kapat

04.06.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
micro
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Bir "erkeklik" safsatası
"Ben doktor Haydar Dümen" diyerek söze başlamam, bende bir alışkanlık durumuna geldi. Kuralı bozmamak için, sözlerime gene böyle başladım.

Yaşamımın her dilimi, yaşam ağacımın her dalı ya da yaşam binamın her tuğlası, doğup büyüdüğüm, içinde yaşadığım toplumun acılarıyla, alınteri, sıkıntı ve üzüntüleriyle, kuşkusuz kısa kısa da olsa mutluluklarla donandı. Ancak 68 yaşındaki Haydar Dümen olarak, buradan sizlere seslenmenin keyfi de, çalışmalarımın onurlu bir ürünü olarak, beni mutlu ediyor. Bu mutlulukla yeniden merhaba...

Nöro-psikiyatr'ım. Türkçesi sinir ve ruh hekimiyim. Daha öz anlamda beyin ve onun işleviyle uğraşıyorum. Beyin deryasına dalınca, varlığın en üst katmanında, yani piramidin en tepesinde, bir başyapıt olan İNSAN'la karşılaşıyoruz.

İNSAN: Etiyle, kemiğiyle biyolojik bir varlık. Toplum yaşamı, ilişkileri ve kurallarıyla, sosyal bir bütünlük içinde olması gereken bir birey. Ama en önemlisi, o bireyin BEYNİ. Beyninin işlevleriyle, tüm öteki canlılardan ayrıcalığı olan insanı araştırırken, o karmaşık labirentlerin her dönemlerinde karşıma hep cinselliğin aynaları çıktı.

Öyle ki, tarihsel örtülerin pek çoğunun altında da o vardı. Üstelik nice entrika ya da budalalıklarla...

Baltacı ve Katerina
Tarih dedim de, biraz onun sayfaları arasına dalalım. Gençlik yıllarımızda, tarih dersinde ilk öğrendiğimiz ve asla unutmadığımız, bir erkeklik megalo'suyla gurur duyduğumuz, bilinen o ünlü öykü ya da ünlü masal...

Öykümüzün baş kahramanı Baltacı Mehmet Paşa. Paşamız Prut Savaşı'nda Rus ordusunu bataklığa sıkıştırmış, tam zafer kazanılacağı sırada, Avrupa'daki egemenliğimizin perçinleneceği süreçte, sırmalı altı atın çektiği bir kupa'dan, peri kızı gibi bir kadın iner. Peri masallarında, gökten inen bir prenses gibidir ama bu gerçek bir kraliçedir. Adı KATERİNA...

Kendileri Rus Çarı, namı diğer Deli Petro'nun karısıdır. Osmanlı deyimiyle onun "harimi ismeti"dir. Paşamız bu yeryüzü güzelini(!) görünce, (hemen ekleyelim Meydan Larousse'nin 7. cildi 76. sayfasında, yağlı boya tablosundan alınmış bir fotoğrafı var ki, öyle yüzüne bakılası gibi de değil) kraliçeyi kaptığı gibi çadırına alır, orada onunla halvet olur. Çadırdan çıkarlarken tarih artık tersine akmaya başlamıştır. Paşamız bir kadın uğruna onca şehidi, bunca zahmeti ve en önemlisi, kendi sorumluluğunu, uçkuruna feda edivermiştir. Hem de, dışarıda bekleyen onca kumandanı, kendi şehvetli dakikalarına tanıklık ve bekçilik yaptırarak.

Hiçbir toplum, hiçbir ulus, kendi Paşa'sını böylesine küçültüp, böylesine aşağılayamaz. Ortaya çıkan tablo, bir paşaya değil, ancak geri zekalı bir budalaya yakışır türdendir.

Katerina mı, fahişe mi?
Diyelim ki, savaşın o kritik anında, bir kadın geldi, Paşamız onunla halvet oldu. Gelen kadının Katerina olduğu nereden belli?

Daha fotoğraf makinası keşfedilmemiş. Televizyonun "T"si yok. Bizim arslanların içinde, önceden Katerina'yı gören de yok. Öyleyse, gelen kadın pekâla bir Rus fahişesi de olabilir. En akıllıca ve doğru yorum budur. Çünkü savaşlar, büyük aldatmacalarla oynanan birer oyundur. Eğer böyleyse, durum daha da vahim demektir. Kendi cinsel kompleksleri nedeniyle, bir savaşın zaferi yerine, düşmanın başkomutanının karısını yatağa atmanın, daha onurlu olacağını düşünen akılsız tarih yorumcuları yüz karası bir karalamayla bunun bedelini, topluma ağır ödetmişlerdir.

Gençliğimiz ve Baltacı
Olaya bir de Rus'lar tarafından bakarsak; bir fahişe, Katerina diye yutturulmuşsa, gelen kadının hangi bulaşıcı cinsel hastalık aşılanarak gönderilebileceği düşünülürse, bu düşünce bizim açımızdan bir karabasana dönüşür. Onların açısından ise kahkahalı bir şenliktir.

Gençliğimiz, Baltacı Mehmet Paşa ile Katerina'nın çadırdaki dakikalarını hayal edip, onun üzerine fanteziler kurarak geçti. Erkekliği böylesine safsatalarla körükleyip, erkeklerin hayal dünyalarına, altın tepsilerde fanteziler sunmak yerine, estetik ve insancıl yorumlarla süslenip sunulsaydı, bu konudaki alt kültürümüz daha sağlam temellere otururdu.

Yorumcular: "Paşamız şöyle yaptı" diye başlasaydı, "İki katip çağırdı, onlara 'yazdıklarınızdan biri Osmanlı arşivine, öteki de Çar Petro'ya gidecek' dedikten sonra: 'Sayın Çar Hazretleri, biz savaşırız, kazanırız, kaybederiz. Bu savaşın kuralıdır. Bu kuralın içinde, ölmek ve de öldürmek de vardır. Ama bir Osmanlı olarak paşasından askerlerine kadar, hiç birimiz düşmanımız da olsa, onun harimi ismetine, harama uçkur çözmeyiz. Emanetiniz olduğu gibi geri gönderilmiştir,' deyip imzasını attı, çadırına çekilip kahvesini yudumladı." diye bitirselerdi, tarihten gelen bu insancıl mesajdan, gelecek kuşaklar kendilerine düşen olumlu payları alırlardı. Böyle bir mesajda, korunması gereken önemli manevi değerler vardır.

Günümüzün Nataşa'ları
Tarihin akışında geldiğimiz iki noktaya bakar, geçmişteki bu öykünün, bugünkü yaşanan olaylarda izlerini ararsak, uzağa gitmeye gerek yok. İşte NATAŞA'lar. Onlar uğruna feda edilen malların, paraların gerçek öykülerini, Karadenizli aileler yaşıyorlar.

Öyle ya, "Paşamız kazanılmış bir zaferin her şeyini bir kadına feda ederse vatandaş da evini feda etmiş çok mu?"(!) mantığı çürük bir yumurta gibi, bu toplumun erdem değerleri üzerinde patlayıverir.

İşte, yukarıda değindiğim o labirentlerde karşılaştığım aynalardan biri. Ama ben daha nicelerini sunacağım. Karmaşık bir ip yumağı gibi, her an aklımıza ve ayaklarımıza dolanan CİNSELLİK, ne yazık ki, hen bilinmiyor hem de dokunulmazlığın "ayıp ve günah" zırhları altında, içten içe kaynıyor.

O ki, insanla onun beyni ve işlevleriyle uğraşıyordum, o ki, her olayda cinsellikten bir mozaik parçası karşıma çıkıyordu. Ben de kolları sıvadım, araştırmalara kapıldım.

EVLİ ERKEKLER:
- Erken boşalma ile ilgili soru ve sorunlar. Çaresi var mı? Uyuşturucu sprey ya da pomadın yararı olur mu?

- Karıma mahcup oluyorum, ne yapmalıyım?

- Karım neyse ama, dışarıda bu yüzden bana yönelen ilişkilerden kaçıyorum. (Bu grubu, ekonomik ve sosyal yapıları üstün olan kişiler oluşturuyor).

- Orgazm sırasında sıkma yöntemi uyguluyorum, zararı olur mu?

- Ereksiyon güçlüğü üzerine soru ve sorunlar...

- İsteğim çok ama eylem başlarken sönme oluyor.

- Eskiden arka arkaya iki kez başarılı olabiliyordum, şimdi bu olmuyor, acaba erkeklik ölüyor mu?

- Eşime karşı isteksizim, içimden gelmiyor.

- Eşim hep karşı çıkıyor, ne zaman istesem bir bahane buluyor, bunun ilacı var mı, yemeğine falan koyayım.

- Evliliğimiz çok monotonlaştı, oysa ben bu konuda çok enerjiğim, acaba sizin aracılığınızla, böyle mutluluk arayan birini bulabilir miyim?

- Kadında orgazm sırasında, erkekteki gibi bir salgı olur mu?

- Anal seksin (ters ilişki) ne gibi zararları vardır?

- Grup seks için sır tutan aileler bulabilir miyiz? (Bu mektuplar, açık adres verenlerden ve ailelerden geliyor.)

- Anal zevklenmem var, benim gibi biriyle zaman zaman buluşup mutlu olabir miyiz? (Bu grup hem çok, hem de üst düzey insanlardan oluşuyor.)

- Yapay gereçler nerelerde satılır? (Bu da çok soruluyor.)

ORTA YAŞ VE İLERİSİ ERKEKLER:
- Sertleşme sorunları başta geliyor. Bir çare arayışları içindeler, hep bir hap beklentileri var. Böyle bir ilacın varlığını kendilerine benzeyenlerden duyduklarını dile getiriyorlar. Bu konuda Tahtakale'de satılan türden maddeleri sayıp döküyorlar.

- Mutluluk çubuğu nasıldır, kaça malolur?

- Eşleriyle ilgili sorular.

- Karım çocuklarına ve torunlarına düştü beni unuttu. (Çözüm için umut ışığı bekliyor; ikinci bir kadın ya da başka bir seçenek...)

- Karım çuval gibi yatar. Her isteğimde beni azarlar, "Bu yaşa geldin ayıp" falan der.... gibi söz ve davranışları dile getiriyorlar.

HAYDAR DÜMEN


Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır