Zihniyet reformu
Bugünkü gücümüzde bile yüksek öğrenimde daha yüksek kalite elde edilebilir. Uzmanlara göre bunun sırrı zihniyeti ve mevcut yasaları değiştirmekte yatıyor
Bugün bitirmekte olduğumuz "üniversiteler" yazı dizimizde, elden geldiğince, gerçeklere bağlı kalmaya çalıştık, kişisel görüşlerimize değil dünya çapındaki sayılara öncelik verdik, yüksek öğrenim hayatımızdaki aksayan yönlere, "kişisel" noktalarda değil, "kurumsallık" ve "zihniyetler" planında yaklaşmaya çalıştık.
İstanbul Üniversitesi'nde, ODTÜ'de, Boğaziçi'nde, İTÜ'de, Ege'de, Hacettepe'de, Ankara Üniversitesi'nde, Siyasal Bilgiler'de ve hatta Kocaeli Üniversitesi gibi birçok kamu üniversitesinde, değerli hocalarımızın "kişisel çabalarını", öğretim üyelerinin olumsuzluklarla mücadelesini görmemek ve haddimizi aşsa da "takdir" etmemek için, insanın duygusal özürlü olması gerekir.
Ama dedik ya...
Bizim amacımız, üniversitelerimizin "olumluluklarını" tekrarlamak değil, esas olarak "Ankara"dan kaynaklanan ve köhne bir takım zihniyetlerden beslenen genel "çöküntüye" dikkat çekmekti.
Bu cümleden meramımız kısaca şudur:
1- Ankara'nın, yüksek öğrenim konusundaki politikalarını ciddi biçimde gözden geçirmesi, yapısal ve hukuksal reformları bir an önce gündeme getirmesi gerekmektedir.
2- Bugünkü şartlarımızda bile, üniversitelerimizin daha dinamik, daha ileri, daha çağdaş ve topluma yararlı bir hale gelmesi mümkündür. Hem de bir tek kuruş fazla masraf edemiyor olsak bile...
Bu da yine, hem Ankara'nın hem de üniversite bünyesinin hızlı bir "zihniyet reformuna" gitmesiyle mümkündür.
Mesele basittir.
Dünyadan vereceğimiz aşağıdaki örnekler, Türkiye'de de neler yapılması gerektiğini ve yapılacak işlerin "başedilmez işler" olmadığını ortaya koymakta, görüştüğümüz uzmanlar da bu perspektife katılmaktadır.
***
Bir ülkede, mal ve hizmet üretimi için becerikli, uzman personele ihtiyaç var.
Uluslararası ilişkileri ve ticareti ülke lehine yürütecek yetenekte insanlara ihtiyaç var. Bu nitelikli "insan kaynağını" artık üretmek zorundayız.
Avrupa sanayi devrimini yaşarken, Osmanlı bu konuyla pek ilgilenmedi. Ama şimdi biz, ister istemez "Bilgi Çağı"nı yaşıyoruz. İstesek de Osmanlı dönemine geri dönemeyiz.
O halde, Batı'nın gittiği yöne, onlar yürüyorsa bile, biz koşturmak zorundayız.
Amerika ve Kanada'da, çağ nüfusunun yüzde 80'i yüksek öğrenim görüyor. Bu oran Avrupa ülkelerinde yüzde 60'lere çıktı. Rusya ve SSCB'nin dağılmasından sonra kurulan devletler, okullaşma oranları yüske olduğu halde, yabancıların üniversite açmasına bile izin veriyorlar.
Rusya'de perestroyka'dan sonra yabancıların kurduğu üniversite sayısı 180'i buldu, bunların 70'i Amerikalılara ait...
Japonya, Çin ve Fransa 1995'ten beri büyük bir eğitim reformunu yaşıyorlar.
Bizde ise, yüksek öğrenim şansı yakalamamış gençler, işsiz kalarak topluma ve aileye yük oluyorlar.
Bu şansı yakalayanlar da, çağın gerektirdiği formasyonu kazanmakta güçlük çekiyorlar.
Yine kendimizden olumlu birkaç örnek verecek olursak, gerçekleştirilmesi gereken zihniyet reformunun ne olduğu daha berraklaşacaktır.
Robert Kolej'in dönüşmesiyle bir Boğaziçi Üniversitesi'nin ortaya çıkmış olması (ki öğrencilerin gözünde bir numaralı üniversitedir), Amerikalıların da çabalarıyla bir ODTÜ'nün kazanılmış olması, Prof. Dr. İhsan Doğramacı hocanın tamamen kişisel gayretleri ile bir Bilkent'in kazanılmış olması, yapılması gerekenlere örnek değil midir?
Öyleyse sonucu şöyle özetleyebiliriz:
"Kendi aralarında rekabet gücü olan, kişisel performansa ödül veren, hem öğrencileri hem de öğretim üyeleri ile yarışan, dünyaya açık, bilimsel zeminin yeşereceği derecede yumuşak, özel-devlet işbirliğinde, her üyesine mutluluk ve onur veren" bir üniversite yaşantısının sağlanması için, "yasal değişikliklerin gerçekleştirilmesi"
Bunun için üniversitelere milli kaynakların daha akılcı biçimde aktarılması, bu kaynakların "siyasal hegemonya"dan çıkartılıp, bilimselliğin ışığında kullanılması için gereken yasal ve yönetsel düzenlemelerin yapılması...
Devlet desteğine muhtaç öğrencinin desteklenmesinin, "başarı, tempo ve düzey" kriterlerine bağlanması...
Özel ve Vakıf üniversiteleri de desteklenirken, bu desteğin rasyonalizme oturtulması, adalet terazininin asla şaşmaması...
***
Ünlü işçi lideri Leh Walesa'nın "eski Polonya" için kullandığı paha biçilmez bir tarif var.
"Hükümet ödüyormuş gibi yapıyor, biz de çalışıyormuş gibi yapıyoruz!"
Bu sözü Türkiye'ye uyarlamak bilmem ki, haksız olur mu?
Bazen insan bu hisse kapılıyor.
Sanki...
Ankara, ülkeyi yönetiyormuş gibi yapıyor...
Biz de yönetiliyormuş gibi yapıyoruz...
Yoksa üniversitelerde de...
Öğrenciler eğitiliyormuş gibi yapılırken, gençler de mezun oluyormuş gibi mi yapıyorlar?
Toplumun gözbebeği üniversiteler için ben buna inanmak istemiyorum.
İnşallah bir gün gelir de, üniversitelerimizin "başarıları, kaliteleri ve dünya çapındaki saygınlıklarını" konu alan bir yazı dizisi yapma fırsatı elde ederiz.
Saygılarımla...
İLKER SARIER
|