


Meclis'ten...
Siyasetin "havasını" almak, "nabzını" tutmak istedik... Ve Meclis'e gittik... Birinci gözlemimiz "Meclis çalışıyor."
İkinci gözlemimiz:
Abdullah Öcalan konusunda Meclis'in tansiyonu düşmüş.
Bir başka deyimle "Meclis rahatlamış."
Zira...
İmralı kararı "beklenen karar."
Mahkeme başkanı, kararı açıklayınca "vicdanlar tatmin olmuş."
* * *
Meclis'te, her partiden milletvekilleri ile konuştuk.
"Bir konuda birleştiklerini" gördük.
Kafalarında şu soru dolaşıyordu:
- İdam cezalarının Meclis'e gelmesine gerek var mı?.. Konu neden yargıda çözülmüyor?..
İki gözlemimizi sunacağız:
Bir:
Öcalan'ın cezasının infazı Meclis'e gelirse, yapılacak oylamanın sonucu "asılsın" olur.
Bu konuda "karşı görüş... Karşı ses" olanaksız gibi.
İki:
İdam cezasının infazı için Meclis onayını kaldıran bir Anayasa değişikliği gündeme gelirse... Meclis'ten jet hızıya geçer.
* * *
Meclis'ten bir başka gözlem...
"Mahkemeyi eleştirene" rastlamadık.
İktidarı da, muhalifi de...
Doğulu'su da, Batılı'sı da...
Herkes aynı şeyi söylüyordu.
- Adil yargılama... Şeffaf yargılama.
Zaten bunu "Batı da" teslim ediyor.
Almanya'nın devlet televizyonu ARD-1'in Öcalan ile ilgili haberinde "üç husus" vurgulandı:
Bir:
Mahkemeden övgüyle bahsedildi.
İki:
Kararın sürpriz olmadığı... Beklenen bir karar olduğu söylendi.
Ve üç:
Türkiye'nin bu olaya sadece askeri gözle bakmaması... Konunun ekonomik ve sosyal boyutuna da eğilmesi istendi.
Güneyoğu'ya "tek gözlükle bakmamak" Türkiye'nin devlet politikası.
Bu konuda her yıl yeni bir paket açılıyor.
Paketleri çoğaltacağız.
Teşvikleri daha da artıracağız.
Bunları "önyargılı Batı'ya kendimizi beğendirmek için" yapmayacağız.
"Gerektiği için" yapacağız.
Ama her şeye rağmen, önyargılı Batı'nın İmralı sürecinden "övgüyle bahsetmesi" hoşumuza gitti.
* * *
Gün Batı ile kavga etmek günü değil.
Batı'dan kopmayacağız.
Karlofça Anlaşması ile (1699) uzunca bir süre, içimize kapandık.
Ve 1950'lerde... 60'larda yeniden dışa açılmaya başladık.
Bu açılımı hızlandıracağız.
Son yıllarda Arupa'da "dinsel kökenli örgütlenmeler" güçlendi.
"İdeolojik kökenli örgütlenmeler" de.
Ama devlet olarak örgütlenmemiz "ağır, aksak yürüdü."
Avrupa'daki milyonlarca Türk'e "oy hakkını bile" veremedik.
Şimdi biraz da "bu konulara" eğilmemiz gerekiyor.
* * *
Avrupa'da "devlet olarak, sivil toplum örgütleri" olarak etkin bir politika izleyebilseydik...
Almanya'da, her partiden milletvekillerinin üye oldukları "Şeyh Sait Vakfı" kurulabilir miydi?
Maalesef bu vakıf kuruldu.
Hem de Başkent Bonn'da.
* * *
Biz Batı'yı iyi tanıyorduk.
Şimdi Öcalan da tanıdı.
Batı'nın kendisini nasıl kullandığını...
Ve işi bitince de, bir paçavra gibi, nasıl buruşturup attığını.