


Liderlerden kadınlara hakaret!
Şu anda gündemin en önemli konusu APO'nun yargılanması gibi görünüyor ama aslında gündemde neredeyse onun kadar önemli bir konu daha var; kadınsız hükümet..
Neden aynı derecede önemli derseniz cevabı hazır; ikisi de insanlarımızın "canı"yla, kanıyla, bugüne kadar kaybettiğimiz çok sayıda "hayat"la yakından bağlantılı da ondan..
APO denen canavar binlerce Türk vatandaşının ölümüne neden olmuş.. Özellikle Güneydoğu'da!
Kadınların bugünkü mecliste olduğu gibi geçen meclislerde de adam yerine konmaması benzer vahşette yüzlerce Türk vatandaşının ölümüne neden olmuş.. Özellikle Güneydoğu'da!
Tabii bu ülkede kadın sorunlarıyla ilgilendiğini sanıp da aslında masal gibi dinleyenler şimdi hayretle gözlerini açıp "Nasıl yani?" diye soruyorlardır. Anlatayım..
Kadınlarla ilgili bugüne kadar çözüm bulunmayan sorunlardan biri de "töre cinayetleri"dir.. Doğu ve Goneydoğu'da kadınlar en basit nedenlerle çoluk çocuğa öldürtülmektedirler.
Ve ne yazık ki 57. Hükümet döneminde de ne buna ne de diğer sorunlara bir çare bulunamayacak. PKK gibi uluslararası boyuta gelmiş bir terör sorununa bulunabilecek ama gencecik kızlar, kadınlar eften püften nedenlerle öldürülmeye devam edilecek.
Erkek liderler yine önce kadınların çoğunu seçilemeyecek yerlere koyarak Meclis'e girmelerini engellediler. Sonra da üç erkek kafa kafaya vererek tek bir kadının bulunmadığı hükümetlerini kurdular.
Kadından sorumlu bakan dahi -yine- erkek. Demek ki Ecevit, Bahçeli ve Yılmaz'a göre "Bu mecliste kadın sorunlarına çare arayan bakanlığın başına bile geçebilecek kapasitede bir kadın yok."
Örneğin Ecevit'e göre grubundaki onca kadından hiçbiri bakan olmaya lâyık değil. Mesut Yılmaz'a göre deneyimli milletvekili Işılay Saygın bu bakanlığa -veya bir başkasına- lâyık değil. Mesut Bey önce kadın bakanlığının kurulmasına da öncülük eden İmren Aykut gibi başarılı bir kadın parlamenteri liste dışı bırakarak harcadı, şimdi de Işılay Hanım'ı harcıyor.
Gelelim adam yerine konmayan hanımlara.. Hakaretin büyüklüğüne rağmen sesleri çıkmıyor. Bu hakareti yuttuktan sonra Meclis'te olmalarının ne anlamı var?
Tek sorun para mı? Yoksa "işte biz de milletvekili olduk" demek mi?
Toz bezi göndereceğim!
Parlamentolarda kadının bu zavallı konumu kamu ve özel sektörde tüm yönetim kademelerinde de aynen benzer durumda.
Kadınlar giderek daha çok küçümseniyor, eziliyorlar. Sorunları giderek çığ gibi büyüyor, çareleri ise erkekler tarafından engelleniyor. Yani bu dönemin kadın milletvekillerinin suskun kalması mümkün değil. Tarihi görevlerini yapmak zorundalar artık!
Yapacakları en doğru şey toplu olarak milletvekilliğinden istifa etmek.
"Yine sorun mu çıksın" falan demeyin. Türkiye'nin hiçbir dönemde soruna tahammülü yok ama Türk kadınının bu kadar aşağılanmasına da temsilcileri seyirci kalamazlar.
1935'te 18 kadın cesurca öne atılıp tepkilere göğüs gererek Meclise girmiş ve tarihe geçmişlerdi.
Şimdi de 1999 yılının 22 kadınının onurla öne çıkma zamanı.. Partileriyle seçildiler ve partileri onları adam yerine koymadı. İstifa etsinler. Sadece partilerinden değil, milletvekilliğinden de.
Bunu yapmadıkları takdirde onlara birer toz bezi göndereceğim. Meclis sıralarının tozunu alarak, kendilerini hâlâ ikinci sınıf vatandaş sayan erkeklerin kafasındaki "kadın rolü"nü hakkıyla oynamaları için..
Haydi bakalım, kararlarını bekliyoruz!
İşadamlarına çağrı
Önceleri Dr. Oktar Babuna'yı kurtarmak ümidiyle başlatılan kampanya tüm Türkiye'yi lösemi hastalığından korumak ve yakalananlara çare bulmak amacı güden geniş çaplı bir çalışmaya döndü. Oktar Babuna'nın kendisi ve arkadaşları önderliğinde büyük bir grup, İstanbul Tıp Fakültesi'nin de katkısıyla bugüne kadar önemli bir yol katetti.
Ulusal Kemik İliği Bankası için "1 milyon" kampanyası hızla devam ediyor. Halk kampanyayı destekliyor ve sahip çıkıyor. Şimdi sıra Sağlık Bakanlığı'nın da işi ele alarak sahip çıkmasında..
Tabii bu arada önemli bir destek de şu ana kadar fazla bir desteği görülmeyen özel sektör ve zengin işadamlarından bekleniyor.
Bakalım bu konuda ilk önemli sorumluluğu kimler gösterecek?
Bravo Gilan'a!
Cumartesi günü Topkapı Sarayı'ndaydım ve inanın gördüklerim beni çok heyecanlandırdı ve mutlu etti.
Sarayın oldukça bakımsız olan giriş kapısının yanındaki kırık dökük binanın (Osmanlı'da Kapı Ağaları binası veya Ara ceza kapısı denirmiş) alt katı 1,5 ay gibi kısacık bir zamanda Gilan Mücevher tarafından yepyeni, pırıl pırıl sergi salonları, üst katı ise konferans salonu haline getirilmiş.
Tüm dünyada ihtişam açısından ancak 2 müze; Viyana Hofburg'daki Schatzkammer Müzesi ve Moskova'daki Kremlin Amory Müzesi ile kıyaslanabilen Topkapı Hazine dairesinin her açıdan dünya standartlarına uygun yenilenmesi ise 2003 yılına kadar yine Gilan tarafından bitirilip, teslim edilecek.
Saray yönetimi de bu önemli katkıdan duyduğu memnuniyeti bitmiş olan sergi salonlarında ilk sergi hakkını firmaya vererek belirtmiş. Anadolu'nun birçok bölgesinde yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıkarılan gerçekten çok özel koleksiyonu Ağustos sonuna kadar bu salonda izlemek mümkün..
Aynı zamanda Hazine Dairesi'nde sergilenen muhteşem mücevherlerin bakımını da üstlenen Gilan'ı bu sorumlu ve örnek girişiminden dolayı gönülden kutluyorum.