


Erkek olmak neden zor? Onu gel de bana sor..
Biliyorum.. Erkek milletinin sünnet olayından dolayı çektiklerini yazacağım.. Ne kadar feminist yazar varsa, oturup "ağzıma biber" sürecekler.. Ama beni durduramazlar.. Gerçeği, yalnız gerçeği yazacağıma söz veriyorum..
İstanbul Bakırköy'den E. R. Hanımefendi.. Benim nasıl sünnet olduğumdan size ne?
Ayrıca; Ankara, Bursa, İzmir, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve dış temsilciliklerimizden arayarak başımın etini yiyen hanımefendilere de "size ne.." diye sormak istiyorum..
***
Efendim.. Geçen hafta oturup bir sünnet hikâyesi yazdık..
Galiba lafı bağlarken de kendimizden söz edip "sünnet olduğumda sine-i rüştüme vasıl olmaya birkaç yıl kalmıştı.." gibisinden laflar ettik..
O günden beri de "meraklı turşuculardan" kurtulamadık..
Bizim sünnet olayını adeta hükümet programına çevirdiler.. Yeni bir kurulduğunda bir icraat programı yapılır ya..
Artık "milleti kazıklamaya azimli" ne kadar bankacı, borsacı, işadamı varsa heyecan içinde "Acaba nasıl bir şey.." diye kıvranır.. Programı bilecek ki atacağı kazıkların boyunu ona göre ayarlayacak..
Bizim sünnet işi de bu kadar merak yarattı yani..
Bu yazıya öfke ile başladığıma bakmayın.. Bilgisayarın tuşlarına vura vura yazıyı akıtırken, bir yandan da sakinleştim.. Kendi kendime "yaz da kurtul.." diye söylenmeye başladım..
Okuyun da hayrını görün..
Sünnetsiz yiğit..
Kendi sünnetime geçmeden önce ailemizin "sünnet tarihindeki" şanlı bir sayfadan daha sözedeceğim..
Dayılarımdan birinin nişanlandıktan sonra sünnet edilmesi "bilinen en büyük" vukuatımızdır..
Rahmetli dedemin "sünnet işindeki" gevşekliği; bu olaydan yıllar sonra en küçük iki dayımı da mağdur etti..
Dayılarımdan biri Padişah Genç Osman'ın tahta çıktığı; diğeri de Pele'nin Brezilya milli takımında oynamaya başladığı yaşa gelmiş hâlâ sünnet olamamışlardı..
Başka bir deyişle; biri lise sonuncu sınıfta, diğeri de lise birdeydi.. Ben ise bu dayılarımdan ancak birkaç yaş büyüktüm ve ilişkimiz arkadaşlık düzeyinde olduğundan, birlikte gezip tozuyorduk..
O yaz tatil için bize geldiler.. Daha doğrusu "tatil" işin kamuflajıydı.. İki dayım da yetişkin erkek kategorisine girdiklerinden "sünnet işinin" bir sonuca bağlanması gerekiyordu..
Gizlice sünnet olacaklardı..
Aile büyüklerince bu etkinliğin "uzak bir çevrede yapılması" uygun görüldü.. Dayılarım Afyon'da doktor olan babamın yanına gönderildi. Böylece operasyon Afyon Devlet Hastanesi'nden sessiz sedasız yapılacak ve bu "gizli sır" aile içinde kalacaktı..
***
Babam, hastanede birlikte çalıştığı operatör arkadaşından rica edip, dayılarıma hafta sonu için gün aldı.. Arada birkaç gün boştu ve biz o günlerde Afyon sokaklarında sürterek "iyi vakit" peyda ediyorduk..
Dayılarımdan biri 1.87 diğeri 1.81 boyunda. Kara kaşlı, kara gözlü oldukça yakışıklı çocuklar.. Üstelik Ankara'dan geldikleri için giyim kuşamları da modaya uygun..
Daha doğrusu kendi halinde bir Orta Anadolu kenti kızlarının dikkatini çekecek kadar farklı..
Nitekim bu durumu farkeden kızlar; aracılar vasıtasıyla bizim dayılara "mektup" filan yollamaya başladılar..
Arkadaş olalım..
O zamanlar bugünkü gibi "Gümrük Birliği" standartlarına uygun flörtler yoktu.. Oğlan kıza alaka peyda eder.. Ya da kız oğlanla ilgilenir..
Birbirlerine abuk sabuk mektuplar yazıp "kaşın ne güzel, sivilcelerin ne manalı.." gibisinden iltifatlar ederler.. "Ben sana hayran, sen cama tırman.." muhabbetleri bu mektuplarca yapılır, mektupları da bu işe meraklı kuryeler getirip götürürdü..
Ama tarafların eli eline değmezdi..
O vakitler daha PTT özelleştirilmemişti ama "mektupla flört" konusunda hizmet veren gönüllü posta servisleri her zaman vardı..
Bizim dayılar, kendilerine hissi yakınlık duyan kızların mektuplarına, gönderdikleri aracılara katiyen yakınlık göstermediler.. Daha doğrusu gösteremediler..
İlan-ı aşklar tek taraflı kaldı..
Bir karışlık yer tabii.. Ankaralı oğlanların kızlara gösterdiği soğukluk çok çabuk duyuldu.. Kızlar bizim sünnetsiz dayıları "kendini beğenmişlikle" suçladılar..
Gerçeği kimse bilemedi tabii..
Şimdi kendinizi bizim dayıların yerine koyun.. Kızlardan gelen böyle bir ilgiye nasıl karşılık verirsiniz?
"Evet, ben de sizi beğeniyorum ama kavuşmamız imkansız.. Çünkü biz üç gün sonra sünnet olacağız.." diyecek halleri yok ya..
***
İş o zaman Ertem Eğilmez'in çektiği "Arabesk" filmine dönecek.. Hani Şener Şen ile Müjde Ar'ın başrolünü oynadığı, eski Yeşilçam filmlerini makaraya alan Arabesk filmi..
Maazallah.. Diyelim ki oğlanlar gözünü karartıp "Beraber olamayız çünkü biz sünnet olacağız.." itirafında bulundular..
Ya bu sefer kızımız "Seni sünnet olana kadar beklerim.. Bizi hiçbir sünnetçi ayıramaz.." diye tutturursa!
Çocuklar da bu gerçeği gördüklerinden, ister istemez kızların ilgisine kayıtsız kalıp "cool" takıldılar, gizemlerine gizem kattılar..
Uzatmayalım..
Sonunda dayılarım sessiz sedasız sünnet edildiler.. Ardından da Ankara'ya döndüler.. Ne var ki ailenin büyüğü olan kadınlar, özellikle da anneannem çok ağladı..
"Oğullarımı sünnet kıyafetiyle at üzerinde görmek nasip değilmiş.." diye dövündü durdu..
Yahu Anneanne.. Oğlanlar kazık kadar.. Haydi bunların sıkletini çekecek iki araba beygiri bulduk diyelim.. Ondan sonra da millete nasıl laf anlatacağız.. "Dağılın arkadaşlar.. Burada tarihi film çekmiyoruz.. Bunlar da Bizans'a hamle eden Fatih'in fedaisi filan değil, sünnet çocukları.." mı diyeceğiz..
Ne dil döktüysek teselli bulmadı..
***
Ayrıca annem de kardeşleri için bir o kadar gözyaşı döktü.. Çünkü o da beni "at üzerinde" dolaşırken görememişti..
Ama ben "yetişkin bir sünnet delikanlısı" olarak aynı olayı birkaç yıl önce yaşadığımdan, dayılarıma "moral verme" işini hakkıyla yapmıştım..
Kendi hikayem bu yazıya da sığmadı.. Kısmetse yarına..