|
|
Tarihi dava
Öcalan'a soruldu: Doğum yeriniz? - Ömerli. Doğum tarihiniz? - 49. Baba adı? - Ömer. Anne adı? - Üveyş. Evli misiniz? - Hayır. Boşandınız mı? - Hayır. Resmen bir evlilik var ama bekarım.
30 bin kişinin katili bölücübaşı Abdullah Öcalan'ın yargılanmasına dün sabah saat 10.00'da başlandı. Tarihi duruşma için sanık yakınları ve avukatları, saat 08.30'da "Gazi Yatı" ile Ada'ya hareket etti. Ancak teknenin Kıbrıs gazilerinden olduğu belirtilen sahibinin, yola çıktıktan sonra kim olduklarını öğrendiği Apo'nun yakını ve avukatlarını götürmek istemediği öğrenildi. Kaptanın tekneyi açıkta durdurduğu, daha sonra ikna edilerek yola devam ettiği öğrenildi. Teknenin Ada'ya gelişi bir saat bu nedenle gecikti. Müdahil avukatları, müdahil ve izleyici şehit aileleri, basın mensupları ve diğer izleyicileri taşıyan Akşemseddin deniz otobüsü, bu nedenle bir süre İmralı açığında bekletildi, Gazi Yatı'nın Ada'ya yanaşması ve içindekilerin inmesinden sonra, saat 08.55'te İmralı'ya yanaştı.
Şehit yakınları: Sabırlı olacağız
Terör örgütü elebaşının yargılanacağı davanın bugünkü duruşmasına katılacaklar şehit yakınlarının ortak görüşü, "Sabırlı olacağız. Yüreğimiz yanıyor ama mahkemenin sağlıklı yürümesi için sesimizi çıkarmayacağız" şeklindeydi.
Yüreği yanık şehit annesi Terlan Karabıyık şunları söyledi: "Batı, insan haklarından söz ediyor. Benim yavrumun insan hakları yok muydu? Eşi dul, çocuğu 2 aylıkken babasız kaldı. Öcalan'ın annesi inşallah mezarlarında ters dönerler... Bizim bu durumdan kurtulmamız için ancak ve ancak onun idam edilmesi gerekir. "Şehit babası Hamit Köse ise vatan haini bir caninin yargılanmasını görmeye gideceğini belirterek, "30 bin kişinin katili nasıl bir ifade verecek, avukatları onu nasıl savunacak merak ediyoruz" dedi.
Oğlunu şehit veren Nizamettin Akyol ise "Onun cezası belli. Sıkı önlemler altında hemen infaz edilmeli" diye konuştu. Şehit annesi Selma Arslan da terör örgütü elebaşının idamını görmek ve Ankara'ya mutlu bir şekilde dönmek istediğini ifade etti. Duruşmaya müdahil olarak katılan Kamu-Sen Genel Başkanı Resul Akay da gazetecilerin soruları üzerine şöyle konuştu:
"Dava ertelenmesin"
"Uluslararası terör suçlarının, insan hakları kapsamına alınmaması yönünde görüş hakimdir. Ancak Türkiye'de bunun tersi davranışları esefle izliyoruz. Sivil toplum örgütlerinin duyarlılığını artırmak için davaya katılıyoruz. Bağımsız Türk yargısının davayı ertelemeyeceğini düşünüyoruz. Dava ertelenirse Ankara'nın telkinleriyle ertelenir. Madem DGM'lerin yapısındaki değişiklik nedeniyle davanın ertelenmesi gündemde, hükümet ve parlamento üzerine düşen görevi yerine getirsin ve değişikliği yapsın. Eğer bu değişiklik olmadan dava ertelenirse bu hükümetin görevini savsakladığı anlamına gelir."
Davayı izleyecek İstanbul Barosu Başkanı Yücel Sayman ise, davanın erteleneceğini zannetmediğini söyledi. Mahkemenin vereceği kararlar hakkında önceden söylenti çıkarılmasını doğru bulmadığını anlatan Sayman, bir soru üzerine, "Eğer Öcalan'ın avukatları ek süre talebinde bulunursa mahkeme bu talebi kabul edebilir" dedi.
Sıkı güvenlik önlemi
Mahkemeye katılacak kişiler İmralı'da yeniden güvenlik kontrolünden geçirildikten sonra, saat 09.00'dan itibaren sanık yakınları, avukatları, müdahiller, izleyiciler ve basın mensupları ayrı ayrı kapılardan duruşma salonuna alındılar. Duruşma salonunda sadece TRT ve AA'nın görüntü almasına izin verildi.
Sanık Öcalan'ın İmralı Adası'ndaki yargılanması süreci saat 09.40'da duruşmayı izleyeceklerin salona alınmasının tamamlanmasıyla başladı. Mahkeme Heyeti duruşma salonundaki yerini saat 09.45'de aldı. Bu sırada mübaşir, sanık avukatları, müdahil avukatları ve müdahillerin kimlik tespitini yaptı. Salonda 11 sanık, 11 de müdahil avukatı olduğu belirlendi.
Mahkeme Başkanı M. Turgut Okyay, güvenlik nedeniyle davanın İmralı Adası'na alındığını, verilen zahmet için katılanların hoşgörülerine sığındığını söyledi. Okyay, duruşmada disiplinin bozulmaması için gerekli özen ve disiplinin gösterilmesini, aksi takdirde yasal tedbir almaya mecbur kalacağı uyarısında bulundu.
"Sanığı getirin"
Sanık Abdullah Öcalan ise, İmralı'da 7 aydır tutuklu bulunduğu cezaevinden saat 09.38'de bir araca alınarak mahkeme salonunun bulunduğu yere getirildi. Mahkeme Başkanı Okyay, konuşmasını bitirdikten sonra "Sanığı getirin" dedi ve sanık Öcalan, bir kapıdan cam kafese girdi. Apo'nun girmesiyle saat 10.00'da duruşma başladı.
SIK ÖNLEM: HERKES RETİNA VE YÜZ TARAMASIYLA TANINIP SALONA ALINDI
Sanık Öcalan'ın 7 ay sonra çıkacağı mahkeme nedeniyle Mudanya'dan itibaren sıkı güvenlik önlemleri alındı. Güvenlik kontrollerinden geçirilerek Ada'ya gelen Apo'nun yakınları, şehit yakınları, müdahiller, avukatlar, gazeteciler, ayrı ayrı elektronik turnikelerden, retina ve elektronik yüz taraması teyidi alınarak salona sokuldu. Bu tarama için gerekli bilgiler, önceki gün Mudanya Jandarma İlçe Komutanlığı'nda gerçekleştirilmişti. Apo ise, duruşma salonuna alındığı kapıdan doğruca cam kafese alındı.
"Dava sonunda Avrupa'ya gelecek"
ULUSLARARASI Af Örgütü ve Katolik Kilisesi üyesi Bruce Kent, İngiliz Parlamenter Lord Nicholas Rea, Uluslararası Hukukçular Derneği Üyesi ve Alman Anayasa Profesörü Poech Norman dün İmralı'ya gidişleri izlediler. Kent, adil yargılama süreci olup olmadığını izlemeye geldiklerini belirterek, "Ancak, şu ana kadar gördüğümüz adil bir yargılama yapılmadığıdır" iddiasında bulundu. Rea, Öcalan'ın Lahey Savaş Suçluları Mahkemesi'nde yargılanmasını isterken, Öcalan'ın yakınlarının adaya götürülmesini olumlu adım olarak niteledi. Norman ise DGM'lerin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi standartlarına uymadığının, mahkeme tarafından açıklandığını söyledi. Norman, "Dava, AİHM'ye gelecek" dedi.
Apo Şehit Ailelerinden Özür diledi
Abdullah Öcalan, idam istemiyle yargılandığı davada, duruşmaya izleyici olarak katılan şehit ailelerine dönerek "Özür dilerim" dedi. Bir şehit annesi "Şerefsiz" diyerek karşılık verdi.
Ankara 2 No'lu DGM'nin Başkanı M. Turgut Okyay, sanık Öcalan'ın kimlik tesbitinden sonra sanığın 7 aydır tutuklu olduğunu kaydetti ve Öcalan'dan oturmasını istedi. Ancak kısa bir konuşma yapmak istediğini söyleyen sanık Öcalan, Mahkeme Başkanı'nın söz vermesi üzerine, ayağa kalktı ve yakalandığı günden bugüne kadar herhangi bir kötü söze muhatap olmadığını, bugüne kadar baskı, hakaret ve işkence görmediğini söyledi. Öcalan, şunları söyledi:
"İşkence görmedim"
"Tüm uluslararası alanın dikkatini de gözönüne getirerek yakalandığım günden, barış için yaşayacağım sözünü verdiğim günden bugüne kadar, kaba bir baskı söz düzeyinde hakaret ve işkence görmediğimi belirtmek istiyorum. Bu bağlamda, bu temelde demokratik cumhuriyet ekseninde, barış ve kardeşlik için devletin hizmetinde çalışma isteğimi, kararlılığımı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bu konuda gösterdiği saygılı yaklaşımın bir gereği olarak ben de bu düzeyde kararlılığımı saygı ve şükranla belirtmek istiyorum. Ayrıca yakalandığımda uluslararası devletlerden başta Yunanistan olmak üzere Rusya ve kısmen İtalya, bunlar uluslararası hukuk kurallarını yerine getirmemişlerdir. Tamamen korsanvari yöntemlerle.... benim yakalanmamda bunların rolleri önemlidir. Bunu hem protesto ediyorum hem de bu nedenle yargılanmamın ve dolayısıyla savunmamın fazla bir gereği olmadığını, olmayacağını belirtmek istiyorum."
"Üzüntü duyuyorum"
"Ayrıyeten barış ve kardeşlik için yaşamam gerektiğini söyledim. Bu temelde savunmamı mahkemenizde dile getirmeyi yine tarihi bir görev biliyorum. Sayın, saygıdeğer tüm şehit aileleri için kısa bir açıklama yapmak istiyorum. Kendilerinin yaşadığı üzüntüyü, acıyı yürekten paylaşıyorum. Yine bundaki sorumluluk payımdan üzüntü duyuyorum temelde. Hakikaten bir toplumsal yaradan kaynaklanan bu kanın durması için ve barış için elimden gelen her türlü çabayı göstereceğim sözünü veriyorum. Saygılarımla efendim.
"ŞEREFSİZ"
Mahkeme Başkanı M. Turgut Okyay, sanık Öcalan'ın sözlerini tutanağa eksiksiz geçirdi. Apo'nun konuşması sırasında, duruşmayı izleyen şehit yakınlarının tepki göstererek laf attıkları duyuldu. Bir şehit annesi, Apo'nun "Üzüntü duyuyorum" sözleri üzerine alaylı bir ifadeyle "Şüphesiz" derken, bir başka şehit annesinin "Şerefsiz" sözü duyuldu.
PKK'ya "silahı bırak" çağrısı
SANIK avukatlarının duruşmanın ertelenmesi isteğini reddeden Mahkeme Başkanı Turgut Okyay, sanık Abdullah Öcalan yeniden söz alarak pratik yaşam koşullarına ilişkin bir dilekçe verdiğini ifade ederek, bunun dikkate alınmasını isteğini ise inceleyeceğini söyledi.
Duruşma savcılarından Talat Şalk, sanık avukatlarının yargılamanın durdurulması istemi konusunda görüşlerini açıkladı. Şalk, Anayasa ve kanunlarda değişiklik yapılması ihtimalinin yargılamanın durması için gerekçe olmayacağını söyledi ve davaya devam edilmesini istedi. Mahkeme, verdiği ara kararda, mahkemelerin, yürürlükteki yasalar ve anayasaya göre hareket ettiğini, yasa tasarılarının duruşmalar için bekleme nedeni olamayacağını vurguladı. Mahkeme heyeti, 30 Nisan 1999 günü yapılan duruşmasında bu yönde karar verildiğini hatırlatarak, yeniden karar almaya gerek bulunmadığını ve dolayısıyla istemin reddedildiğini açıkladı.
Ara kararının ardından Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcısı Cevdet Volkan, 139 sayfalık iddianamenin tamamına yakınını okudu. Apo, iddianamenin okunmasından sonra "PKK silahı bırakmalı" çağrısı yaptı. Apo'nun savunmasında söylediklerinden satırbaşları şöyle:
- Suriye, PKK'ya barınak sağladı. Kimlik verdi.
- Yunanistan'da eğitim kamplarımız vardı.
- Emekli Yunan generalleri Bekaa'daki kamplara geldi, benimle görüştü.
- Af veya izin gibi bir imkan verilirse, devlete hizmetin gereğini yapacağım.
- Terörün sonu yok. PKK devlete karşı olmaktan, silahlı mücadeleden vazgeçmeli, silahı bırakmalı.
Duruşma, Apo'nun savunmasından sonra saat 16.40'da tamamlandı. Müdahiller, şehit yakınları, gaziler, avukatlar, basın mensupları ile sanık yakınları İmralı Adası'ndan ayrıldılar.
İDDİANAMEDEN SUÇU: Vatana ihanet ve ülkeyi bölmeye teşebbüs
Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcısı Cevdet Volkan, 139 sayfalık iddianameyi dünkü duruşmada okudu
28 Nisan 1999'da mahkemeye verilen iddianamede, Ankara DGM Cumhuriyet savcıları Talat Şalk, Nuh Mete Yüksel ve Hamza Keleş'in imzası bulunuyor. 139 sayfa ve 6 bölümden oluşan iddianamede, PKK'nın 27 Kasım 1978'de Diyarbakır'ın Lice İlçesi'nin Fis "Ziyaret" köyünde gerçekleştirilen bir kongre ile kurulduğu ve Öcalan'ın kongrede genel başkanlığa seçildiği belirtiliyor.
Örgütün amacı
İddianamede, örgütün amacının, "Kürdistan üzerindeki sömürgeci egemenliğe ve gerisindeki emperyalizmin etkilerine son vermek, Kürdistan'daki çağdışı kalıntıları tasfiye etmek, bağımsız birleşik Kürdistan'da demokratik bir halk yönetimi kurmak, ilerici insanlığın bir parçası olarak sınıfsız topluma doğru ilerlemek" olarak belirtildiği ifade ediliyor. PKK'nın yurtiçi faaliyetlerini, başta HADEP olmak üzere, legal sendika, dernek ve benzeri kuruluşlar içinde kamufle ettiği ifade edilen iddianamede, ERNK'nın din ve mezhep istismarına dayalı faaliyetlerini, Kürdistan İslam Hareketi, Kürdistan Aleviler Birliği, Kürdistan Ulusal Meclisi ve sözde Sürgünde Kürdistan Parlamentosu aracılığıyla yürüttüğü anlatılıyor.
HADEP desteği
Örgütün "sınırötesi alanlar" olarak Suriye, Lübnan, Kuzey Irak, İran, Libya, Batı Avrupa ülkeleri, Balkanlar'da Yunanistan, Romanya ve Bulgaristan, Kafkasya ile Kıbrıs Rum Kesimi'nde faaliyet gösterdikleri ve bu ülkelerin PKK'ya büyük destek verdikleri bildirilen iddianamede, yurtiçi faaliyet alanları olarak kırsal bölgeler, bölge ve metropol şehirleri gösteriliyor. Terör örgütünün yasal propaganda araçlarını kullandığı belirtilen iddianamede, sanık Öcalan'ın talimatıyla HADEP'in, ERNK'ın fonksiyonlarını üstlendiği, il ve ilçe teşkilatları bünyesinde sürdürdüğü faaliyetlerle örgüte lojistik destek sağladığı ve kırsal kesim için eleman temin ettiği bildiriliyor. İddianamede, "PKK tarafından Kürt kültürel kimliğinin tanınması amacına yönelik olarak başlatılan süreçte, HADEP'e PKK'yı aklama görevi verilmiştir" deniliyor. Örgütün intihar eylemleri hakkında bilgi verilen iddianamede, planlanan hedeflere ulaşılması için Hamas türü intihar saldırıları dahil, her türlü eylemin denenmesinin kararlaştırıldığı ve 1996 yılının Mart ayından itibaren intihar eylemlerinin hazırlıklarının yapılması için örgüt kadrolarına talimat verildiği kaydediliyor.
Yunanistan desteği
Öcalan'ın sorgusunda Yunanistan'dan gördükleri desteği anlattığı da hatırlatılıyor. Yunanistan'ın aynen Suriye ve Libya gibi insanlığa karşı suç işleyen terör örgütlerini ülkesinde barındıran, bunlarla işbirliği yapan terörist bir devlet olduğuna işaret edilen iddianamede, "Buna rağmen Yunanistan dahi Suriye'den çıkarıldıktan sonra terörist olduğu dünyaca bilinen örgütün başına sığınma hakkı tanımaktan korkmuştur. Bu da sanığın terörist kişiliğini açıkça göstermektedir" deniliyor.
TCK'nın 125. maddesine göre idam isteniyor
Sanık Abdullah Öcalan'ın "kaçış serüveni"nin anlatıldığı bölümde ise, Türkiye'nin Suriye'ye karşı uyguladığı kriz yönetimi baskısı üzerine, Öcalan'ın 9 Ekim 1998 günü "Abdullah Sarıkurt" adına düzenlenmiş sahte pasaportla ve havayolu ile yanında PKK Yunanistan sorumlusu Ayfer Kaya olduğu halde Yunanistan'ın Başkent'i Atina'ya geçtiği ifade ediliyor.
İddianamede, Yunanistan yetkilileri ile görüşen Öcalan'ın aynı gün Moskova yakınlarında Jirinovski'nin partisinden milletvekili olan Nitrapano'nun tahsis ettiği evde 33 gün kaldığı belirtiliyor.
İddianamede, Öcalan'ın aynı pasaport ile 12 Aralık'ta Roma'ya gittiği, 16 Ocak 1999'da tekrar Rusya'ya geçtiği, daha sonra ise Rus Hükümeti'nin baskısı sonucu 29 Ocak 1999 günü tekrar Atina'ya döndüğü bildirilerek, 2 Şubat 1999 günü Atina'dan geçtiği Kenya'nın Başkent'i Nairobi'de 15 Şubat 1999 tarihinde Türk güvenlik kuvvetlerinin operasyonu sonucu yakalanarak Türkiye'ye getirildiği anlatılıyor.
Yayını durdurulan MED TV ile PKK arasında ilişkiye değinilen iddianamede, Abdullah Öcalan'ın, MED TV'nin yayınlarında Türkiye aleyhinde propagada malzemesi yapabilmek amacıyla kırsal kesimde bulunan örgüt mensuplarının ellerindeki dokümanları derlemeleri, ayrıca bilgi, belge ve doküman temin ederek örgütün Avrupa alanına aktarmalarını istediği kaydediliyor. İddianamede, PKK'nın uyuşturucu ticareti de yaptığı bilgisine de yer veriliyor.
Kanlı bilanço
İddianamenin üçüncü bölümünde, terör örgütü PKK'nın bugüne kadar gerçekleştirdiği eylemler ve nitelikleri irdeleniyor. PKK militanlarının 15 Ağustos 1984 günü Eruh ve Şemdinli ilçelerine silahlı saldırıda bulunması ile PKK'nın Türkiye'ye karşı silahlı mücadelesinin başladığı anlatılan iddianamede, bu baskından 22 Şubat 1999 tarihine kadar terör örgütü PKK'nın 6 bin 36 saldırı yaptığı, 388 gaspsuçunu işlediği, bin 46 kişiyi de kaçırdığı kaydediliyor.
15 Ağustos 1984'te başlayan PKK terör eylemlerinde 22 Şubat 1999 tarihi itibariyle 4 bin 472 sivil vatandaşın hayatını kaybettiği, 5 bin 620 sivil vatandaşın yaralandığı, birçoğunun da sakat kaldığı anlatılan iddianamede, "PKK'nın silahlı çetelerine karşı toprağını, halkının canını ve malını korumak için savaşan güvenlik güçlerimizden 3 bin 874 asker, bin 225 geçici köy korucusu, 247 polis şehit olmuş, 8 bin 178 asker, bin 665 geçici köy korucusu, 909 polis yaralanmıştır.
İddianamenin 5. bölümünde örgüt ve eylemleri, Anayasa ve uluslarası sözleşmeler açısından değerlendiriliyor.
Muhatap kabul edemez
PKK'nın gerçekleştirdiği eylemlerin terör suçu olduğu ve bununla ilgili olarak Anayasa'da ve TCK'da yer alan maddelerin sıralanıyor ve "PKK bir terör örgütü, suç işleyen bir örgüttür. Uyuşturucu ticareti yapmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, uyuşturucu ticareti yapan, insanlığa karşı devamlı suç işleyen bir terör örgütünü muhatap kabul edemez" deniliyor. İddianamenin son bölümünde ise sanık Öcalan'ın TCK'nın "devlet hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya yönelik eylemlerde bulunmak" hükmünü içeren 125. maddesine göre idama çarptırılması talep ediliyor.
|
Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|