


Apo gazete mi okuyor?
Abdullah Öcalan denen vahşi terörist, 30 bin kişinin cinayet plânını hazırlayan cani, gazetecilere "Ben süt dökmüş kedi değilim" diye bağırmış. Herhalde durup dururken kedilere haksızlık etmenin anlamsızlığını o da farketmiş olmalı.
Bu haberde dikkati çeken nokta gazetelerin benzetmeyi yaptıklarının hemen ertesi günü kendisinin bunu nasıl haber almış olduğu.. Avukatı söylediyse mesele yok ama insanın aklına gazeteden okumuş olabileceği de geliyor. Acaba bu adamın gazete okuyup, televizyon seyretmesine de "iyi şartlar sağlamak" adına izin mi veriyorlar?
"30 bin kişinin katili" diyoruz, aslında o, şehitlerimizin ailelerini düşünecek olursak en az 120 bin kişinin katili.. Şehit astsubayımızın tabutunun sarıldığı bayrağı koklayarak ağlayan genç eşi Yıldız Namdar, küçük oğlu, damadının öldürülmesine tanık olan babası.. Kızının hayatının mahvolduğunu her gün gören annesi.. Onların ölüden farkı var mı?
Böyle bir durumda, henüz sanık konumunda bile olsa, verilecek en hafif cezanın "ağır müebbet hapis" olacağı belli olan sıradışı bir katile sıradan sanık muamelesi mi yapılıyor diye merak ediyor izleyenler doğrusu. Akla hemen Apo'nun rahat bir odada yan gelip yatmış televizyon seyreden ya da gazete okuyan gürüntüsü geliyor. Üstünde "Yeni Karamürsel" kıyafetleri.. Yemek menüsü de "Divan"dan mı gidiyor acaba?
Yassıada'da Adnan Menderes'i eşinin ve çocukların önünde, oturduğu sandalyeden "Kalk ayağa, sana otur demedik" diye kaldırdıklarında -bildiğim kadarıyla- ne içerde, ne dışarda kimsenin sesi çıkmamıştı.
İnsanlar kızmakta, Apo'nun hapis şartlarını merak etmekte yerden göğe kadar haklılar. Bu konu açıklansa iyi olur.
Sanatçıya eziyet!
Levent Kırca yarın sabah Alman Hastanesi'nde safra kesesi ameliyatı oluyor. Hayırlısıyla bu operasyonu atlatıp kendini biraz toparladıktan sonra da nekahat dönemi bitmeden mahkemeye koşacak.
Şu meşhur davayı sonuçlandırmak için.. Henüz unuttuğunuzu sanmıyorum ama yine de olayı hatırlatayım; Işılay Saygın, kendisini taklit ettikleri ve röportajındaki sözlerini güldürü konusu yaptıkları için "Olacak O Kadar"ı mahkemeye verdi.
RTÜK'ün çalıştıkları TV kanalına aynı nedenle 1 gün kapatma cezası vermesini protesto için Levent Kırca ve Oya Başar o günden sonra programlarını kestiler. Halk sevdiği ve zekvle izlediği sanatçıları bu nedenle aylardır izleyemedi. Ve şimdi de Kırca mahkemeye çıkacak.
Bizim sanatçılarımıza, başarılı insanlarımıza reva gördüğümüz eziyeti, sıkıntıyı hiçbir ülke kendi insanına yapmaz. Biz onları önce üzer, stres yüklemesi yapar, sonra da arkalarından dövüne dövüne ağlarız.
Ne yapmış Kırca mahkemelik olmak için? Veya Kanal neden kapatılmış?
"Bayan Bakanı rencide edici espriler yapılmış.."
Işılay Saygın'ın erkek liderler tarafından bu dönem bakan yapılmamasını eleştirerek ona hakettiği desteği verdiğimiz gibi bu olayda da haksız olduğunu söylüyoruz.
Biz kadınlar değil miyiz "eşitlik" diye bas bas bağıran? Erkekler hakkında yapılıyorsa neden kadınlar için de espri yapılamasın? Işılay Saygın'ın "bekâret" konusundaki hassasiyeti göreviyle veya şahsıyla ilgili konularda defalarca gündeme geldi. Böyle olunca konu "özel" olmaktan çıktı "genel " oldu zaten.. Eh, o zaman da ülkenin mizahçılarının bunu işlemesinden doğal birşey olamaz. Levent Kırca'nın çizgisi belli. Tansu Çiller'i de, Doğan Güreş'i de, Ecevit'i, Yılmaz'ı, Erbakan'ı da her şekilde taklit etti bugüne kadar.
Benzer taklitleri Reyting Hamdi'de, Yasemin Yalçın'ın programlarında da izledik. Kimse itiraz etmedi.
Böyle önemli konuma gelmiş siyasetçilerin biraz hazımlı olması gerektiği gibi, RTÜK'ün de mizah programlarına biraz daha hoşgörüyle bakması lâzım artık.
Onlar bunu yaparken biz de sanatçılarımızı korumalı, üzmemeli, üzülmelerine engel olmak için tavrımızı -geç olduktan sonra değil- zamanında ortaya koymalıyız.
Türkiye'nin en sıkıntılı zamanlarında yüzünü güldüren, toplumun her kesiminin ve her kuşağının sevgisini kazanan "bileğinin hakkıyla dört dörtlük sanatçı" diyebileceğimiz kaç sanatçımız var ki?
Başkan'ın açıtığı kanunsuz tesis
Kalamış Parkı'nın bir kısmını yasalara aykırı olarak işgal eden ve buraya tesis kuran Fenerbahçe Kulübü'yle ilgili son yazımda Kadıköy Belediye Başkanı Selâmi Öztürk üzerine düşeni yaptığını ve bu alanın "onaylı imar plânı olmaksızın denizin doldurulmasıyla elde edildiğini ve kıyı kanununun uygulanacağı alanda yeraldığını" yazılı olarak mahkemeye bildirdiğini belirtmiştim.
Geçen hafta Başkan Öztürk beni aradı ve Fenerbahçe Klübü Başkanı'yla beraber olduklarını, Klüp yöneticilerinin beni yeni yapılan çim sahayı göstermek üzere davet ettiklerini söyledi.
Ben de kendilerine "Yaptıkları inşaatın ve sahanın yasalara aykırı olduğunu, bu nedenle daveti kabul edemeyeceğimi" bildirdim.
Meğer bu telefonun nedeni varmış. Çarşamba günü gazetelerde çim sahanın Belediye Başkanı Selâmi Öztürk tarafından kurdele kesilerek açıldığı yazıyordu. Yorum yapmayacağım çünkü bu tesislerin hukuka aykırı olduğuna dair mahkeme kararı çıktı zaten.. Belediye Başkanı'nın bunu bile bile açılış yapmasının ne demek olduğunu sormak da hukukun işi.. Benim soracağım şu; Yöneticilerinin böylesine sorumsuz görüntüleri hâlâ çekinmeden sergilendiği şehirlerimizden hâlâ hayır beklemek mümkün mü?