


Ecevit: Poliste şura sistemine geçmeliyiz
Önceki akşam NTV'de yayınlanan "Yeni Hükümet, Yeni Umutlar" programının hemen ardından Başbakan Bülent Ecevit'le sohbet ediyoruz. Söz dönüp dolaşıp "telekulak olayı"na geliyor. Başbakan, Emniyet Genel Müdürü Necati Bilican'ın "soruşturmanın selameti için" izne ayrılmasına üzüldüğünü hissettiriyor. Ama sözlerinden bunun gerekli olduğu da hissediliyor:
"İzne ayrılmayı kendi istedi. Hakkında yürütülen bir soruşturma yok. İzne ayrılma nedeni oğluyla ilgili konular. Kendisi de bu duruma üzülüyor. Sayın Bilican'ın Genel Müdürlüğü döneminde çeteler ve mafyayla mücadelede çok önemli başarılar elde edildi."
Peki izin sonrası Bilican'ın vali olarak atanması gündeme gelebilir mi? Ecevit, böyle bir atamayı doğal karşılıyor: "Olabilir. Zaten kendisi validir."
Ecevit, telekulak olayından söz ederken, sürekli olarak "izleme" değil, "dinleme" fiilini kullanıyor. Başbakan "Bazı zanlıların telefon trafiğini izlerken tesadüfen Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı, Genelkurmay gibi kurumların telefonlarına da tosladık" gerekçesini de kabul etmiyor: "Ben, bu konuda getirilen gerekçeleri inandırıcı bulmuyorum. Zaten, Başbakanlığı aradığı iddia edilen şahıslar benimle hiç görüşmedi."
Ecevit'in basın danışmanı, bu cümlelerin ardından konuya açıklık getiriyor. "Efendim, 1997'den beri sizi arayan herkesin kayıtları benim bilgisayarımda saklı. Bu iddialar ortaya atıldıktan sonra kayıtlara baktım, adı geçen şahısların hiçbiri yok."
Merak zahir...
Başbakan, Or-An'daki evinden yaptığı telefon konuşmalarının neden izlenmiş olabileceği sorusunu esprili bir dille cevaplıyor:
"Merak zahir. İstanbul'da küçük bir evimiz daha var. Yıllardır gitmiyoruz. O evdeki telefonun kayıtlarına da bakmışlar. Ama ben bu olayın siyasi bir yönünün olduğunu tahmin etmiyorum."
Ecevit "Olayın siyasi yönü olduğuna" fazla ihtimal vermese de, Emniyet Teşkilatı'nın siyasetle haşır-neşir olmasından rahatsız. Her iktidar değişikliğinde yaşanan dalgalanmaların Emniyet'e zarar verdiğini anlatıyor:
"Poliste de, asker gibi şura sistemine geçmek yararlı olur. TSK'da sistem ne kadar etkili bir şekilde işliyor. Asker; siyasetten, iktidar değişikliklerinden hiç etkilenmiyor. Poliste de benzer bu şura sistemine geçmek için çalışmalar yapacağız."
Son günlerde ABD Başkanı Bill Clinton'un Ecevit'i davet edeceğine dair söylentiler var. Başbakan bu konuya da değiniyor:
"Henüz resmi bir davet gelmedi. Ama, bir davetin geleceği yönünde işaretler var. Davet edilirsem tabii ki olumlu yanıt veririm. Siz de yakından izliyorsunuz, Türkiye-ABD ilişkileri son derece iyi gidiyor."
Dünya Kıbrıs'a alıştı
Ecevit, sohbet sırasında sık sık Kosova'daki son gelişmeleri soruyor. Türkiye'nin de aktif olarak katıldığı NATO operasyonunu bitirecek anlaşmanın ilan edilmesi an meselesi. Aylardır Kosova'ya kilitlenen ABD ve diğer Batılı ülkelerin Kosova sonrası gündemi ne olacak? Kıbrıs sorunu gündemin ilk sırasına oturabilir mi? Ecevit'in bu soruya yanıtı oldukça ilginç ve gerçekçi:
"Zannetmiyorum. Kıbrıs'ta ne çatışma var, ne de gerginlik. İnsanlık suçu, cinayetler, göçe zorlama gibi şeyler de yok. Herşey yerleşmiş gözüküyor. Sanki dünya da bu durumu kabullendi. Holbrooke biraz uğraştı, baktı ortada ciddi bir sorun yok, bıraktı. Kıbrıs sorununun bu tarzda yönetilmesi aslında Türkiye'nin büyük başarısıdır. KKTC'ye sık sık giderim. Her defasında daha gelişmiş buluyorum. Ambargoya rağmen sürekli atılım içindeler. Otoyollar bile yapmaya başladılar."
Başbakan KKTC'deki gelişmeden memnun. Ancak, anavatan ekonomisi darboğazda. Ecevit, çokpartili dönemin en yüksek sayısal desteğini sağladığı günün son saatlerinde NTV binasını terkederken, Türkiye gündeminin ilk sırasına siyasetin yerine ekonomi oturuyor.