|
|
Bir kız kaçırma öyküsü
Yıl 1962. Uşak Cezaevi'nde kız kaçırmalar suçundan, 19 genç mahkum yatmaktadır. Toplam cezaları 225 yılı bulmaktadır. Ben kırsal kesimden geliyorum. Başka köyde yaşayan aile dostlarımızın çocuklarından da, kız kaçırıp bizim evimize sığınanlar oldu. Bu kırsal kesim töresidir. Gençler karşılıklı isteyerek kaçmışlarsa, en güvenli yere giderler.
Onları içeri almamak, dostluğa törelere yakışmaz. Eğer kız zorla kaçırılmışsa, geldikleri yerdeki aile, bu zorbalığa izin vermez.
Hiçbir kaçırma olayında, sanıldığı gibi erkeğin silahını çekerek, kızı zorla dağa kaldırıp, ırzına geçmesi olmaz. Çünkü kırsal kesimde kaçanlar ya yürüyerek ya da (varsa) at üstünde olur ki, kız istemezse erkek kaçırmanın üstesinden gelemez.
Uzatmayalım; 19 mahkumun her biriyle konuştum. Psikolojik testlerden geçirdim ve her birinin köyüne giderek, olayı yerinde, sosyal boyutlarıyla inceledim.
Doğayla iç içe olan kırsal kesim kültürünün, törelerinin yarattığı o güzel insanların dramlarının sorumluluları da, ta gerilere uzanıyordu. Başka kültürlerle kirlenen bu güzel kültür, kızın ve de erkeğin evlilik kararlarının tekelini, anne-babaya vermişti.
Oysa "gönül ferman dinlemiyor" du. Aşk, o kutsal ve yüce duygu, bir kere yatağından taşmaya görsün, önüne geleni silip süpürüyordu.
Ya tarla ya mapus!
Oynanan şu oyunlara bakın: Adam, delikanlıya haber gönderiyor; "Falanca günü evde yokuz, gelsin kızı evden alıp götürsün". Delikanlı da kızın babasından gelen bu öneriye uyarak geliyor, kızı evinden alıp götürüyor. Kız gönüllü, direnmiyor. Gençler muradına erdikleri anda, baba da şikayet dilekçesini veriyor. Jandarma, kaçakların peşine düşüp yakalıyor.
Gerisi klasik hikâye. Kız ailesine teslim edilir, erkek hemen tutuklanır. Gencin içi rahattır, nasıl olsa ilk duruşmada serbest kalacaktır. Çünkü nikâhlanacaklar! İlk duruşmada, kız büyük baskılardan dolayı ezik ve bitiktir. Üstelik kızın yaşı, 16'dan küçüktür.
Buyurun cenaze namazına. Delikanlının ailesine haber uçmuştur, "Ya falanca yerdeki tarla ya da siz bilirsiniz!"
"Siz bilirsiniz"in karşılığı, tam "15 yıl". Beş yıl kız kaçırma, beş yıl ırzına geçmek, beş yıl da alıkoymaktan, bu ceza kaçınılmazdır. Ama ya o tarla? Ailenin tek güvencesi, öteki çocukların da paylarının olduğu kutsal (!) toprak parçası... Siz olsanız ne yapardınız?
Kız istese de direnir!
Kız kaçırmalarda genellikle erkek silahlı ve donanımlıdır. Kaçırma sırasında aşılacak dağlar, taşlar ya da orman vardır. Kız ailesinin erkekleri de silahlanıp peşlerine düşebilirler. Zaten kız, sevdiğine haber gönderip, "Falanca günü, falanca yerden beni alsın," derken, "Ben direnirsem aldırmasın, koşa koşa gitti denilirse ayıbıma gider" uyarısını da yapar. Erkek de avını o yerden kapıp kaçarken kız, "Hem ağlarım, hem giderim" örneği, kolları bedeniyle direnirken, ayakları da erkeğin çekiştirdiği yönde ufak adımlarla yürümeye başlar.
İşte o sırada, erkek erkekliğini tamamlayan o atalarından gelen tutkuyla "tarihsel simgesi" silahını çekip "yürü" demiş ve bunu da uzaktan bir-iki kişi görmüşse "yandı gülün keten helva..."
Gezintili yoldan biri ya uzlaşma ya da cezaevi.
Mutsuz son!
Şimdiki örneğimizde kaçırılan kız, bir başka köyden. Babasıyla birlikte bir at arabasıyla geldikleri komşu köyden, kendi köylerine dönerken, kızda gözü olan ve kızın da bu ilgiye sıcak baktığı delikanlı, iki arkadaşıyla iki köy arasında gözden uzakta bir yerde pusu kurar. Kızı babasının elinden alan delikanlı, orada bir kayalığın ardına götürür, "muradına erer". Şimdi sıra bunu kutlamaya gelmiştir. Üç genç birlikte bir güzel harmandalı oynarlar.
Bu delikanlıyla ceza evinde konuşurken, olayın mutlu sonla bitmediğine üzülmüş, "sosyal yapının ve bu öykünün, başka boyutu var mı?" diye delikanlının köyüne gidip, orada araştırma yapmıştım. Adli tıp derslerinde, tıp öğrenciliğimiz sırasında bize, bir kız ya da kadın, eğer direnmek isterse tek bir erkeğe karşı koyabilir, birleşme gerçekleşmez diye öğretmişlerdi. Ve şöyle bir öyküyle de bunu belleğimize kazımıştı hocamız.
Kadın istemezse olmaz mı?
Bir gün Rus sarayında bir kadın, Katerina'ya (gene Katerina çıktı karşımıza), bir subayın "zorla ırzına geçtiğini" söyler. Katerina yanında duran subaydan kılıcını kendisine vermesini ister. Kılıcı kınında tutan Katerina, kabzasını kadına uzatır, "çek kılıcı" der. Kadın kılıcı çeker, bu sefer, "kılıcı kınına sok" emrini verir. Kadın kılıcın ucunu, kınının gireceği ağzına geldiğinde, Katerina kılıcının kınını sağa ya da sola oynatınca, kılıç kınına girmez. "Bak bir kılıcı bile kınına sokamadın. Eğer sen istemeseydin, o kılıç da kınına girmezdi," der.
Dedim ya, bize böyle öğretmişti hocalarımız. Tecavüz olaylarında, erkek tek başına ise, ya şiddetli baskı (dayak, işkence, korkutma vb.) yöntemlerle amacına ulaşır ya da bazı rastantıları değerlendirir.
Erkek fırsatçılığı
Bir kadın pencereden dışarıya bakmaktadır. Eve giren erkeği farketmemiştir. Pencere yana açılan biçimde değil, eski tip yukarı-aşağı açılıp kapanan türdendir. Adam pencereyi indirir, pencere ile alt bölüm arasında sıkışan kadına, arkadan yaklaşarak tecavüz eder.
Dağdan odun taşıyan bir kadın, odunların ipini iki kolundan omuzuna geçirip ayağa kalkacağı sırada, orada beliren bir erkek, kadına çullanır, kendiliğinden kolları bağlanmış kadına tecavüz eder.
Dağ deyince çağrışım yaptı. Kadınların genellikle çok özel yöntemleri de olabilir. Dağda avcılar, bir çingene kadınına rastlarlar. Dağ havası, elde silah ve de avcı erkekler, bir de çingene kadını. Aklınıza ne geliyorsa, onların da aklına o gelmiş. Kadının "ağam, paşam" yalvarmaları boşuna. Sonunda kadın "peki ağalar dediğiniz olsun, korkudan sıkıştım, izin verin şuracıkta tuvaletimi yapayım" ricasına bizimkiler "olur" demişler. Kadın tuvaletini yapmış, bir avuç dışkısını aldığı gibi, cinsel organının üzerine sürüp, "buyurun ağalar" deyince, avcıların durumunu gözünüzün önüne getirin...
Köylüler neden karşı?
Örneklerimiz uzun. Biz gene dönelim, şu zaferini harmandalı oyunu ile kutlayan delikanlımıza. Olayın derinliklerine inmek için gencin köyüne gittim.
Olay delikanlının anlattığı gibiydi. Ancak köylüler bu konuda farklı düşünüyorlardı.
"Doktor bey, biz olayı burada çözerdik. Her şey bizim elimizdedir. Jandarma geldiğinde, kaçakların nerede olduğunu biz biliriz. Jandarmalar geldiğinde onlara gösteririz. Geçen on-onbeş gün içinde de, bir uzlaşma sağlanır. Zaten kaçan kızın, yeniden yuva kurma şansı azdır. Aile de fazla direnmez. Bu olayda yanlışlar şunlardı:
Köyümüze konuk olarak gelen ailenin, sorumluluğu bize aittir. Böyle bir olay köyümüzün de şerefini zedeler.
İkincisi, bu iş bir Ramazan günü oldu. Bu da doğru değildi. En önemlisi, kızın babasını hırpalamışlar. Bunu da içimize sindiremedik."
İşte adaletin töresi. Öyle ki, bu nice yasa kitaplarına yazılmamış, ama kırsal kesimin, uzun yaşam yıllarında süzülerek, gelen şapka çıkarılası bir yasasıydı.
Bu olay delikanlıya onbeş yıla malolmuştu. "İki gönül bir olunca samanlık seyran olur" muş. Ne güzel ve de yumuşak bir atasözü. Ama gelin görün ki, iki gönül bir olsa da, kimi zaman, cezaevi erkeğin seyranlığı oluveriyor.
Yarın: Ya kızlarımız!...
|
Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|