Mahkeme, üç sayfalýk kararýnýn 6. fýkrasýnýn (a) bendinde dedi ki; "1 adet Zenith marka saat, 1 adet Safilo gözlük ve kýlýfý, 1 adet deri kemer, 1 adet Ray-Ban marka güneþ güzlüðü ve 1 adet kravatýn sanýða iadesine..."
Sonucu neredeyse herkes tarafýndan bilinen kararýn, belki de en "sürpriz" hükmü buydu iþte...
Demek ki idam mahkumunun hücre kapýsý bir gün çalýnacak ve saat ve gözlükleri kendisine iade edilecekti... Kravatý da..
Evet... Bu hüküm dýþýnda, kararýn neredeyse tamamý, önceden tahmin edilerek "týpa týp" yazýlabilirdi.
Türkiye, eðer bu hukuk sisteminin yönlendirdiði bir "hukuk devleti"yse, baþka bir sonuç da olamazdý zaten.
Aslýnda, dünkü kararýn baþlangýç metnini, daha davanýn ilk gününde, cam kafesin içinde oturan adam yazmýþtý.
Unutanlar için, o gün, kelime kelime tuttuðum notlarý tekrar aktarýyorum:
"Neyin savunmasýný yapayým ki! Benim yaptýðým eylemlerin kanunlardaki karþýlýðý bellidir."
O karþýlýðýn ne olduðunu da herkes biliyordu.
Yani, aslýnda "malžmun ilâný"ydý dünkü karar...
Davanýn "görülmesi" sýrasýnda da "malžmu ilân" olacaðý gerekçesiyle hukuki sürecin gerektirebileceði pek çok enstrümana yer verilmemiþti.
Örneðin, hiç tanýk dinlenmemiþti.
Dünkü davayý izleyen Ýtalyan parlamenter Evangelisti Fabio da iþte bu noktaya takýlmýþtý:
"Bu kadar insan öldürüldü... Peki neden hiç tanýk dinlenmedi?"
Evangelisti'nin sorusunu, dünkü duruþmanýn sonunda yargýç Turgut Okyay'a ilettik.
Þöyle dedi:
"Malum ve bilinen þeyin tanýðý olur mu?
Güneþin doðuþunun ve batýþýnýn tanýðý olur mu?
Ancak, hiç güneþ doðmayan ülkede güneþin doðuþunu kanýtlamak için þahite ihtiyaç vardýr..."
Yani, hiç kimsenin "þaþýrmadýðý" bir karardý dünkü karar...
Ne "gereði düþünüldü" sözleri duyuldu, ne kalem kýrýldý!
Ölüm cezasýna çarptýrýlan, hiçbir tepki vermeden çýkýp gitti cam kafesten...
Avukatlarý sessizce terk ettiler salonu...
Müdahil avukatlar ve þehit yakýnlarýnýn ayaða kalkarak söylediði Ýstiklal Marþý'ný, heyet ve savcýlar yerlerinde sessizce izlediler... Son dakikada da hiçbir "olay"a meydan vermediler.
On beþ yýllýk kanlý ve acýlý bir çatýþmanýn "dava"sý, otuz günde kaydadeðer bir gerginlik yaþanmadan bitti...
Son ve çarpýcý noktayý da yine yargýç Okyay koydu:
Daha birkaç dakika önce;
"Eylemleri gerçekleþtirdiði sabit görüldüðünden, eylemine uyan TCK'nýn 125. maddesine göre ölüm cezasý ile cezalandýrýlmasý"na diyen Okyay, hemen sonrasýnda þöyle diyordu bize:
"Ama ben ölüm cezasýna karþýyým.."
Ýdama karþý yargýcýn kararýyla idam cezasýna çarptýrýldý Öcalan..
Þimdi de idama karþý siyasetçinin baþbakan olduðu bir dönemde parlamentonun önüne geçecek bu karar.
Turgut Okyay, vereceði kararý verdi.
Hem de hiç kimsenin "adil ve baðýmsýz"lýðý konusunda kuþku duymasýna meydan vermeden..
Ýtiraf etmek gerekir ki; müdahil avukatlar kadar, -belki onlardan da fazla- sanýk avukatlarýnýn, hatta sanýðýn saygýsýný kazanmýþtý.
Yargýtay kararýnýn da farklý olmayacaðý düþünülürse, dosya eninde-sonunda siyasetçinin önüne konacak..
Siyasi mekanizma, yargýç Okyay kadar, herkesin saygýsýný kazanacak bir süreci iþletebilecek mi?
Yargý kararý kadar, yasama kararýnýn da içte ve dýþta onay bulabilmesi için çok özenli ve dikkatli adýmlar atýlmasý gerekiyor. Sonuç ne olursa olsun!..
Yargýç Turgut Okyay'ýn mahkeme sýrasýndaki davranýþlarý örnek olmalý parlamentoya. (Ve karar üzerinde etkili olacak kamuoyunun kanaat önderlerine ve medyaya...)
Herkes, Ýmralý hakimi kadar iyi "dut" toplamayabilir...
Ama herkes onun kadar serinkanlý ve hoþgörülü olmayý bilmelidir.
Özellikle de; serinkanlý...
Baþta dün konuþtuðumuz Ýtalyan Evangelisti Fabio dahil, tüm Avrupalý parlamenterler, ölüm cezasý'nýn Türkiye'nin Avrupa Birliði'ne girmesini güçleþtireceðinden söz ediyor.
Fabio, Baþbakan D'Alema'nýn partisinden...
D'Alema, Öcalan'ý oyalayýp, kapý dýþarý eden siyasetçi deðil mi?
Ötekiler farklý mý davrandýlar?
Öcalan'ýn, mahkemedeki sorgusunda hemen tüm Avrupa hükümetlerine veryansýn etmesi boþuna mýydý?
O zoraki yolculuðun, yasalarýnda ölüm cezasý bulunan Türkiye'de biteceði belli deðil miydi?
Olanaðýmýz olsaydý þöyle sorardýk hepsine birden:
"O kadar önem veriyorsanýz Öcalan'ýn yaþamasýna, size sýðýndýðýnda korusaydýnýz?"
Ama asýl, cam kafesin ardýndan sesimizi duyurma olanaðýmýz olsaydý, Öcalan'a sorardýk:
"Gördün hepsini... Onlara mý güveneceksin?
Uluslararasý mahkeme deyip durdun... Olmadý, Almanya'da yargýlanmak istedin.. Týnmadýlar. Senin için mahkeme kurmaya bile tenezzül etmediler.. Onlarýn derdi Kürt sorunuyla filan deðil, onlarýn derdi Türkiye'yle... Kendileri mahkeme divaný kursaydý, orada Kürt sorunu konuþulurdu belki... Onlarýn derdi AÝHM'de Türkiye'yi konuþmak.. Sen, sadece vesilesin.. Çok da güvenme oralara.. Ýþte senin için mahkeme divaný'ný bile 'memleketlilerin' kurdu. Hatýrlýyor musun seni getiren uçaktaki subaylarýn sana ilk sözünü:
"Abdullah Öcalan, memlekete hoþ geldin." Þaþýrdýn, böyle bir karþýlama beklemiyordun.. Ama tedirgindin hâlâ.. Sanýyordun ki, yargýsýz, sorgusuz, bitireceklerdi seni.. Ýmralý'da karþýnda savcýyý ilk gördüðünde sevincini gizleyemedin. Adaletin iþleyeceðinin iþaretiydi o savcý.. Basbayaðý sevindin..
Sonuçta, her aþamasýna "saygý duymak" zorunda kaldýðýn bir davayý yaþadýn.. Ne Belçikalýlar, Ne Fransýzlar, ne Almanlar, ne Ýngilizler; hiçbiri yargýlamaya yanaþmadý seni...
Kadere bak ki, Adýyamanlý bir köylü çocuðunun kalemiyle yazýldý kaderinin fermaný...
Kýymetini bil!.."