|
|
Apo kaçıyor, Türkiye kovalıyor
15 yıl boyunca Türkiye'ye yönelik bir terör fitnesini yöneten PKK örgütünün başı Abdulah Öcalan, 9 Ekim 1998 günü Suriye'den sınırdışı edilmişti.
Suriye yetkilileri, Apo'yu, Yunanlılara teslim ediyor, onlar da asrın en azılı teröristini Güney Kıbrıs üzerinden Rusya'ya postalıyorlardı.
Apo'nun Suriye'den çıkarıldığı haberi önce Türk İstihbarat Örgütlerine ulaştırıldı. Ardından İran Dışişleri Bakanı Harazi, bu bilgileri doğrulayan bir haberle Şam'dan Ankara'ya geldi. 12 Ekim 1998 tarihinde ise, Mısır Dışişleri Bakanı Musa, kesin bilgiyi Demirel'e ulaştırdı.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sivil ve askeri istihbarat kaynaklarına 9 Ekim 1998 Cuma günü "çok gizli" kaydıyla son yılların en önemli haberi ulaştırılıyordu: "PKK terör örgütünün başı Abdullah Öcalan Suriye'den sınırdışı edildi."
Bir büyük oyunun bittiğini müjdeleyen bu haber, Ankara'nın orta yerine bir havai fişek gibi düşüyor, düşerken de rengarenk ışıklar saçıyordu.
Bu çok önemli haberin istihbarat antenlerine yansıdığı gün, İran Dışişleri Bakanı Harazi de, Şam'dan Ankara'ya gelmiş, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından Çankaya Köşkü'nde kabul edilirken, "Abdullah Öcalan artık Suriye'de olmayacak" demişti.
"Büyük Oyun" sahnelenirken Suriye'den bir başka ilginç haber daha Ankara'ya ulaştı: "Suriye'nin, Türk sınırına yakın Kamışlı, Derbesiye ve Tell Abiyat bölgelerindeki PKK kampları ve bazı stratejik hedefler bilinmeyen güçler tarafından havaya uçuruldu."
Casuslar savaşı
PKK terörünün başı Abdullah Öcalan, 10 Ekim 1998 günü, her zaman katıldığı Med TV programında ekrana çıkmıyor, bu da Suriye'den çıkarılmış olmasının bir başka işareti şeklinde değerlendiriliyordu.
Ankara'ya ilk gelen haberlere göre, Apo, Suriye'de Yunanlılara teslim edilmiş, bir küçük uçakla önce Güney Kıbrıs'a, oradan da Rusya'ya götürülmüştü. Bir başka haber de Apo'nun hemen Suriye sınırındaki Kamışlı Havaalanı'ndan postalandığı duyuruluyordu. Sözkonusu havaalanı, Türkiye sınırına bir tabanca atımı mesafedeydi.
Türkiye, Apo'nun Suriye'den sürgün edilişini adım adım izledi. Topladığı bilgiler, ABD İstihbarat Örgütü CIA ve İsrail Casusluk Örgütü MOSSAD tarafından da doğrulandı. 12 Ekim 1998 günü ise, Mısır Dışişleri Bakanı Amır Musa, 15 yıl süren bu belanın noktalandığı haberini net bir biçimde Türkiye'ye taşıdı. Apo, inini terketmişti. Orta yerde 5 bin vatan evladı şehit, 5 bin de günahsız sivillerin katledilişinin asla ödenemeyecek ağır faturası vardı. Apo, kandırarak dağlara çıkardığı 20 bin gencin de kaatili olmuştu.
Yarın: Rusya'ya uyarı...
Demirel: Türkiye'nin gücünü deneyenler pişman olur!
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Türkiye-Suriye savaşının kapıya dayandığı bir sırada Suriye sınırına gitti. Yüzünü Şam'a çevirip, Samandağ'da halka hitap etti. Orada yaptığı konuşmada "Türkiye'nin gücünü kimse denemeye kalkmasın. Geçmişte deneyenler olmuştur, denediklerine pişman olmuşlardır" dedi.
CumhurbaŞkanI Süleyman Demirel, 19 Ekim 1998 Pazartesi günü Hatay'a gitti. Türkiye-Suriye ilişkileri o günlerde tamamen kopma noktasına gelmişti. Hatta, bu iki ülke savaşın eşiğinde bekliyordu. Demirel'in 1 Ekim günü TBMM'de yaptığı konuşmadan sonra, PKK terörü ve Apo'ya yataklık yapan Suriye köşeye sıkışmış, Türkiye'nin kararlı tutumu karşısında telaşlanan Arap âlemi "geliyorum" diyen savaşı önlemek için diplomatik temaslara başlamıştı.
Dışarıda durum böylesine gerginleşirken, içeride de her kafadan bir ses çıkıyordu. Kimileri, Apo olayının tırmandırılmasını zamansız buluyor, kimileri de Hatay ilindeki vatandaşlarımızı rencide edici sözler sarfediyordu. Nitekim, Fazilet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan, bir konuşması sırasında Hatay'daki Alev” vatandaşlarımızı "Onlar, Nusayri Alev”leri" diye tasnife tabi tutmuş, bu sözlerden alınan Hataylı Alev”ler, bir süre önce Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'i Çankaya Köşkü'nde ziyaret ederek üzüntülerini dile getirmişlerdi.
Demirel, 19 Ekim günü GAP uçağı ile Adana'ya doğru havalanırken, Türkiye-Suriye ihtilafını çözmek için biraraya gelen iki ülke diplomatları da Adana'nın Seyhan ilçesinde gizli bir toplantıya hazırlanıyorlardı.
Demirel, Suriye sınırında
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Hatay'ın şehir merkezi Antakya'da incelemelerde bulunduktan sonra, Suriye sınırındaki Samandağ'a geçiyor, oradan Şam'a çok anlamlı mesajlar veriyordu. Demirel, bu ziyareti sırasında, Recai Kutan'ın kırdığı potu düzeltiyor, bir bakıma yıkılan duvarı da onarıyordu.
Samandağlılar, Cumhurbaşkanı'na çok büyük sevgi gösterisinde bulundular. Bu, aynı zamanda Hatay topraklarında gözü bulunan Suriye'ye de çok anlamlı bir mesaj niteliği taşıyordu. Demirel'in yüzünü Suriye'ye çevirip yaptığı tarihi konuşma şöyleydi:
"Türkiye Cumhuriyeti Devleti kimindir? diye bu soruyu kendime soruyorum ve cevap veriyorum: Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ona sadakatle bağlı olan bütün vatandaşlarının, Doğulusu, Batılısı, Güneylisi ve Kuzeylisi ile hangi ırk” menşeden gelirse gelsin, bir gün hangi inanca sahip olursa olsun, bütün vatandaşların devletidir.
İşte Demokrat Türkiye
Bir ucundan bir uca 2 bin 200 kilometre, bir ucunda çiçekler açarken, bir ucunda kar yağan bu ülke kimindir? Bu büyük vatan kimindir? Yine ona sadakatla bağlı olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarınındır, hepinizindir, hepimizindir.
İşte sevgili Samandağlılar, Demokrat Türkiye budur. Demokrat Türkiye dendiği zaman, benim vatandaşım, kişi değil, vatandaştır. Bu ülkenin neresinde isterse oturur. İstediği işi tutar ve ibadetini istediği şekilde yapar. Benim vatandaşım, Ardahanlısı, Lalapaşalısı, Yüksekovalısı hepsi beraber bu ülkenin eşit vatandaşlarıdır, eşit, her alanda eşit.
İşte akşam oluyor; akşam olunca bir zamanlar kapkaranlık olan benim ülkem, bugün 35 bin köyünde, 75 bin mezrasında elektriğe sahip, telefona sahip, okula sahip, yola sahip; her şeyi bu Devlet ve bu millet yaptı.
Sevgili hemşehrilerim, aziz kardeşlerim; bu ülkede herkese yetecek ekmek var, herkese yetecek hürriyet de var. Herkese yetecek herşey var. Dirlik içinde, düzenlik içinde, birlik, kardeşlik içinde yaşayacağımız zaman, hemen herkesin herşeyi olacak ve bu ülkenin bugün aradığı şey, huzur içinde yoluna devam etmek ve daha zengin, daha güzel bir Atatürk Türkiyesi'ni yapmaktır.
Sevgili Samandağlılar, ülkemizin bir kısmını bizden koparmak isteyenler çıktı. 1071 yılında Malazgirt'ten beri bu ülkede tek bayrak dalgalandı; Selçuk'tu, Osmanlı'ydı, şimdi de Türkiye Cumhuriyeti Devleti. Biz kimsenin toprağında falan değiliz, kimseden bir talepte de bulunmadık. Kim bizden talepte bulunursa, başını taşa çarpar ve başı dağılır gider.
Kanlı çeteyi soktular
Ülkemizin içine kanlı çeteleri soktular. Bu çeteler 9 aylık çocuğu, 90 yaşındaki ihtiyar, yaşlı, kadını şehit etti. Kaç tanesini etti? 5 bin tanesini, 5 bin. Onları korumak, bu ülkenin sınırlarını korumak benim Devletimin onuruydu; kiminle koruyacaktı? İşte bu ülkenin çocuklarıyla koruyacaktı.
Size şunu söyleyeyim ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti güçlüdür, bulunduğu bölgede barışın da, birliğin, beraberliğin, istikrarın da anahtarıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kendisi rahatsız edilmedikçe kimseye bir şey dediği yok. Ama, 5 bin tane benim mâsum vatandaşım şehit olmuş, onu koruyacağım derken, 5 bin tane de askerim ve polisim şehit olmuş; iyi mi sevgili vatandaşlarım.
Maalesef, bunların başı komşumuz Suriye'de, 10-15 senedir Suriye'den destek görüp ve bütün işlerini orada idare eder. Ben gittim Şam'a 6 sene evvel; dedim ki, bu olmaz, bu ayıp. Ben gittim birçok ülkelere. Ben söyledim, Araplar bizim kardeşlerimizdir. Eğer Suriye'de oturan bir adam Türkiye'deki insanların öldürülmesini destekliyorsa, bunu idare ediyorsa, bu komşuluğa sığar mı?
Mısır Cumhurbaşkanı geldi, İran Cumhurbaşkanı araya girdi ve bana dediler ki, 'Ne istiyorsun?' Bizimki gayet basit, bu canileri ülkesinden çıkartsın, bunlara destek vermesin. Türkiye'nin gücünü kimse denemeye kalkmasın. Geçmişte deneyenler olmuştur, denediklerine pişman olmuşlardır. Tehdit için söylemiyorum; bunu söylemem benim Devlet Başkanı olarak siz vatandaşlara borcumdur. Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri, Türkiye'ye yönelebilecek her türlü tehlikeyi, tehditi yerin dibine geçirmeye ve bu ülkenin kılına dokunacaklara, aklını başına getirmeye kâdirdir, Allah'ın inayetiyle."
Şam'dan gelen habere bakın: Apo, Suriye'ye 'yanlışlıkla' girmiş(!)
Mısır Dışişleri Bakanı Musa,12 Ekim 1998'de beklenen net haberi getirdi. Apo, artık Suriye'de barındırılmayacaktı. Şam yetkililerinin Mısırlılara söyledikleri bir komik ifadeye göre, Apo, 'yanlışlıkla' Suriye'ye girmişse, hemen çıkarılacaktı.
MISIr Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'le 6 Ekim 1998 tarihinde Ankara'ya gelen Dışişleri Bakanı Amr Musa, 12 Ekim günü Şam'dan yeni bilgilerle tekrar Çankaya Köşkü'ne çıktı. Musa, Hüsnü Mübarek adına Türkiye ile Suriye arasında arabuluculuk yapmaktaydı.
Cumhurbaşkanı Demirel, Amr Musa'yı saat 15.00'te kabul etti. Musa, konuşması sırasında şunları söyledi: "Sayın Cumhurbaşkanı, size iyi haber getirdim. Abdullah Öcalan Suriye'de olmayacak, yanlışlıkla girdi ise çıkartılacak. Sizi temin ediyoruz. Mısır bu konuda kefil. Size taahhütte bulunuyoruz. Münhasıran iki ülke arasında bu meseleyi görüşmek üzere bir güvenlik toplantısı yapılmasını öneriyoruz. Bu toplantıda Türkiye'nin talepleri konuşulsun."
Musa'ya cevap
Demirel, Mısır Dışişleri Bakanını dikkatle dinledi. Muhatabının cümleleri arasına sıkışmış çok önemli mesajları hemen tespit etti ve sessizce şu değerlendirmede bulundu: "Demek ki, Suriye Apo'yu gözden çıkardı. Yeni bir dönem başlıyor. Bu, 15 yıllık bir mücadeleden sonra ulaşılan en büyük başarı. Artık bundan sonrasını titizlikle izlemeliyiz."
Demirel, Mısır Dışişleri Bakanı'nın konuşmasından sonra bu defa düşüncelerini sesli olarak dile getirdi ve muhatabına şunları söyledi: "G Günü takvimi çalışıyor, çıktığımız yoldan dönmeyiz. Önerdiğiniz ikili toplantıya katılabiliriz. Eğer toplantıda bizim, sizlerin vasıtasıyla Şam'a gönderdiğimiz taleplerimiz dışında bir konu gündeme getirilirse, derhal toplantıyı keseriz."
Suriye, teslim bayrağı çekti
15 yıl boyunca Türkiye'nin baş belası PKK terörüne yataklık yapan Suriye'nin yöneticileri, bölücübaşını ülkelerinden kovaladıktan sonra tıpış tıpış Adana'ya gelip, "söz veriyoruz, PKK'yı artık barındırmayacağız" dediler. Suriyeliler, bu konuda hazırlanmış, taahhüt belgesini de imzaladılar.
Türkiye'nin tâviz vermez, kararlı tutumu, 19 Ekim 1998 günü Suriye'yi adeta dize getirdi. Önce Apo'yu ülkesinden kovalayan Şam yetkilileri, topraklarında barınan binlerce PKK militanından bir kısmını tutukladı, bir kısmını da Kuzey Irak'a doğru sürdü. Ardından da Türkiye'ye gelip, Adana'da masaya oturdu. Adana toplantısının adına "Türkiye-Suriye Gizli Güvenlik Görüşmeleri" adı verildi. Cumhurbaşkanı Demirel, Suriye sınırından Şam yetkililerine çok sert mesajlar gönderirken, Adana'da toplantıya katılan Türk diplomatlar da, son 15 yıldan beri koynunda düşmanımızı besleyen ülke yöneticilerinin pişmanlık ifadelerini dinlemeye koyuldu.
Adana toplantısına giden heyete kat'i talimat verilmişti: "Suriyeliler gündemi saptırır, işi başka bir mecraa sürüklemek isterlerse, derhal toplantıyı kesin ve onları evlerine gönderin."
Dışişleri alârmda
Türkiye Dışişleri yetkilileri, 1 Ekim'den beri alarmdaydı. Bakanlık Müsteşarı Büyükelçi Korkmaz Haktanır, Müsteşar Yardımcısı Büyükelçi Uğur Ziyal, Başbakan Başdanışmanı Büyükelçi Ümit Pamir, Ortadoğu Dairesi Genel Müdürü Büyükelçi Aykut Çetirge, Dışişleri Bakanı Özel Danışmanı Elçi Oğuz Demiralp ve Ortadoğu Dairesi Genel Müdür Yardımcısı Elçi Oğuz Çelikkol, 6 Ekim'de gerçekleştirilen Demirel-Mübarek zirvesine Türk tarafını temsilen katılmış, bu ekip, operasyonun diplomatik boyutunu da takım halinde masaya yatırmıştı.
Adana'daki Gizli Güvenlik görüşmeleri sırasında Türkiye heyetine Büyükelçi Uğur Ziyal, Suriye heyetine ise Siyasi Güvenlik Başkanı Tümgeneral Adnan Badr Al-Hassan başkanlık ediyordu. İki gün süren toplantıda Suriye'nin, PKK'ya verdiği desteğin kaldırılması yolunda bir dizi önlem alındı ve iki taraf arasında anlaşmaya varıldı.
Şam yönetimi, Türkiye'nin tâviz vermez tutumu karşısında imzaladığı mutabakat belgesi ile PKK'ya destek vermemek için ciddi bir taahhütte bulundu. Türkiye, bu mutabakat çerçevesinde Suriye'nin bundan sonraki tutumunu sürekli denetlemek için Şam'da görevliler bulunduracaktı. 15 yıllık bir büyük fitne, Adana toplantısında atılan imzalarla tarihin hiç unutulmayacak sayfalarından birinde yerini alacaktı.
|
Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|