kapat

05.06.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
micro
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CAN DÜNDAR(cdundar@sabah.com.tr )


Özal-APO pazarlığının içyüzü (1)

Mart 1992'de Türkiye, tarihinin en kanlı Nevruz'unu yaşadı. İki günde toplam 57 kişi öldü Cumhurbaşkanı, sorunun şiddetle çözülemeyeceğini görüyordu. Bir arayış içerisindeydi...

Abdullah Öcalan önceki gün İmralı'da "Özal'la Talabani aracılığı ile görüştüm" deyince ortalık karıştı. PKK lideri ile Türkiye Cumhurbaşkanı arasında dolaylı da olsa bir mesaj trafiği yaşanıp yaşanmadığı sorusu kafalarda dolaşmaya başladı.

Bu trafiğin en yoğunlaştığı 1993 baharında, Apo'nun Bekaa'da düzenlediği basın toplantısını izleyen gazetecilerden biriydim. O süreçte, Apo ile Türkiye arasında bir haberleşme ağının kurulmasına yardımcı olmaya çalışan Iraklı Kürt lider Celal Talabani'yle ve yerli yabancı bazı meslektaşlarımla olayın perde arkasına ışık tutabilecek söyleşiler yapmıştım. Daha sonra da Celal Kazdağlı ile birlikte hazırladığımız "40 Dakika" programı için Doğan Güreş'ten, Kaya Toperi'ye, Sırrı Sakık'tan, Hüsamettin Cindoruk'a kadar dönemin diğer tanıklarıyla da konuşmuştuk.

Bugün Apo'nun iddiası üzerine bütün o tanıklıkları bir araya toplayınca, Özal'ın nasıl bir çözüm peşinde olduğu ve bunu nasıl uygulamaya çalıştığı daha iyi görülebiliyor.

O dönemin notlarını, tarihe bir belge olarak burada sunmak istiyorum.

"Sessiz diplomasi"
Her şey Körfez Krizi'nde başladı.

Cumhurbaşkanı Turgut Özal, ABD Başkanı Bush'la sık sık görüşüyor ve Irak'ta daha aktif bir politika izlemek istiyordu.

Elinde bir "Türkmen kartı" vardı, ama zayıf bir karttı. Irak'ta söz sahibi olabilmek için "Kürt kartı"nı da elinde bulundurması gerektiğini düşünüyordu.

İşte tam o günlerde Iraklı Kürtler'den "Bizim vatandaşlarımızın soydaşları" diye söz etti. Türkiye nasıl Batı Trakya'da, Kıbrıs'ta soydaşlarına yapılanlar karşısında sessiz kalmadıysa, bu tezle, Kuzey Irak'taki soydaşlarına karşı da duyarsız kalmayacak ve böylece müdahale zeminini yaratmış olacaktı.

Yalnız bir sorun vardı: Iraklı Kürtler'den "soydaşlarımız" diye söz edebilmek için Türkiye'nin önce kendi Kürt vatandaşlarının kimliğini tanımış olması gerekiyordu.

O dönem Özal'ın siyasi danışmanı olarak görev yapan gazeteci Cengiz Çandar, Cumhurbaşkanı'na bu konuyu hatırlatınca "Elbette bu yönde adımlar atacağız. Ama zaman lazım" yanıtını aldı.

Çandar tam o günlerde Talabani ile bir röportaja gidiyordu. Özal'a "Bu görüşlerinizi Talabani'ye iletebilir miyim" diye sordu. Olumlu yanıt aldı.

Çandar, "Türkiye kapısının açık olduğu" mesajıyla Talabani'ye giderken, Özal da konuyu MGK gündemine getirdi ve "Irak Kürtleri'ne sahip çıkma" planını askerlere açtı. Söylediği şuydu:

"Talabani ve Barzani, Türkiye'ye her bakımdan muhtaçtır. Bunları itip PKK'nın ya da ABD'nin kucağına atmak yerine iletişim kuralım ve kontrolümüze alalım."

Bunun üzerine dönemin Genelkurbay Başkanı Org. Doğan Güreş şöyle dedi:

"İngilizce'de 'Silence process' denilen bir yöntem var, yani sessiz diplomasi... Bu konuyu aleni, açık bir şekilde gündeme getirmeyelim. Çok düşük seviyede sessiz bir diplomasi uygulayalım."

Kürt realitesi tanınıyor
Nitekim öyle yapıldı.

Irak krizi patladıktan iki ay sonra Mart 1991'de Iraklı Kürt lider Celal Talabani gizlice Türkiye'ye geldi. Teması, Köşk'ün diplomat kökenli basın sözcüsü Kaya Toperi sağladı. Talabani, o gelişinde Cumburbaşkanı ile değil, Dışişleri yetkilileri ve ihtihbaratçılarla görüştü.

Ancak burada somut bir sonuca ulaşamayınca 1991'in Haziran ayında bu kez Özal'la randevulaştı. Özal görüşmesi öncesi heyecandan titriyor, şunları söylüyordu:

"İlk kez bir Türk Cumhurbaşkanı bir Kürt liderlerle görüşecek. Bunun Kürtler için ne anlama geldiğini, nasıl bir kilometre taşı olduğunu kimse anlayamaz."

O dönemde Irak Kürtleri, PKK'ya karşı Türkiye'yle ortak hareket etme kararı aldılar.

Özal Kürt sorununa ilişkin en cesur çıkışları da o yıl yaptı.

Önce Kürtçe konuşmanın serbest bırakılmasını gündeme getirdi. Ardından meselelerin diyalogla çözülmesi gerektiğini söyledi: "Adam kendine 'Kürt' diyorsa, 'Hayır, Sen dağ Türküsün' denmemeli" dedi.

Başbakan Demirel'in Diyarbakır'da yaptığı "Kürt realitesini tanıyoruz" açıklaması da o yıl sonuna denk geldi.

"2. Mustafa Kemal olmak..."
Mart 1992'de Türkiye, tarihinin en kanlı Nevruz'unu yaşadı. İki günde tam 57 kişi öldü. Cumhurbaşkanı, sorunun şiddetle çözülemeyeceğini görüyordu, ancak PKK'nın uyguladığı şiddete karşı da başka kozu yoktu.

Kendisinin "Double track" dediği planı yürürlüğe kondu:

Bundan böyle işi "iki koldan" yürütecekti: Bir yandan şiddete en sert yöntemle karşılık verecek, öte yandan da gizli diyalogla çözüm arayacaktı.

HEP'lilerle temas o aşamada başladı:
HEP Milletvekili Sırrı Sakık Özal'la görüşmelerini şöyle anlatıyor:

"Bir arayış içerisindeydi. 'Ülkenin en büyük sorunu bu... Bunu çözmek istiyorum' diyordu. Kendisine `Bu sorunu halleden 2. Mustafa Kemal olur' dedik. Çözüm için, parlamentodaki Kürt milletvekillerine büyük görev düştüğünü, silahın ve şiddetin Türkiye'nin gündeminden çıkması için büyük özveriler gerektiğini söyledi."

"Kürt sorunu nasıl çözülmez"
1992 yazında Özal'ın "siyasi çözüm önerisi" kağıda döküldü.

ANAP Milletvekili Adnan Kahveci, Güneydoğu'da bir süre inceleme yaptıktan sonra "Kürt sorunu nasıl çözülmez" başlıklı bir rapor hazırladı:

Bu raporda "Kürt meselesinin ciddi bir çözüm bulunamaması halinde bir iç harbe dönüşebileceği" belirtiliyor ve şöyle deniliyordu:

"Askeri çözümle hiçbir ülke çözüme ulaşamamıştır. Bugün Kürt sorunu siyasal bir kriz halini almıştır. Çözüm için cesur siyasal adımlara ihtiyaç vardır. Bu nedenle Kürt realitesi, Kürt kimliği ve dili hızla kabul edilerek, Kürtler'in siyasal hakları verilmelidir. Bu durum Türkiye'de demokrasiye ufuklar açmakla kalmayıp, PKK gibi terör örgütlerine olan halk desteğini de ortadan kaldıracaktır."

Özal, bu rapor üzerinde kendi el yazısıyla bazı değişiklikler yapıp, "kendi raporu" olarak Başbakan Demirel'e gönderdi.

O yaz, bu yaklaşım doğrultusunda adımlar atmaya başladı:

MGK'da GAP televizyonundan Kürtçe yayını savundu. Ağustos ayında Kürtçe eğitimin serbest bırakılması gerektiğini söyledi ve "Ben karşıyım ama federasyonu bile tartışmalıyız" dedi.

İşte bu noktada askerler itiraz ettiler.

Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş "Bunun tartışılması bile askerin moralini bozar, beni de sıkıntıya sokar" dedi.

Apo'nun mesajı Köşk'te
1992 kışında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin büyük operasyonu başladı. PKK, Kuzey Irak'ta ilk kez Iraklı peşmergelerle ortak harekat yapıyordu. Bu işbirliği büyük oranda Eylül ayında Köşk'te yapılan Iraklı Kürt ve Türkmen liderler zirvesinin sonucuydu. Barzani güneyden bastırıyor, TSK da Hakurk'tan sıkıştırıyordu. Bir yandan operasyon sürerken, bir yandan da Nevruz yaklaşıyor, Türkiye, bir önceki kanlı Nevruz'un tekrarlanacağı kuşkusuyla gerginleşiyordu.

İşte o aşamada Talabani bir girişim yapıp Apo'yu ateşkese ikna etti. Bu mesajı Türkiye'ye iletmesi için de Arap dünyasının etkili gazetelerinden El-Hayat'ın yazarı Kamran Karadagi'yi seçti. Karadagi sonrasını şöyle anlattı:

"Talabani bu barış girişimi çerçevesinde Öcalan'ın ateşkese hazır olduğunu Türk tarafına iletmemi isteyince hemen Türkiye'deki dostlarımı aradım. Mesajı Özal ve Demirel'e ulaştırdım."

Karadagi'nin aradığı dost, Cengiz Çandar'dı. Çandar, ertesi gece Köşk'teki bir iftar yemeğinde mesajı Özal'a iletti: Özal "Açıklasın bakarız" diye kestirip attı.

Basın toplantısına gidecek gazeteciler arasında Cengiz Çandar da vardı ve Apo'nun O'nunla baş başa görüşüp, kendisine iletilmek üzere bazı mesajlar vereceğini biliyordu.

Bu, hiç deklare edilmedi. Yarın işler sarpa sararsa Özal, "Benimle ilgisi yok" deyip çekilecekti. İş, olumlu yönde gelişirse Çandar devreden çıkacak ve konuyu asıl sahiplerine devredecekti. Çandar böylece Apo'yla görüşmeye Bekaa'ya gitti.

Görüşme biter bitmez Özal'ı arayacaktı.

YARIN: Özal: "Yahu bu adam deli mi..?"

Yazarlar sayfasına geri gitmek için tıklayınız.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır