kapat

30.05.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
I H Y
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
TEVFİK YENER(tyener@sabah.com.tr )


Atatürk'e posta koyan adamın oğlu "büyük showman" kimdir?

Babasını kaybetmişti bir yıl önce. Babası sıradan adam değildi. Kendisini daima gizlemiş büyük bir kahramandı.

Genç adam ailesine bakmak durumundaydı. Galatasaray Lisesi'nden mezun olmuştu. Doğuştan sanatçıydı. 18 yaşında Şehir Tiyatrolarına girdi. Yükseldi, Paris'te bir yıl sahneye çıktı.

Kimdi bu genç?

O, Atatürk'e "posta koyan" adamın oğluydu. Babası, şöhretten hep kaçmıştı. Oğlu, ister istemez şöhretli olacaktı. Hem de asla unutulmayacak, benzeri gelmeyecek bir üne kavuşacaktı. "İlk"leri yapan olacaktı. Allah uzun ömür versin, halâ ona erişen, yaklaşan olamadı.

Onun adı: Orhan Boran idi.

Orhan Boran; bugün TV ve sahnelerde "standup" denilen komedyenliği Türkiye'de başlattığında 1949 yılıydı. O yıllar, yabancı deyimler kullanmak enayiliği görgüsüzlük sayılırdı. Orhan Boran gösterisine "standup" demiyor: "Ayak Üstü Gırgır" adını takıyordu. Ne güzel. Bugün "talkshow" denilen programları da, Türkiye ilk ondan tanıdı. Muhteşem Kervansaray Gazinosu açıldığında, üç dilden yaptığı esprilerle dinleyenleri hem gülmekten yıkıyor, hem de yeteneği ile şaşırtıyordu. Henüz 21 yaşındaydı.

Orhan Boran'ın film dublajlarındaki enerjik ve tatlı sesini halkımız sinemalarda şarkı gibi dinliyordu.

1949'da, yeni açılan İstanbul Radyosu'nda program yapmaktaydı. Eğlence Yerlerinden Naklen Yayın ve Dinleyici İstekleri gibi programlarla yine "ilk"lere imza attı. Radyo yöneticilerini şaşırtıyordu. 220 lira aylığı vardı. Kervansaray'dan günde 40 lira almaktaydı.

Orhan Boran "büyülü" bir isimdi artık. Çok şöhretliydi 21 yaşındayken...

Kervansaray'da gösteri yapan Fransız revülerinin uzun bacaklı güzel kızları çevresinde pervaneydi.

Bunlarla övünmezdi. Aslında ölümsüz bir iftihar sebebi vardı. Babası.

Ancak; babasının tarihi önemini 21 yaşındaki Orhan bilmiyordu. Babası hiç anlatmamıştı ki... Taaaa ki; yazar Mahmut Goloğlu "Üçüncü Meşrutiyet" adlı kitabını gönderene kadar. Orhan Boran kitabı aldığında 40 yaşındaydı ve babasının tarihi bir kahraman olduğunu o gün öğrendi.

Şerefli insandı "Sizi lanetlerim paşam" demişti

Askeri Tıbbıye öğrencisi doktor-subaylar karar vermişlerdi. Sıvas Kongresine aralarından birisini delege göndereceklerdi. Hikmet Efendiyi seçtiler. Hepsi 19 yaşındaydı. Yıl da 1919.

Ama para nerede? Zar zor topladılar. En büyük katkıyı 50 kuruş ile Ekrem Şerif efendi yapmıştı. Geleceğin büyük Tıp adamı Ord. Prof. Ekrem Şerif Egeli.

Böylece 9 buçuk lira toplanmıştı. Hikmet efendi yola çıktı. Sıvas Kongresi'nde: 6 numaralı İstanbul Tıbbıye delegesi olarak tarihe geçecekti. 19 yaşında...

Hikmet (Boran) efendiyi, Mahmut Goloğlu "Üçüncü Meşrutiyet" adlı kitabında şöyle anlatıyor:

"...Mustafa Kemal Paşa, Sivas Kongresini yaparak, bütün yurttaki milli mücadele çabalarını bir elde toplamaya çalışmaktadır. Kendi arkadaşlarını da birer ilden temsilci göstermek suretiyle ancak 38 kadar delege sağlayabilmiştir.

Fakat bu delegelerin içinde biri vardır ki; en körpe çağındadır.

Askeri Tıp Okulunun öğrencisi Hikmet efendi, asker sivil bütün Tıp öğrencileri adına İsmail Fazıl Paşa (Cebesoy) ve İsmail Hami bey (Danişment) ile birlikte İstanbul'un üçüncü delegesi olarak Sivas Kongresine gelmiştir.

(19 yaşındaki Hikmet efendi) bu davranışıyla yurt sevgisinin eşsiz örneğini veren, aynı zamanda ulusal bağımsızlık konusunda da son derece idealist ve cesurdur.

O kadar ki; manda meselesinin görüşüldüğü Sıvas Kongresi'nde bizzat Mustafa Kemal Paşa'ya:

-Delegeleri bulunduğum Tıbbiyeliler beni buraya bağımsızlık yolundaki çalışmalara katılmak üzere gönderdiler. Mandayı kabul edemem, manda fikrini siz kabul ederseniz, sizi de reddederim. Mustafa Kemal'i, vatan kurtarıcısı değil, vatan batırıcısı olarak adlandırır ve lanetleriz. demiştir..."

Kayıp kahraman
Sonra ne olmuştur bu idealist ve yurtsever genç?

"...Hikmet efendi, Sıvas Kongresi sonrası Anadolu'ya yine geçmiş, Mustafa Kemal Paşa'nın emrinde Kurtuluş Savaşı'na katılmış. Savaş kazanılınca İstanbul'a dönmüş, Tıbbiyeyi bitirip hekim olmuş. Sonra unutturuyor kendisini...

Aradan yıllar geçiyor ve Atatürk bir gün sofrada kendisine "posta koyan" genci hatırlıyor:

-Bulun o değerli genci ve milletvekili yapın.., diyor.

Mazhar Müfit Kansu: "- Öldü.." diye yanıt veriyor. Atatürk çok üzülüyor, sofrayı dağıtıyor. Oysa ki Hikmet efendi sağdır. Ve Anadolu'nun bir köşesinde doktorluk yapmaktadır.

Hiç bir zaman kendini Atatürk'e hatırlatmayı düşünmemiştir. Hatta ondan bir şey ister duruma düşmemek için, bölgesine geldiği zaman bile, kendisine görünmemiştir..."

İnanılmaz şanssızlıklar zinciri

"...Atatürk'ün ölümünden bir kaç ay sonra da; Mazhar Müfit bey sokakta "Öldü" dediği Hikmet efendiye rastlar, boynuna sarılır yaptığı yanlışlığı anlatır, özür diler.

Yine aradan yıllar geçer. Bir gün de zamanın tek siyasi partisi tarafından aranır ve Balıkesir'den mebus adayı yapılmak istenir.

Fakat şanssızlık burada da Hikmet efendinin yakasını bırakmaz. "Balıkesir'in yabancısıdır, Giresunlu'dur.." karşı propagandasıyla bu imkânı da kaybeder. Oysa ki Balıkesirli'dir, Balıkesir'in Savaştepe Bucağı'ndandır. Fakat Savaştepe Bucağı'nın o günkü adı: Giresun'dur.

İki yıl sonra da; oğlu Orhan Boran'ı milletine yadigâr ederek ölür..."

Orhan Boran efsanesi
1956 yılında dünyanın en saygın radyo televizyon kuruluşu BBC, Türkiye'de imtihan açmıştı. 220 kişi katıldı. Kazanan gencin adı: Orhan Boran'dı. 4 yıl Londra'da kaldı. Üç ay içinde en yüksek dereceye ulaşmış ve de en yüksek maaşı almaya başlamıştı. Türkiye'ye döndüğünde 1960 yılına gelinmişti.

Bir gün kapısını çok sevilen bir hanımefendi çaldı: Ünlü Terzi Mualla:

-Gel Orhan, Taksim Belediye'de sahneye çık.., diyordu.

Hık, mık onu kandırdılar. Bugün: 1999 itibariyle Ceylan Intercontinental Oteli'nin yerindeydi o zamanın unutulmaz Taksim Belediye Gazinosu. Magandalar o yıllar belediye başkanlıklarına gelemezdi. Bu yüzden belediyelerin gazinosu da olurdu.

Fahrettin Aslan yine "gazinocular kralı" idi:

-Ankara'dan müthiş bir solist getiriyorum kardeşim.., diyordu. Behiye Aksoy böyle gelmişti İstanbul'a.. Sesinde Boğaziçi yaşanan şanatçı..

Orhan Boran'ı o yıllarında izlemek bana da kısmet oldu. Artık delikanlıydım. Taksim Belediye'ye gidebilirdim. Radyodan hayranı olduğum Orhan Boran'ı etiyle kemiğiyle sahnede görmek büyük heyecandı. Hiç unutmam; onu izlemek bana 30 liraya malolmuştu. Kaybedince üzülünecek kadar iri paraydı. Ancak; Orhan Boran'ın şovunu görebilmek ebedi bir kazançtı.

Fahrettin Aslan büyük şovmeni yakalamıştı. Sert Fahri bey, 20 yıllık çalışmaları boyunca da Orhan Boran'a asla "sen" diye hitabetmedi. Hoş konuşma tarzıyla "-Ohran Bohran bey.." dedi.

Gazino açtıran hayranlık

Kordon Blö, unutulmaz gece kulübüdür. Şişli'deydi. Bu lokalin hikayesi ilginç: Ahmet Mecgel bey, gecelerin sevilen simasıydı. Eğlenmeyi severdi. Orhan Boran hastasıydı. Kervansaray'a veya Taksim Belediye'ye hemen her gece gider... Ve astronomik para harcardı. Bir gün:

-Yahu.., dedi. Ben bu kadar parayı kulüplere dökeceğime, kendime bir eğlence yeri açayım. Orhan Boran'ı da transfer edeyim.

Böylece ünlü Kordon Blö açıldı. Dünya şöhretlerini de İstanbul'a getirecek kadar iddialı oldu.

Leyleğin Ömrü ile Yuki'nin dönüşü
Orhan ağabeye saygım ve hayranlığım büyüktür. Çünkü o eşsizdir. Ve halen ona yetişecek, yakınına sokulacak kimse çıkmamıştır.

Onun radyo programları çocukluk ve delikanlılık çağımızın en vazgeçilmez eğlencesiydi.

Leyleğin Ömrü programıyla, ünlü "kayınbirader" esprileriyle gülerken bir de Yuki'yi çıkarmıştı. Yuki, bir yaratıktı. Orhan Boran'a ukalalık eden bir sanal hayvancık.

Sonra bütün bu kaliteyi kaybettik. Orhan Boran hepsini bıraktı. Radyoyu, sahneyi ve televizyonu. Ne kayıp.

Ve bir müjde. Orhan Boran hayranları ve "en iyiyi" tanımak isteyenlere müjde:

Orhan Boran "Klas Radyo"da yeniden Leyleğin Ömrü ve Yuki ile program yapıyor. Her Cuma 16.30 ile 18.30 arası.. Asla kaçırılmaz. Mutlaka kaydedip saklayın. Hazinedir.

Evet. Atatürk'e kafa tutan alçakgönüllü kahraman Hikmet Boran'ın oğlu Orhan Boran. Bir ekol, bir harika adam. Televizyonlarda onu öyle görmek istiyorum ki..

Tek başına çıksın ve konuşsun. Bir günde Türkiye'nin gündemine oturacaktır. Ve TV izleyicisi, gerçek ile palavra arasındaki farkı görecektir.

Loş uçurumlar: mazi, boşluklar, sonrasızlık,

Acaba neylersiniz yuttuğunuz günleri?

Alıp götürdüğünüz derin hazları artık

Vermez misiniz geri?

DE LAMARTINE/NABİ

Televizyon yöneticisi dostlar!. Orhan Boran'ımı geri istiyorum.

Yazarlar sayfasına geri gitmek için tıklayınız.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır