


Hani ağzımızla kuş tutsak
Çarşamba gecesi Fransız TV5 kanalında uzun bir Türkiye programı yayınlandı. Üzüntü ve ibretle izledim. Ve açık bir şey söyleyeyim mi "Burası gerçekten İstanbul'mu?" diye sormadan edemedim.
Çünkü, Fransızlar İstanbul'da çekim yapıp öyle enstantaneler yakalamışlar, öyle röportajlar yapmışlar ki, eğer bir Türk değil de Avrupa'da yaşayan biri olsam, kimse beni Türkiye'ye getiremez.
TV5 "Hebdo" isimli programda Gazi Mahallesi olaylarını konu almış. Programda önce 1995 yılındaki Gazi Mahallesi olaylarıyla başlıyor. O korkunç çatışmalar en ince detaylarına kadar yayınlanıyor.
Ardından bugüne geliniyor. Ama Gazi Mahallesi sanki İstanbul'da abluka altına alınmış bir bölge gibi sunuluyor. Çekimler, bu yıl Gazi olaylarının yıldönümü nedeniyle alınan önlemler sırasında yapılmış. Ama Fransızlar bu bir günlük önlemleri sanki sürekli gibi anlatıyor.
Spiker ağdalı bir sesle "Polis ve asker panzerleri bütün köşeleri tutmuş, çelik yelekli askerler sokak aralarında geziyor. Sokaklarda asker, polis ve gazeteciden başka kimse yok, herkes korkudan evine çekilmiş. Tepedeki bir helikopter sürekli izleme yapıyor" diyor.
Gerçekten görüntüler korkunç. Türkiye'yi, İstanbul'u hiç bilmeyenler için son derece ürkütücü. Çünkü anlatılan Gazi Mahallesi, ama kastedilen bütün Türkiye.
Sanki Türkiye'nin bütün sokakları asker ve polis tarafından tutulmuş, sanki yolda yürüyen herkes aranıyor, insanlar korku içinde gizlice evlerine kaçıyorlar.
Ardından Gazi Mahallesi'ndeki bir evde röportaj yapılıyor. Ailenin kızı Zeynep Poyraz olaylar sırasında ölmüştü. Acılı anne ağlayarak kızının nasıl vurulduğunu anlatıyor, ateş eden polislerin adını söylüyor, bu polislere hiçbir işlem yapılmadığını ve Türkiye'de insan haklarının olmadığını belirtiyor.
Fransız gazeteci "Bunları söylemekten korkmuyor musunuz?" diyor. Anne ağlayarak "Eskiden korkardım, şimdi kızım ölmüş, neden korkacağım" diye haykırıyor.
Bütün bunlar yıllar süren hatalarımızın sonucu. Hiç önem vermediğimiz insan hakları, hukuk ihlalleri, demokrasinin katli, işte karşımıza böyle çıkıyor. Bize de oturduğumuz yerden öfkelenmek ve "Vay alçaklar" diye bağırmak kalıyor. Tabii ne çare.
Pilot kabininin kapısı kapanınca
Önceki hafta THY'deki bazı aksaklıkları anlatmıştım. Tabii orada amaç THY'yi karalamak değildi. Bu tür aksaklıklar dünyanın bütün havayollarında olabiliyor. Önemli olan aksaklıkları saptamak ve gidermek.
Bugün size yabancı bir havayolunda yaşanan çok ilginç bir olayı anlatmak istiyorum. Yakın bir arkadaşım Londra'dan Yeni Delhi'ye gitmek üzere British Airways uçağına binmiş. Bileti First Class. Şansa bakın ki bu yolculukta First Class uçan tek yolcu.
Arkasını onun ağzından dinleyelim.
"Yolculuk çok güzel geçiyordu. Hava da güzeldi, fırtınaya falan tutulmuyorduk. Uçak yağ gibi kayıyordu. Bir ara pilotlardan biri çıkıp arka tarafa gitti. Az sonra diğer pilot da çıktı, belli ki uçağı otomatik pilota bağlamışlardı.
Pilot yandaki hostes kabininde su içerken, açık bıraktığı kapı yavaş yavaş gitti ve kapandı. O anda pilotun "Eyvah" dediğini duydum. Diğer pilot da koştu geldi, az sonra hostesler toplandı. Kapıyı açmaya çalışıyorlar.
Meğer terör olaylarına karşı uçakların pilot kabini kapıları sadece içerden açılır duruma getirilmiş. Bu yüzden kapıyı açamıyorlar.
Pilotlar tornavidalarla, çatal ve bıçak kullanarak ve bir saat uğraşarak kapıyı açtılar. Neyse ki hiçbir hava muhalefeti olmadığı ve o sırada beklenmedik bir arıza meydana gelmediği için otomatik pilot görevini tam yapmıştı.
İnişe doğru kaptan pilot yanıma geldi ve böyle bir olayın milyarda bir olabileceğini, bu durumu şirkete haber vermememi rica etti.
Biz Türkler böyleyiz, çabuk affediyor ve unutuyoruz. Oysa benim yerimde bir İngiliz ya da Amerikalı yolcu olsa kıyameti koparır, uçuş güvenliği tehlikeye girdiği için tazminat bile almaya kalkardı."
Kadının fendi
Fıkrayı sabah gazeteye gelirken Number One'daki "Geveze" den dinledim.
Uluslararası Kadın konferansı yapılıyormuş. Özellikle çalışan kadınlar ev işlerine eşlerini nasıl soktuklarını anlatıyorlarmış.
Amerikalı kadın gelmiş kürsüye; "Ben bir şirkette yöneticiyim" demiş, "Bir gün kocama 'Artık yemek işlerine yardım etmelisin' dedim. Bir gün yapmadı, ikinci gün yapmadı, üçüncü gün mutfaktaydı."
Fransız kadın "Ben" demiş "Bir şirkette yöneticiyim, bir gün kocama 'bu bulaşıklara yardım etmen gerek' dedim. Kocak bir gün tınmadı, ikinci gün tınmadı, üçüncü gün bulaşığa yardım etti."
Sıra Türk kadına gelmiş. Kürsüye çıkmış ve başlamış; "Ben bir şirkette yöneticiyim, bir gün kocama 'artık bu çamaşır işi çok zor geliyor, yardım etmen gerek' dedim. Birinci gün görmedim, ikinci gün de görmedim, üçüncü gün yediğim yumruğun etkisi biraz geçti ve görmeye başladım."