kapat

23.06.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
micro
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
ALİ KIRCA(alikirca@sabah.com.tr )


Düğmeye ben bastım...

Son günlerin en can alıcı sorusu şudur:

- Düğmeye kim bastı?

Ençok merak edilen, en çok araştırılan, buna karşılık cevabı bir türlü bunulamayan bu soruya en kestirme yanıtı verebilirim:

"Ben bastım..."

Eğer, geçen hafta konuyla ilgili bir "Siyaset Meydtanı" programı yapmaya karar vermeseydim ve bunun sonucunda bazı kasetler ortaya çıkmasaydı, bütün bu gelişmeler yaşanmayacaktı.

En azından geçen hafta yaşanmayacaktı.

Öyleyse "Düğmeye ben bastım"...

"Zamanlama" da bana aittir.

Kasetlerin derin devletin istemiyle yayınlandığı; ya da uzun süredir elimizde olduğu ya da daha 40-50 kaset olduğu, vb...

Biliyorum ki, hiçbiri doğru değil bunların...

Cuma gecesi yayınlanan o iki kasetle, bu satırların yazarı yayından yalnızca yedi saat önce tanıştı.

Yani sizin saat 21.15 izlemeye başladığınız o iki kaseti, biz de aynı gün saat 15.00'te izlemeye başladık.

"Derin devlet" denilen şey kimlerden oluşuyor. Bilmiyorum ama, bildiğimiz "devlet"in de bu kasetle o gece tanıştığından eminim.

Cumhurbaşkanı, Başbakan, Komutanlar, DGM savcıları ve öteki üst düzey yetkililer...

Yani o kasetleri "elimize ulaştıranlar"ın dışında hepimiz o gün izledik bu konuşmaları...

Ve hepimiz o gün "şaşırdık". Ayrıca "daha 40-50 kaset" olduğu iddiaları da doğru değildi. Varsa da o kasetlerle bu kasetler aynı içerikte değildi. Yaklaşık yarım saatlik o konuşmanın dışında ve ötesinde başka kasetlerin önemi ve anlamı da yoktu.

Ötekiler "teferruat"tı.

Peki kasetler nasıl ulaştı atv'ye?

O konuda yazılanların da hiçbiri gerçeği yansıtmıyor.

Ayrıca bir gazeteciden kaynağını açıklaması da beklenmemeli.

Kimbilir belki "o gazeteci" de kaynağı tam olarak bilmiyordur! Kimbilir?..

***

"Gazeteci"ye o günden beri olumlu-olumsuz tepkiler yağıyor. Ne olumlu, ne de olumsuz tepkiler bizi fazla ilgilendirmiyor. "Misyoner gazeteci" değiliz çünkü...

Birilerine faydası olsun ya da birilerine zarar versin diye haber ya da program yapmayız.

Haber değeri olduğu için yaparız işimizi... O hafta gündemde olduğu için "Siyaset Meydanı" yapmamaya karar vermiştik.

Haber değeri olduğu için o kasetleri yayınladık.

Türkiye'nin altalta tüm gazetecilerinin adlarını yazıp sorabilirim: "Kim bu kasetleri yayınlamazdı, kim?"

Yok "derin devlet düğmeye bastı" diyeceklermiş, yok otuz yıl önce şunu yaptı, bunu yaptı?..

Dün de, bugün de, yarın da, olumlu olumsuz tepkileri düşünmeksizin, Türkiye'nin bütün gazetecileri bu kaseti yayınlardı.

Biz de öyle...

***

Hiç kimseden saklamadan taşıyıp geldiğimiz otuz yıl önceki "gençlik heyecanları"mız, neden engel olsun ki bugünkü yayıncılık heyecanlarımıza...

Gazete köşelerindeki her yazıya, hakkımızdaki her karalamaya cevap vermeye ya da tekzip göndermeye zamanımız yetmez. Lakin iş Meclis kürsülerine de taşınınca bir küçük aydınlatma belki faydalı olur kendi köşemizde...

İsteyen istediği gibi düşünmeye yazmaya devam etsin ne yapalım. Her şeye, her yere yetişemeyiz.

Bize hiçbir zaman yöneltilmemiş "vapur, oto galericisi gibi" iddiaların bizimle ilgisi olmadığını bilenler biliyor...

19 yaşın heyecanıyla yazılmış "Delikanlı Beyannameler"se, tam olarak içeriğiyle olmasa da, bugün de cesaretiyle yüreğimde yaşıyor.

Ama...

Şimdilerde "elli" yaşını yaşayan gazeteciye, "Hey! Sen de 19 yaşında neler yapmışsın, neler!..." diyenlere şu resmi yazıyı hatırlatmakla yetinelim:

"Mülga İstanbul, Sıkıyönetim 1 Numaralı Askeri Mahkemesi'nin 3.5.1972 gün ve 1972/1 esas ve 1972/13 karar sayılı kararı ile Ali Kırca'nın beraatine karar verildiği ve kararın savcı tarafından temyiz edilmemek suretiyle kesinleştiği anlaşılmıştır..."

Ya ne af, ne şefaat... Sonuna kadar beraat...

Ve sonra "temiz" güvenlik soruşturması... Sonra "re'sen emekli" deniz teğmeni Ali Kırca'nın TRT'ye yani yeniden devlet memurluğuna kabulü... Hem de o günkü genel müdür, şimdinin Fazilet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Nevzat Yalçıntaş'ın imzasıyla...

TRT Haber Dairesi Başkanlığı'na dek çıkış ve emeklilik...

Tam 25 yıl gazetecilik...

Tam çeyrek asır sadece televizyon haberciliği...

Tam yüz ödül...

Tam on kez yılın gazetecisi seçilmek...

Filistin davasına hizmetten ötürü "Şeref Madalyası"...

Bosna barışına hizmetten "Golden Rose" ödülü...

İsteseniz de, bu saatten sonra yirmibeş yılı iptal edip yok saymak mümkünsüz, elbet... Ama yine de 19 yaşındaki delikanlının maceralarını araştıranlara müjdeli haber:

Tek bir saati dahi atlanmadan o yılların "Belgesel Romanı"nı kaleme alıyor bugünlerde bu satırların yazarı...

Sonra uzanıp bu günlere geliyor ve anlatıyor (anlatacak), bir gün düğmeye nasıl bastığını da aynı heyecanla...

Fethullah Gülen'le "çok özel" iki sohbeti de yer alacak romanın satırlarında.

Fethullah Gülen'in bu satırların yazarı hakkındaki düşünceleri de...

Yani... Ne yapalım ki...

Bu hayatta herkes birbiri hakkında birkaç kez hatta birçok kez yanılmış oluyor... Olacak...

Yazarlar sayfasına geri gitmek için tıklayınız.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır