


Üç kefeli terazi...
İnsanlığın mahrem tarihi, kurumların ve kişilerin birbirlerine kucak açmayı öğrenmeleriyle başlamış. Bu tarih, "kardeş ruhlar buluşuncaya" kadar sürüklenip durmuş. Günümüze getirdiği değerlerin en önemlisi: Denge...
Denge, aldıklarımızla verdiklerimizin eşitlendiği nokta olarak tanımlanıyor. Bilim dünyası bu noktayı belirlemek için ibreyi bulmuş. İbre, insanoğlunun keşfettiği en önemli araçlardan birisi...
Terazilerin iki kefeli olması bu alışverişten kaynaklanmakta.
* * *
57. Hükümet kuruldu. Şimdi üç kefeli terazide denge arıyoruz...
İnsanlığın mahrem tarihinin yaptığı tespite göre çağımızda "saygı görmek, kudretli olmaktan daha arzulanır hale gelmiş."
İddia güzel ama, inandırıcı değil...
* * *
Türkiye, üç kefeli terazide denge arayan bir koalisyonla 2000 yılına girecek. Yeni yüzyılın ilk günü tatile rastladığı için çok çalışması gerekiyormuş...
Kefelerden ikisi ideolojik değerlerden oluşmakta... Birinin egemen niteliği milliyetçilik ve tüm siyaseti bu ögeye dayanıyor.
Türk milliyetçilik değerlerimizin yüzde altmışı inançlardan ve mukaddesatımızdan oluştuğu için radikal milliyetçiliğin içeriğinde dini değerler en ağırlıklı bölümü oluşturmakta...
İkincisi, işçinin sermayeye karşı mücadelesini (özde olmasa bile) biçimde ulusal görüyor. Bu mücadeleyi ezen ve ezilen sınıfların karşıtlığına dayandırıyor. Milletin sosyalleştirilmesinin, kaçınılmaz biçimde sosyalizmin millileştirilmesine dönüşeceği umudunda...
* * *
25 yıl öncesinin kitle hareketleri ya devrimci, ya milliyetçi olarak tezahür ederdi. Her iki tarafın niyetleri aynı hedefe yönelince çatışmalar kaçınılmaz olurdu. (Rahşan Ecevit, Bahçeli sertleşmesi bu çatışmanın az da olsa günümüze yansıyan replikleridir.)
Kitle hareketlerinin bazen kendi ideoloji dinamiklerini zorladığı da dikkat çekerdi.
Hitler, milliyetçiliğin sıkıntısını keskin biçimde tanımlamış. "Milliyetçi hareket ne kadar çok makam ve mevki dağıtırsa o kadar daha düşük nitelikteki kişileri kendine çeker; sonunda bu seviye düşüklüğü partiyi öylesine sarar ki, başlangıçtaki ideal (ülkü), idealistler tarafından bile tanınmaz hale gelir."
Marks sosyal demokrasinin sıkıntısı olarak, "Toplumsal kültürde felsefe boyutunun eksikliğini" gösteriyor. Bu eksiklikten kaynaklanan bağnazlığın sosyal demokratlığı tehlikeye sokacağından adı gibi emin...
* * *
Ecevit bu gerçeği Marks kadar net görmüş ve bence ondan daha iyi tanımlamış. "Felsefe eksikliği bir toplumda irdeleme, sorgulama ve tartışma eksikliğidir" diyor. "Sosyal demokrasiyi kemiren kurdun bu" olduğunu söylüyor.
Geçmişte sosyalistlerin "demokrasi" anlayışıyla, milliyetçilerin ekonomide "pragmatik piyasacılığı" çiftleştirilerek "popülist, yani sol liberalizm" üretilebileceği sanılmıştı. Hatta bunun için tüpte bebek yaratır gibi "tüpte sol liberalizm" yaratma girişimleri de olmuştu. Sonuçta iki kefenin eşitlik ibresinde dengeye gelmesinin mümkün olmadığı görüldü.
* * *
Bu çatışma hükümet kuruluşunda yeniden gündeme geldi ve üçüncü kefenin ibre olması gerçeği ortaya çıktı. Hükümet protokolü, bakanlıkların dağılımı üçüncü kefenin önemini gösterir.
Üçüncü kefe önemini nasıl kanıtladı?
Liberalizmin göz kamıştıran ilmiği ve zeka inceliği bu sorunun çözümünde en etkin değeri oluşturuyor.
Üçüncü kefe, Türkiye'ye sosyal liberalizmin getirilmesinin ilk örneğiydi ve başarılı oldu. Siyasal düzende liberal demokrasiyi, ekonomik düzende piyasa ekonomisini gerçekleştirdi. Devletin birey için olduğu gerçeğini kabul ettirdi.
Birileri şimdi buna "merkez sağ" diyor... İşin gerçeği ve merkez sağ denilen kavramın doğru tanımı sadece "demokratik sağ"dır...
Ve Türkiye için önemini son koalisyon hazırlığında (pazarlığında) kanıtlamıştır.
* * *
Eğer üç kefeli terazide denge diretmesi yapılırsa bunun, akıl işi olmadığı hemen görülür. Mantıklı ve dürüst olan, uzlaşma düzleminde gerçekçi olmaktır. Bilgi ve deney önemlidir ve bilgiyle deneyin sahibi fark edilmelidir.
Siyasette her şey zamanla değişir; geriye sadece kalite kalır. O kalitenin adı liberal demokrasidir...
Kalitenin ilk örneğini bu koalisyonda deniyoruz. Hayırlı olsun...