Terörün, hiçbir amacın aracı olamayacağı sözü lâf salatası idi. Bunu ibretli bir hüküm haline getirmek onuru bize nasip oldu.
Bebek katili İmralı'da konuştukça, onu kiralık katil, örgütünü kıyım ve yıkım makinesi olarak kullananlar sarsılıyor, şaşırıyor.
Apo davasında Türkiye'nin yargılanacağını, çıkacak mesajların, Sevr tezgâhlarını hızlandıracağını bekliyorlardı.
Ama beklemedikleri kadar açık ve adil bir yargılama ortamında Apo'nun söyledikleri onları suçlu sandalyesine oturttu.
İlk tokat, daha birinci celsede geldi:
"PKK'ya sesleniyorum. Sizi yanıltan ben, hiçbir baskı altında kalmadan söylüyorum.. Bizi koruyacak olan demokratik cumhuriyetin çatısıdır. Ayrı bir Kürdistan devleti istemiyorum. Kürtlerin sığınacağı, demokratik cumhuriyettir. Başka bir yer yoktur. Düşünce özgürlüğü vardır. Siyasal özgürlük de vardır. Olan bir şeyi niye isteyeyim?"
Apo davasını izlemek için 1028 yabancı gazeteci başvurdu. Bu açıklık olmasaydı "ilâç verdiler" diyeceklerdi.
Dün şaşırtıcı açıklamalar devam etti.
Bebek katili, Sevr zebanilerinin beslediği sözde Kürt Parlamentosu'na mesaj yolladı:
"Kürtlerin geleceğinin Türkiye'de olduğunu bilsinler" dedi..
"Atatürk milliyetçiliğine, kültür milliyetçiliğine inanıyorum" dedi.
Yıllardır on binlerce insanın kanına niye girdin, bu acıları, bu zararları niçin verdin be hayâsız, vicdansız adam?
Apo, kellesini kurtarma derdine düşmüş bir korkak olabilir ama aptal olamaz.
İtirafları ile kendisini davası olmayan, varlığını şiddet ve vahşetle besleyen kiralık bir katil durumuna düşürmüştür ama Kürtler adına pazarlık yapan siyasi bir kişilik olma iddiasından hiç vazgeçmemiştir.
Kendince tek kurtuluşu, yabancı güçler tarafından kandırılıp kullanılan bir nevi "mağdur" rolüne girmektir ve onu yapıyor.
Kellesine karşı da, eşkıya sürüsünü şantaj kozu olarak kullanmaya çalışıyor.
Avrupa, eline geçmişken Apo'yu yargılamadığına çok pişman olacak!
İktidar olmak..
Meclisin tatile girdiği aylar, hükümetler için en hızlı icraat dönemleriydi.
Şimdi öyle değil.. Meclis geçen yılın Temmuz'undan beri doğru dürüst çalışmıyor.
Bekleyen yasalar çıkmadığı takdirde hükümet iş yapamaz. Kanun lâzım çünkü.
Ekonominin çarklarını çalıştırmak, IMF ile anlaşıp dış kaynak akışını sağlamak, reform yasalarının çıkmasını gerektiriyor.
DGM'lerin sivilleştirilmesi, Apo davasını yüzümüzün akıyla sonuçlandırmamız için şart.
Mesut Yılmaz'ın dediği doğru:
Meclis Ağustos'a kadar tatili unutup haftanın 5-6 günü, günde 7-8 saat çalışmazsa ülke idare edilemez olacaktır.
Aynı şeyi Ecevit de, Bahçeli de söylüyor.
Ama merak ediyoruz, bu o kadar zor mu?
Yağmur duasına benzer ayin mi gerekiyor?
Üçlü koalisyon, mecliste 351 sandalyeli ezici bir çoğunluktur.
Liderler bu kalabalığı, iktidar gücüne dönüştüremeyecekse niye kurdular hükümeti?
En olmadık işler için kullandıkları lider sultasını bir defa da hizmet için işletsinler. Boş lâf, yakınma istemiyoruz!