


Türkiye'yi ve dünyayı hazırlamak
Kestirmeden söyleyivereyim...
Apo'nun herhalde suçsuz bulunacağı yok.
İdam cezasına çarptırılabilir, o zaman o ceza infaz edilir mi edilmez mi tartışması var.
Ve de yıllardır (16 yıldır) müebbet hapis cezası şeklinde uygulanan idam cezaları (35 adet) varken Apo'nun asılarak istisna teşkil etmesi hukuka uyar mı uymaz mı tartışmaları var.
"Kimseyi asmazken Apo'yu asarsak hukuk ülkesi olduğumuzu açıklayamayız" diyenlerin karşısında, "Kardeşim komşusunu satırla kesen adamla, binlerce sistematik cinayetin sorumlusu bir mi" tartışmaları var.
Bu arada "Avrupa, Amerika'ya baksın. Katile şırıngayla infaz yapılıyor insan haklarına aykırı olmuyor da bu bebek katilini biz asarsak mı barbar oluyoruz" diyenler de "Öyle ya" cevabı duyuyor.
Şimdi yüce mahkemenin adil bir karar vereceğine şüphe yok.
Ama bütün bilgi kanallarının açık olması gerek.
İdam kararı çıkar da asılmazsa bunun Türk halkına anlatılması gerek.
İdam kararı çıkar da infaz edilirse bunu dünyaya anlatmak gerek.
İdam kararı çıkmazsa bunu da hem dünyaya hem Türkiye'ye anlatmak gerek.
Ve meseleye çok sakin bilge bir olgunluk içinde yaklaşmak gerek.
Konunun uzmanlarına, hükümete, basına, herkese ve hepimize çok önemli bir görev düşüyor...
Hukuk kurallarını öğrenmek!
Hukuka saygılı olmak.
Adalete güvenmek...
Ve bu arada kendi aramızda olası sonuçları tartışmak.
Öyle ki karar açıklandığında ve Apo'nun kaderi tayin edildiğinde, hem içeride hem dışarıda kimsenin kafasında şüpheye düşmesin.
Not: Tartışma götürmez bir taraf var... Türkiye'nin adil yargıya saygısı olmasaydı Apo'yu Akdeniz üzerinde uçağın kapısından itmesini de bilirdi.
Fıkra
Adam Akmerkez kalabalığında karısı kaybetmiş, "Nesrin" diye diye arıyor.
Sağa gidiyor, sola koşuyor.
Giden bilir, alışık olmayan dön dön aynı yere çıkar, yüz kere kaybolur...
O sırada "Nalan" diye bağıran bir adamla çarpışıyor.
- Nesrin!
- Nalan!
diyerek çarpışınca durumu anlıyorlar.
- Birader hanımı mı kaybettin?
- Valla yarım saattir arıyorum.
- Ben de aynı durumdayım... Bak bir teklifim var, hanımları birbirimize tarif edelim görürsek "Senin bey saat 3'de Vakko'nun karşısında olacak oraya git" diyelim. Bir iki arayacağımıza iki kişi ararız.
- Tamam abicim iyi fikir. Benim hanım sarışın, çekik gözlü, uzun boylu, uzun bacaklı, yeşil mini etek giyiyor, üzerinde beyaz askılı bir buluz var...
- Yav birader şimdi boşver benim hanımı, önce gel beraber seninkini arayalım!
Kes sakla Türkiye'nin meseleleri
Cumhurbaşkanı Demirel Sedat Ergin'e Türkiye'nin meselelerini sıralamış...
Okuyunca insana hem sıkıntı geliyor hem de -şükür akıllarda diye- rahatlıyor.
Yoksa seçim, hükümet, türban krizi, bakanlık dağılımı derken insan bu memleketin asıl meseleleri neler sorusunu unutuyor.
Cumhurbaşkanı bunları dosyada topluyor.
Şimdi bu dosyaları alt alta yazacağım, duvara asın (erbabı Excel'de dosya açar) ilerleme oldukça bir çeltik atın.
* Faizlerin düşürülmesi
* Turizmde sıkıntı
* DGM'lerin sivilleşmesi
* Özelleştirme
* Sosyal Güvenlik Reformu
* Yatırım hamlesi
* Bakü Ceyhan
* Uluslararası Tahkim
* Eğitim Yatırımları
* Avrasya açılımı
* AB ile ilişkşler
* Pişmanlık Yasası
* Terörün dış kaynakları
* Devlette reform
* Demokratikleşme
* Serbest Piyasa ekonomisi
Şimdi en alta bir de "* Lüzumsuz meseleler" diye bir hane açın ve en çok çeltiği buraya atmamak için dua edin.
Bence bir iki gizli madde de var...
Bütün bu işlerle birlikte yürütülecek...
Birincisi devletin devletliğini bilip devlet imkanlarını özel çıkarlarına alet ederek vatandaşa şantaj yapmaması (her türlü devlet içi çetenin bitmesi) diyebiliriz.
İkincisi de devletin toplumla barışık olması ve vatandaşın evinde sorun olmayanı ele aldığında kurumsal alanla kamusal alanı birbirine karıştırmaması.