Çarşamba gecesi NTV'de Nuri Çolakoğlu'nun yönettiği "Enine boyuna" programında; Em. Org. Kemal Yavuz, Ceza Hukuku Prof. Dr. Uğur Alacakaptan, Em. Büyükelçi Gündüz Aktan ve Hasan Cemal; Öcalan davasıyla, "terör" konusunu tartıştılar...
Biliyorsunuz Öcalan davasında, yargıyı etkileyecek yayın ve yorumlardan kaçınma titizliği sade bir kıyıya itilmedi; nerdeyse tüm medya, savcı ve yargıç kesildi. Hem de hukuksal bir objektivitiye tümden boşvererek...
Özellikle ceza hukuku doktrinleri açısından, biz medya olarak, doğrusu kaliteli bir düzey gösteremedik. Örneğin Falkland savaşı sırasında BBC'nin gösterdiği kaliteyi...
Özellikle Prof. Dr. Uğur Alacakaptan'la Em. Büyükelçi Gündüz Aktan, terör suçunun, "insanlığa karşı işlenmiş bir suç" sayıldığının altını çizdiler...
Bizim TCK'da ise böyle bir madde yoktu. Ankara, "Devlete karşı silahlı bir ayaklanmaya ve çatışmaya girişme" suçunu; yani Em. Büyük Elçi Şükrü Elekdağ'ın da bir yazısında değindiği gibi, "üstü örtülü bir iç savaşı" da; terör suçu kapsamında görüyordu.
Sap saman burada biribirine karışıyordu.
Oysa devlete karşı silahlı bir başkaldırıya girişmiş olan ayrılıkçı örgütün, insanlığa karşı işlediği bir yığın da "terör" suçu vardı.
Ancak bu suçlar ön plana çıkarılmıyordu.
Prof. Dr. Uğur Alacakaptan, bunun -özellikle de uluslararası tribünler önündeki önemini- iyice vurgulamaya çalıştı.
Em. Büyükelçi Gündüz Aktan da, sade felakete uğramış kamu görevlilerinin acılarını değil; terörün gazabına uğramış sıradan insanların acılarını da vitrine çıkarmak gereği üstünde durdu.
Nuri Çolakoğlu'nun programından sonra, yazı odasına çıktım. Dr. İlhan Akbulut'un "Gerekçeli Terörle Mücadele Kanunu ve Açıklaması" kitabını yeniden gözden geçirmeye başladım.
Terörle Mücadele Kanunu da, terörü, insan haklarına karşı işlenmiş bir suç olarak değil, devlete karşı yapılan şiddet eylemleri olarak değerlendiriyordu.
Yani gizli bir iç savaşla eşdeğerde tutuyordu.
Ya durakta otobüs beklerken, yahut bir kahvede otururken taranan insanlar? Evrensel hukukda terör, her hangi bir çatışmanın tarafı olmadıkları halde, şiddete uğramış insanlara karşı işlenen bir suçtu...
"Terörist" suçlamasının yerine oturması için, bu tür suçların daha çok ortaya çıkarılması şart-ı ekberdi.
Çağdaş Batı hukunda, devlete karşı silahlı eylem ve başkaldırı ayrı bir katagoride mütalaa ediliyordu; terör, ayrı bir katagoride...
Bizim Terörle Mücadele Kanunu'nun bir de 15. Maddesi var. O madde şöyle:
"Terörle mücadelede görev alan istihbarat ve zabıta amir ve memurları ile bu amaçla görevlendirilmiş diğer personelin bu görevlerinin ifasından doğduğu iddia edilen suçlardan dolayı haklarında açılan kamu davası sonuçlanıncaya kadar tutuksuz yargılanırlar."
Böyle bir madde ile bizim devletin, ne ölçüde demokratik bir hukuk devleti olduğunu; hukukçular yanında, insaf ve izan sahiplerine bırakıyoruz.
Öyle anlaşılıyo ki, gerçek bir hukuk devleti olabilmek; yerli yersiz dış dünyaya kızmak ve içerde duygusal rüzgarlar yaratmaya kalkmak kadar kolay değil..
Sezinlediğimiz kadarıyla, 21. Yüzyılın anlayabileceği bir tavır da olamayacaktır bu..
"Enine boyuna" programında ortaya çıkan ortak görüş şu oldu:
"Özel mahkemeler, özel yasalar, özel yöntemlerle bireylere karşı sürekli devleti koruma kaygılarından vazgeçelim ve dört dörtlük gerçek bir demokrasiden korkmayalım."
Ne diyelim, inşallah...