


"Bu bir neden olabilir ama mazeret asla!"
Geçen haftalarda, Kartal Endüstri Meslek Lisesi'nde yaşananları ve Siyaset Meydanı'nda bu konuyla ilgili konuşulanları, hele de programda söyledikleriyle büyük ilgi çeken Volkan'ın anlattıklarını üst üste koyunca, toplum olarak dönüp bir kez daha aynaya bakmamız gerek.
Çoğu kez politik hesaplarla atanmış, eğitimden anlamayan Bakan'lar, ortaya pratikte hiçbir işe yaramayan bir sürü dosya koyan uzmanlar, eğitime hayatın penceresinden değil de müfredat gözüyle bakan; sanat, kültür ve sporun öneminin farkında bile olmayan, yöneticiler... Ve tüm bunların toplamı köhne, ezberci bir sistem. İşte gençlerimize sunduğumuz eğitim sistemi.
Devlet okullarına gelince, yöneticiler, 'okullar kalabalık, imkânlar kısıtlı, para yok, dolayısıyla yapabileceğimiz bu kadar,' diyorlar. Bu da gençlerimize sunduğumuz eğitim yuvaları...
***
Ancak bir şeyler yapmak istedikten, genci ön plana alıp, onu önemsedikten sonra bu olumsuzlukların içinde bile yapılacak çok şey var. Tabii bir de bu olumlu örneklerin Milli Eğitim tarafından uygulandığını düşünürsek, kimbilir ne büyük değişimler yaşanır? Neyse, gelelim benim vermek istediğim örneğe: Okul, Sultanahmet Meslek Ticaret Lisesi. Öğrencilerinin çoğunun imkânları kısıtlı. Buraya kadar her şey aynı ama bu noktada bir farklılık yaşanıyor. O okulda bir avuç idealist ve ne yapması gerektiğini bilen öğretmen var. Onlar, öğrencilerin boş vakitlerini olumlu etkinliklerle doldurmanın öneminin farkındalar ve bunun
için çırpınıyorlar. Öğrencilere iyi bir şeyler yapmanın zevkini aşılamışlar. Gençler okulun bodrumunu temizleyip, boyamış ve kocaman bir Sanat-Kültür Odası kazanmışlar. Bu odada piyesler, konserler düzenleniyor, münazaralar yapılıyor. Haftasonlarıysa öğretmenlerle birlikte, öğrenci indirimlerinden yararlanarak opera, tiyatro, bale ve sinemaya gidiyorlar. İşte böylelikle öğretmenler öğrencilerini eğlendirerek eğitiyorlar.
***
Bir başka örnek de, 'müfredat böyle emrediyor' diyerek anlamsız kalıpların uygulanması, hayatta gençlerin işine yarayacak pratik bilgilerin verilmemesi. Bir Alman arkadaşım, "Bu okullarda ne yapmak istiyorlar, anlamıyorum," dedi geçenlerde. "Bize okulda derslerimizin yanı sıra hayatta pratik olarak gereksinim duyacağımız şeyler öğretilirdi. Mesela yemek, dikiş, ilk yardım, conta değiştirmek, sigortayı tamir etmek, filan... Liseden mezun olduğumuzda yalnız yaşayacak donanımda olurduk."
Bizim okullarda en acıdığım dersler; müzik, resim ve beden eğitimidir. Bu üç ders gençler için müthiş bir eğlence ve kültür kaynağı olabilir oysa. Örneğin müzik saatinde, her ders bir kaset dinleterek, müzik ve müzisyenler hakkında bilgi verip gençlere ömür boyu sürebilecek bir zevk kazandırılamaz mı?
Resim dersinde zorunluluklar yerine, ressamlar ve sanat akımları hakkında bilgilendirilip, bu sanat dalı sevdirilemez mi? Ya beden dersine ne demeli? Annem kasadan atlayamadığı, ben ters takla atamadığım, büyük kızım da aynen bizler gibi olduğu için raporluydu. Tam üç kuşaktır raporluyuz! Bu da sistemin onca yıl ne denli değiştiğinin acıklı bir göstergesi. Oysa beden dersinde pekala da jimnastik yapılabilir, hangi hareketlerin hangi kasları geliştirdiği, vücudun nasıl formda tutalacağı gibi aerobik salonlarında öğretilenler ve yapılanlar okullara taşınabilir. Bunun yanı sıra ilk yardım, temizlik, düzgün duruş ve yürüme de beden derslerinde gösterilse, hayat boyu işe yarayacak bilgiler verilmiş olmaz mıydı? Bu üç önemli kültür dersinin böylesine harcanması yazık değil mi?
Bütün bu düşünceler ışığında, Milli Eğitim'de görevli birine televizyonda da bu olumsuzluklar sorulduğunda, o da konuyla ilgili bir sürü neden sıralamaya başlayınca, gençleri ve yitirilen zamanı düşünüp kendimi tutamıyor ve, "Bütün bunlar geçerli birer neden olabilir ama mazeret asla!" diye söylenmekten kendimi alamıyorum.