Böyle heyecanlı günlerde, serinkanlı analizler yapmak zordur.
Özellikle bizim gibi Akdeniz ülkelerinde...
Hele, insanların acıları ve heyecanları doruk noktasındayken, yürekleri kabarmışken.
Ama ne yapalım ki; gazete yazarının görevi, bu duyguları coşturacak bir "hık deyicilik!" yapmak değil, aklının erdiğince durumu analiz etmektir.
Abdullah Öcalan'ın idama mahkum edilmesinin, bir prizmanın yüzleri gibi değişik boyutları var.
Bu boyutlar şöyle sıralanabilir:
1. Yargı boyutu: Kuvvetler ayrılığı prensibine dayalı bir ülkede, yargının kararları tartışılmaz.
Ankara 2 nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi iç hukuk kurallarına uygun olarak davranmış ve yasada yazılı cezayı vermiştir.
Buradaki tek tartışmalı konu, son anda yapılan Anayasa değişikliği ile DGM'lerin yapısının değiştirilmesi ve yargılamanın yeni baştan ele alınmayarak, hakim değişikliği ile sonlandırılmasıdır.
Bu konu, tartışma yaratacaktır.
2. Siyasi boyut: Yargıtay aşamasından sonra devreye girecek olan siyasi karar mekanizması, yargıdan bağımsız olarak davranacak.
Zaten bu yüzden böyle bir aşamaya, yani meclis ve cumhurbaşkanı onayına gerek duyuluyor.
Yasama ve yürütme organları, yargının görmek zorunda olmadığı boyutları dikkate alacak ve siyasi bir karar verecek.
Bu kararı verirken de iç ve dış dinamikleri göz önüne alacak.
3. Toplumsal boyut: Şu anda Türkiye ayak üstünde. Şehit ailelerinin başını çektiği sevinç gösterileri dünya televizyonlarında tekrar tekrar yansıtılıyor.
Burada akla gelen nokta şu: Madem ki 30 bin insanımızın öldüğünden söz ediliyor; o zaman acı çeken 30 bin aile var demektir. Bu ailelerinin tümünü mağdur olarak kabul etmeyen bir duygusal ortam, toplumsal barışı kurmakta zorlanır.
4. Uluslararası Boyut: İşin belki de en önemli noktası bu.
Abdullah Öcalan'ın idama mahkum edilmesini dünyadaki en büyük medya kuruşları, önce "flaş haber", arkasından da birinci haber olarak yayınlıyorlar. Bu ceza dolayısıyla, Türkiye'yi ve Kürt sorununu tartışıyorlar. Avrupa hükümetleri ve parlamentoları ise konuyla daha yakından ilgili.
Daha şimdiden "Türkiye'yi Avrupa Konseyinden atma" önerileri dile getiriliyor.
Görünen o ki; Kürt sorunu (Türkiye'nin hiç istemediği biçimde) bir dünya konusu haline gelmiştir.
Batı hükümetleri bu konuda, kendi kamuoylarının baskısını hissedeceklerdir.
Dünyanın yetkili organları, uluslararası kuruluşlar, bu konuyu tartışacak ve belki de yaptırımlar uygulayacaklardır.
Hatırlarsanız; Abdullah Öcalan'ın Suriye'den çıkarılmasının ardından bu köşede bir çok kez, bu gelişmenin Kürt dosyasını uluslararası platforma taşıyacağı yazıldı.
Roma durağı, bu ilgiyi bir derece yükseltti.
Türkiye'ye getirilme ilgiyi daha da yoğunlaştırdı.
İdam kararı ise, meseleyi bir numaralı gündem haline soktu.
Bu andan sonra Türkiye istese de istemese de enerjisinin büyük bölümünü, dünyaya Kürt tezini anlatmakla geçirecek.