Hükümet protokolü üzerine fazla mürekkep harcamaya değmez. Yetmişli yıllarda böyle bir hükümet protokolü kaleme almak pek garip görünmeyebilirdi ama 2000 yılına yarım yıl kala, her tarafından sırıtan bir protokol bu...
Türkiye'yi 2000'li yıllara taşıyamayacak bir hükümet protokolü kaleme alın dense, bundan iyisi can sağlığı olurdu. Bu konuya ayrıntılı biçimde önümüzdeki günlerde de değineceğiz...
2000 yılına yarım yıl kala, önümüzdeki döneme bakın nasıl bakılır; bu hükümet "milliyetçi" etiketine meraklı olduğuna göre, ulus-devlet kavramından başlayalım ve devam edelim:
Ulus-devletin, her mill” topluluğun tarihinin ulaştığı en yüksek ve şanlı nokta olduğuna dair her türlü gösterge mevcuttur. (Ulus-devlet) her mill” topluluğun yeryüzündeki en büyük değeridir. Aslında tek değeridir. Onun adına öldürmeye izin vardır, onun adına insanların ölmesi beklenir.
Kuşaklar boyu demokratların aydınlanmış çabalarının, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin kabulüne önemli katkıda bulunmuş olan iki dünya savaşının feci tecrübesinin ve uygarlığın evriminin, nihayet insanlığı, insanların devletten daha önemli olduğunu kabul etmeye vardırdığı görülüyor.
Bu yeni dünyada -sınırlar ne olursa olsun- insanlar milyonlarca değişik yoldan birbirlerine bağlanmışlardır: ticaret, finans, mülk ve enformasyon aracılığıyla. Bu tür ilişkiler beraberinde evrensel geçerlilik taşıyan bir dizi geniş değerler ve kültürel modelleri getirmiştir. Bu öyle bir dünyadır ki, birisine tehdit derhal herkes üzerinde etki yapmaktadır. Bu birçok sebepten özellikle bilim ve teknolojideki muazzam gelişmelerden ötürü böyledir ve bireysel kaderleri tek bir kaderde birleştirmektedir. Bu öyle birşeydir ki, beğenelim beğenmeyelim, olan-biten herşeyden sorumlu hale gelmekteyiz. Böyle bir dünyada devlet egemenliği denen put kaçınılmaz olarak yol olmak zorundadır.
Açıkçası, kişinin ülkesine kör aşkı -kendinin ötesinde başka birşey görmeyen bu aşk, sırf kendi ülkesi olduğu için devletinin yaptığı herşeyi mazur görmekte; buna karşılık bunun dışında olan herşeyi farklı olmuş olduğu için reddetmektedir. Bu, ister istemez, tehlikeli bir anakronizm, ihtilâf kaynağı ve en aşırı durumlarında müthiş bir insan ızdırabı halini almaktadır.
Gelecek yüzyılda.. birçok ülke duygu yüklü katı antiteler olmaktan çok daha basit ve uygar antiteler haline dönüşecektir. Daha az güçlü ama daha rasyonel idar” birimler haline geleceklerdir...
Bu dönüşümle birlikte, adem” müdahale fikri -yani bir başka ülkede olan bitenin, o ülkede insan hakları ihlal edilse bile bizim işimiz olmadığı nosyonu, tarihin açılan yeni kapısının eşiğinde yokolmalıdır.
Peki, devletin icra ettiği bir sürü fonksiyon ne olacaktır?
... Devletin pratik sorumlulukları -yasal yetkileri- sadece iki yönde biçimlenebilir. Ya aşağı veya yukarı doğru. Aşağı, sivil toplum örgütlerine ve sivil toplumun yapılarına doğru veya yukarı, bölgesel, ulusal-üstü ve küresel örgütlenmelere doğru... Bu süreç başlamıştır ve her iki yönde ilerlemektedir.
Devlete öylesine karşı olmadığım herhalde açıkça anlaşılıyordur... Başka birşeyden söz ediyorum. Devletten daha yüce bir değerin olduğu gerçeğinden. Bu değer, insanlıktır. Biliyoruz ki, devlet insanlara hizmet için vardır; bunun tersi geçerli değildir. Eğer bir birey ülkesine hizmet ediyorsa, o hizmet devlete tüm vatandaşlarına aynı şekilde hizmet etmesini beklediği ölçü kadardır. İnsan hakları devletlerin haklarının üzerindedir. İnsan özgürlükleri devlet egemenliğinden daha yüksek bir değeri ifade ederler.
Devlet ve gelecekteki muhtemel rolüne ilişkin söylediklerimi şu tespitle tamamlamama izin verin: Devlet, insanların yarattığı bir şeydir. İnsanlar ise Allah'ın yarattığı...
Bu arada, koca bir bölümü tırnak içine almayı unuttuğumu farkediyorum. Bu bölüm, Çek Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı Vaclav Havel'in Kanada'da yaptığı bir konuşmadan... Konuşmanın tam metni The New York Review of Books'un 10 Haziran tarihli gelecek sayısında yayımlanıyor.
Bizim hükümet protokolü ile bir karşılaştırın...