


Kötü bir evlilik
Bakanlar Kurulu kuruldu. Tabii ben de herkes gibi hayırlı olmasını diliyorum.
Ama ne kadar hayırlı olacağını doğrusu kestiremiyorum.
Bilirsiniz, koalisyonlar sık sık evliliğe benzetilir.
Ne var ki, evliliklerin de iyisi ve kötüsü vardır.
İyi evliliklerde, taraflar, geçmiş hayatlarından getirdikleri olumlu mirası; iyi huyları, güzel alışkanlıkları, ilginç hobilerini ortak hayata katıp, kötü huylarından, kötü alışkanlıklarından vazgeçmeye çalışırlar. Evlilik, tarafların olumlu katkılarıyla zenginleşir. Bu tür evlilikler, matematikte iki kümenin "bileşimi" gibidirler.
Kötü evlilikler ise, iki kümenin "kesişimi" üzerinde, küme dışında kalan elemanlardan vazgeçme temelinde kurulur. "Sen şundan vazgeç, ben de bundan vazgeçeyim" pazarlığı sürer durur. Sonuçta, vazgeçe vazgeçe gelinen noktada, "kesişim kümesi" öylesine küçüktür; elde kalan birlik o kadar kısır bir birliktir ki; artık o evlilik her iki taraf için de tam bir cenderedir.
İşte bu koalisyon, bu tür evliliklere benziyor.
Herbirinin olumlu yanlarını, farklı özgürlük taleplerini ve farklı duyarlılıklarını içine katıp zengin bir "bileşim" kümesi oluşturacağına, olumlu yanlarından vazgeçme temelinde kısır mı kısır bir "birlik" kuruyor.
***
Evet, çağımız uzlaşma çağı. Katır inadıyla sürdürülen bir tavizsizlikten yana değilim ama, bir partinin en temel değerlerinden vazgeçişi üzerine kurulan bir koalisyondan ne bekleyebiliriz?
İktidar olmanın baştan çıkarıcılığıyla gözleri kamaşıp "kendi" olmaktan vazgeçen ve Radikal'in ifadesiyle "tamamen teslim alınan"ların; seçimde kazandıkları zaferi koalisyon pazarlıklarında kaybedenlerin; bu bozgunun acısını kolay unutmayacaklarını, incinen gururlarını tamir etmek için fırsat kollayacaklarını görmek için kahin olmaya gerek var mı?
Böyle bir "yenilgi"nin o partide yaratacağı psikolojik bozgunun acısının nerede ve nasıl çıkacağını kestirmek mümkün mü?
Mesele bir partinin kırılan gururundan ibaret olsa, belki herşey daha kolaydı.
Hele bir de, koalisyon uğruna taviz verilen şey; protokolün ifadesiyle bir "sosyal yara" ise, bu "sosyal yara" hergün biraz daha derinleşmekte, kemiğe doğru işlemekteyse; bu yaranın üstüne tuz basma kararı alan bir koalisyonun ömrü hakkında iyimser olmak kolay mı?
***
Daha önceki yıllarda da, kabine üyeleri açıklanırken dikkatimi çekerdi. Bu defaki Bakanlar Kurulu listesini dinlerken iyice garipsedim.
Dikkat ederseniz yıllar geçtikçe, görevi tanımlanmış, adı sanı olan bakanlıkların sayısı aynı kalırken, devlet bakanlığı denilen ve ne iş yaptığı pek bilinmeyen bakanlıkların sayısı sürekli artıyor.
Son kabinemizde, tam on yedi tane, yani işi gücü belli bakanlık kadar da devlet bakanlığı var.
Biliyoruz ki, Maliye Bakanlığı mali işlere bakıyor. Eğitim Bakanlığı eğitim işlerine, Dış İşleri Bakanlığı dış işlerimize...
Peki devlet bakanları ne iş yapıyor?
Herhalde onlar da gözünü dikmiş devlete bakıyor.
Ve garip bir biçimde, bütün diğer işlerimize bakan bakanların sayısı aynı kalırken, devlete bakan bakanların sayısı arttıkça artıyor.
Bence bu durum, Türkiye'nin politik manzarasını çok güzel yansıtıyor.