, köpekbalığının solungaçlarından esinlenilerek yapılan Z3 modeli bir araba veriyorlar, kura ile. (Alışveriş yapanlara tabii.) Bu araba Cem Yılmaz'ın da başına iş açmıştı. Millet oğlanın yeteneğini ve zekasını konuşacağına, diline arabasının takmıştı. Haksızlığa uğramak içine oturmuş olacak ki, hâlâ sahnede bu konuya değinmeden geçmiyor. Akmerkez'i seviyorum.

Carousel'e kapıda kuyruk olduğu için girmedik bile. Daha önceki izlenimime göre, geniş alternatif sunan bir merkez. Tamamdır.

Mayadrom'a ilk kez gidiyorum. Bir takım seçkince zevat, oturduğu sitelerden uzağa gitmesin diye düşünülmüş. Alışverişten ziyade, "oturup çan çan yapıp, bir şeyler içelim" ağırlıklı bir yermiş. Özetle, pek fazla dükkan seçeneğiniz yok, sinema alternatifiniz de sınırlı.

Profilo'ya gelince... Pazar günü en tenha orasıydı. Benim için iyiydi, ya satıcılar için? Orayı da seviyorum. Sinemalarının yanı sıra tiyatrosu da var. En son, üç yakışıklı C'nin (Cihan Ünal, Can Gürzap, Cüneyt Türel) oynadığı "Sanat"ı seyretmiştim.

Bana göre (Cihangir) karşı yakadaki Carrefour, Capitol, ne varsa artık oralara yetişemedim. Bu seferlik bu cenahın hakkını vermiş olduk. Bu kadar laftan sonra, niye mi siftiniyordum oralarda? Hiiiç! Krem rengi, parmak arası, Allah'ın cezası bir ayakkabı için!

* Pazar ilavelerindeki arkalı-önlü kız resimlerini gördünüz mü? Bir dergideki hariç, hepsi beyaz bikini giymişlerdi. O gün "Dünya Beyaz Bikini Günü"ydü de biz mi kaçırdık acaba? Bana ne, ben de giyeceğim! Onlardan eksiğim yok "fazlam" var!

Dört kol çengi
* Siz beni okurken, böyle "dört kol çengi" bir görünüm mü arzediyorum zaman zaman diye düşünmüyor değilim. Ve buna acayip gönül koyuyorum. Her türlü sefahatin içinde olduğu varsayılan artist, hemi de şarkıcı taifesi, yer içer, gezer, tozar, kâm alır dünyadan. Böyle mi sanıyorsunuz? Peki, elin akan damıyla, * iaşe-i ibatesi ile (ibade sanırdım, değilmiş), ödeme dengesi açığıyla, mahallenin kaçığıyla kim uğraşıyor? Ya, öyle peşin hüküm yok, biraz düşünmek lazım dii mi? Yine de ben kendi adıma konuşayım. Vergilere bakınca, size de hak vermemek mümkün değil.

* Yaşasın tatil geldi! Gönderdiniz çocukları büyükannelerine ya da bir kısım akrabaya, yaz bekarı durumları var galiba. Kolay gelsin, ne diyeyim... "Sen kendine bak, deliye her gün bayram, hem senin çocuğun da yok" diyorsanız, "deli" ve "çocuk yok" bölümlerini kabul edebilirim.

* Şu anda saat sabahın altısı ve ben yedi saattir uyumaya çalışıyorum. Denemedik yöntem kalmadı. Koyunları çitlerden mi zıplatmadım, meditasyona mı takılmadım, temizlenmiş evi bir de ben mi temizlemeye kalkışmadım, neler neler... Bana mısın demiyor! Göz kapaklarımda iki tane adam oturuyor (His olaraktan). Buna mukabil "furby" var ya hani, onun gibi açık gözlerimle tavana bakmaktayım. Bundan sonra, kaçtı mıydı uyku, katiyen kovalamayacağım. Cehennemin dibine kadar yolu var. Hemen mutfağa geçip kek, mek, şunlu-bunlu (unlu) ekmek, kısır, mısır yapacağım. Bunları ev bütçesine katkı amacıyla satsam fena mı olur?! Gözüm tavana dikili "demlik" gibi oturacağıma...

(* İaşe-i ibate: Yeme, içme, bakım.)


Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır