
Tahrik oyunu
Bebek katiline verilen idam cezası, beklendiği gibi dış dünyadan Türkiye'ye tehditlerle dolu uyarıların gelmesine sebep oldu.
Buna şaşmamak lâzım..
Apo'nun itirafı ile de sabitlendiği gibi PKK kurtuluş örgütü değil, şiddet ve vahşete dayalı bir caniler sürüsüdür.
Türkiye'ye zarar vermek için bu kanlı maşayı kullanan dost bildiğimiz ülkeler, PKK'nın Avrupa gençliğini zehirleyen uyuşturucu kaçakçılığına bile göz yummuştur.
İşte geçen ay Batman ve Şırnak'ta yürütülen PKK operasyonlarında Alman ve İtalyan yapımı mayınlar ele geçmiştir.
Şimdi bağırıyorlar:
"Apo'yu asarsanız Avrupa Birliği üyeliğiniz suya düşer, Avrupa Konseyi üyeliğiniz de askıya alınır.."
PKK tehdit ediyor:
"Türkiye'yi cehenneme çeviririz.."
Bunlar uyarı değil tahriktir..
Türkiye'yi ulusal onurunu savunma içgüdüsü ile idam kararını apar topar infaz etmeye iteleyen iki yüzlü bir oyundur.
PKK yenildi.. Apo 15 yılda 30 bin can ve 50 milyar dolar kaybettiren bu savaşın, hiç bir kutsal amaç taşımadığını itiraf etti.
Kendini de, örgütünü de rezil etti.
Zafer kazananlar hesap yapar:
Apo'yu asarsak ne olur, asmazsak ne olur?
Doğru karar ancak, iç ve dış tahriklerden uzak bir ortamda düşünerek verilebilir.
Ama bu şansı bize kullandırmamak için her şeyi yapacaklardır.
Çünkü Apo pişmanlığı ile zındanda yaşamaya devam ettikçe PKK'nın belini doğrultmasına imkân yoktur. Ama asılırsa bir kahraman yaratma fırsatı doğacaktır.
PKK'nın kalıntıları, haklı bir nedene sahip olmadan on binlerce masum insanı öldürdüğünü söyleyen ve kendilerini katil sürüsü durumuna düşüren Apo'yu niçin halâ başlarının üstünde taşıyorlar?
Çünkü ölüsünden yararlanacaklar..
Türkiye yargılama sürecinde aklıyla hareket etti. Öfke ve tepkinin ağına düşseydi DGM'leri sivilleştirmezdi.
Aynı soğukkanlılığı sürdürmek zorundayız.
Asalım mı, asmayalım mı?
Bu sorunun cevabını, öfkeyle köpürtülen duygularımız değil, geleceğimizi kurma sorumluluğunu hiç unutmayan aklımız vermelidir!
Onlar da ödesin..
Hazine'yi babalarının çiftliği gibi kullanan siyasetçiler, iflâsın alârm zilleri çalınca uyanmaya başladı.
Çalışma Bakanı Yaşar Okuyan, çalışanların canına okuyacak tedbirin kahramanca sözcülüğünü yapıyor:
"İşçi, 62 yaşında emekli olmayı kabul etmezse 2005 yılında, şu anda aldığı üç kuruşluk emekli maaşını da alamayacak."
Kırk yaşında emekliliği bu siyasetçi takımı getirdi. Şimdi 62 yaşına kadar çalışma mecburiyetini yine onlar dayatıyorlar..
"Elle gelen düğün-bayram" demişler..
Özveriyi herkes paylaşmalı.
Sosyal Güvenlik Reformu'nu görüşecek olan milletvekillerine bir borç düşüyor:
Milletvekili maaşının üstüne ek olarak aldıkları 600 milyon liralık kıyak emeklilikten vazgeçmek.
Ucuz kahramanlıktan bıktık!