kapat

01.07.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
intermerkez
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
COŞKUN KIRCA(ckirca@sabah.com.tr )


Öcalan'a ölüm cezası

Beklenen oldu ve DGM Öcalan'ı, hiçbir hafifletici sebep bulmadan ölüm cezasına mahkum etti. Şimdi söz Yargıtay'ındır. Yargıtay, bu kararı aynen onaylayabilir; ya da şu anda tahmini mümkün olmayan gerekçelerle, değişik bir mahkumiyet kararı alınmasını sağlamak üzere bozabilir. DGM'nin olsun, Yargıtay'ın olsun kararları saygı ve serinkanlılıkla karşılanmalıdır.

Onaylama yetkisi TBMM'nin
Yargıtay DGM'nin kararını onaylarsa, dosya, ölüm cezasının yerine getirilmesinin onaylanması için TBMM'ye gelecektir.

Ölüm cezasının infazının onaylanması yetkisinin devlet başkanına değil de, yasama organına ait olması, sadece Türkiye'ye özgü bir durumdur. İnfazın onaylanması yetkisinin Cumhurbaşkanı'na kıyasla siyasi akımların ve çeşitli heyecanların çok daha fazla etkisinde kalabilecek olan yasama organına verilmesi, çağımızın ihtiyaçları bağlamında Anayasamızın kusurlarından biridir. Bununla beraber, Cumhurbaşkanı, yine de, infazın onaylanması hakkındaki kanunun tekrar görüşülmesini Meclis'ten isteyebilme yetkisine sahiptir. Fakat, bu yetkinin kullanılabilirliği pek kısıntılıdır. (1)

Sabit uygulamayı değiştirmek
Bir diğer nokta şudur: Türkiye, idam cezasının kaldırılması hakkındaki Avrupa Protokolü'nü imzalamamıştır. Bununla beraber, halen çok sayıda benzeri dosya Meclis'in yetkili komisyonunda beklenmektedir. Meclis 16 yıldan beri böyle bir uygulama yaratmış olup Türk diplomasisi bu durumu, idam cezası sanki kaldırılmış gibi bazı Avrupa mercileri ve hükümetlerine sanki bir taahhüt verirmişçesine bildirmiştir. Oysa bu uygulama yazılı hukuku değiştiremez ve ölüm cezasının infazına karar vermek eşitlik ilkesinin tamamiyle dışında bir atıfette bulunmak anlamına gelir. Ama yıllarca devam eden bir uygulama bu diplomatik bildirilerden sonra sırf Öcalan aleyhine değiştirilirse, bu değişiklik, hiç kuşuksuz, eleştiri konusu olacaktır. Türkiye'yi bu zor durumda bırakmanın başlıca sorumluluğu da idam cezasının kaldırılıp kaldırılmayacağı konusundaki kararsızlığı yüzünden konuyu sürüncemede bırakmış olan siyasetçi zümresine aittir.

Leh ve aleyhindeki görüşler
Öcalan'ın idamı aleyhinde bulunanlar bu görüşlerini iki ayrı planda savunabilirler. Bunlardan birincisi, idam cezasına karşı ileri sürülen genel eleştirileri tekrarlamaktır. İkincisi ise, bu eleştiriler bir tarafa, bu şıkta idamın kamu yararına olmayacağını savunmaktır.

Ölüm cezasının aleyhinde olanlar, başlıca bir felsefi gerekçeyi ileri sürerler. Bu gerekçe kişiye hayatını verenin toplum olmadığını ve o halde hayatının kişiden toplum adına alınamayacağını söyler. Bu gerekçeye karşı çıkanlar ise, toplum kişiye hayatını vermemiş olmakla beraber, onun hayatını sürdürebilmesinin toplum sayesinde mümkün olduğunu ve böyle olunca, toplumu devamlı kılabilmek için zorunlu olan kuralları ihlal etmesinin bedelinin kişi tarafından hayatıyla ödenmesi gerektiği kanaatindedirler. Bu düşünceyi savunanlara göre, bu ödetişi sadece intikam hissinin galebesi olarak görmemek lazımdır. Zira bu suretle, diğer tüm cezalar gibi, ölüm cezası da, toplumun kendi değerlerine bağlılığının vurgulanmasını sağlayarak kendi düzeninin adalete dayandığı inancını kendi içinde hakim kılmasına yarayabilir.

Bu iki zıt görüşten hangisinin Öcalan için geçerli olabileceği, Meclis'te oy verecek milletvekillerinin kendi vicdanlarında benimsedikleri felsefi inanca göre içerik kazanacak olup karar ne yönde çıkarsa çıksın saygıyla karşılanmalıdır.

Ölüm cezasının insan haklarına dayanan demokrasiyle bağdaşmadığı iddiası ise tutarlı değildir. Amerika mı demokrasi değildir ya da en çok yarım asır önceki Avrupa ülkeleri mi demokrasi değildi?!

Kamu yararı nerede?
Gelelim Öcalan'ın idamının kamu yararına uygun olup olmayacağı konusuna... Öcalan'ın idam cezası kesinleşirse, bu cezanın yerine getirilmemesi sonucunda şehit ailelerinin ve kalbi onlarla birlikte çarpan çok büyük vatandaş çoğunluğunun ziyadesiyle rahatsız olacağı besbellidir. Buna karşılık, aynı faraziye altında Öcalan'ın cezasının yerine getirilmesinin -büyük kısmı itibariyle- dışarda yaratacağı tepkilere -haklılık veya haksızlık payı ne olursa olsun- katlanmamıza Öcalan'ın değmeyeceğini düşünenlerimiz de olabilir. Bu noktada da konu herkesin vicdani takdiriyle ilgilidir ve bu iki zıt eğilim de saygı görmelidir. Herhalde, üstelik örgütüne hakim olmayan tedhişçibaşının PKK'nın silahlı çatışmayı terketmesini sağlamak vaadi üzerine, hukukun gereği neyse onun yapılmasından vazgeçmek, bu zatla bir tür pazarlığa girişmek anlamına gelir mi bu mümkün değildir.

(1) Bu konudaki kararın Meclis kararı şeklinde alınması takdirinde konu Anayasa Mahkemesi'ne götürülemez. Bu karar kanun şeklinde alınırsa aksi doğrudur ve bu yöntem hukukla bağlı devlet ilkesinin bir gereği sayılmalıdır. Ancak, infaz onaylanmış olsa da, olmasa da, her iki şık da Anayasaya aykırı olmayacağından, Anayasa Mahkemesi'nin incelemesi sırf usule uygunluk yönünden yapılabilir.

Düzeltme: 28 Haziran günü yayınlanan "MGK ve Hükümet" başlıklı yazımda yeralan tüm "12" rakamları "28" olarak düzeltilecektir. Ayrıca, aynı yazımın 4. sütununun 4. paragrafının 3. satırındaki "gitmeye" ve "ödün" kelimelerinin arasına "yatkın oyları kendilerine çekebilmek için köktendinciliğe" kelimeleri girecektir.

Yazarlar sayfasına geri gitmek için tıklayınız.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır