


Marifet konuşmadan durmakta..
Biz seçim öncesi yazılarımızda "Börtü böcek" partisi ÖDP'ye biraz haksızlık etmişiz.. Gerçi üç beş tane şikâyet faksı geldi.. Dilimizin sivriliğine üzüntü beyan edenler oldu..
Ama yukarıda Allah Var..
Gelen faksların bir tanesi bile terbiye sınırını aşmıyordu.. Çok efendice şeyler yazmışlardı.. Son CHP'nin son kurultayını görünce ÖDP'lilerin bu nezaketinin altını çizmek istedim..
***
CHP Kurultay'ından kim çıkar bilemiyorum.. Benim için dert de değil.. Lakin bizim aydın takımının bir kısmı, bu Kurultay vesilesi ile bir kez daha sınavdan geçmiş oldu..
Hep söyledim, yine söyleyeceğim.. Okumak bizim ahaliye göre değil.. Elin gavuru okudukça kafası aydınlanır, bizimkiler okudukça kafası karışır.. Saçı kepeklenir, başına böcü üşüşür..
Eşek olmanın mesuliyeti..
O yüzden de önüne iki kaşık koysan, tarifine bakmadan elinde tutamaz.. Ya düşürür, ya sapını gözüne sokar..
Haaa! Eskiden büyüklerimiz ikide bir eğitimin önemini başımıza kakmak için "Okursan adam olursun, okumazsan eşek.." diye söylenirlerdi.. Ben bu teşbihi bir eyyam doğru sandım..
Fakat hayatın bana gösterdikleri aklımı karıştırdı.. Mesela adam bütün maarif mekteplerini bitirip üniversiteye gidiyor, dört beş yıl okuduktan sonra inşaat mühedisi oluyor..
Giriyor Karayollarında bir işe.. Bunun eline projeyi veriyorlar.. "Şuradan şuraya giden bir yol aç.." diyorlar..
Mühendis dediğin okumuş adam.. Çıkmış açık araziye.. Ustası, amelesi hep ağzına bakmakta.. Mühendisimiz diyecek ki "Şurayı eşin, burayı kazın.. Çakılı buraya dökün.." değil mi?
Lakin arazinin engebesi fikrini şaşırtıyor.. Yolun hesabını tutturamıyor.. Yol dereden mi geçsin, bayırdan mı aşsın? Hangisi ekonomik bilemiyor.. İşte o zaman eşek yetişiyor imdadına..
Köyün birinden alıp, açık araziye getiriyorlar boz eşeği.. Kendi başına salıveriyorlar.. Eşek nereye doğru yürürse, devletin okumuş mühendisleri de peşinden seyirtip, geçtiği yerleri işaretliyorlar..
Neden mi? Bir yolun en kestirmesini eşek bilir de ondan.. Kendi başına salın eşeği, hiç bilmediği arazide bile en doğru yoldan gider.. Öylesine kuvvetlidir içgüdüleri..
Eşeğin himmetiyle yol en iyi şekilde yapılıyor ancak eskilerin "Okumazsan eşek olursun.." lafı da bu sayede güme gidiyor.. Çünkü hayatın; bir yol yapımında eşeğe verdiği rol, mühendise verilen rolün önüne geçmiş oluyor..
***
Bu örnek aklımın bir kenarında "nöbetçi eczane" gibi durduğundan devamlı teyakkuz halindeyim.. Okumuş yazmış takımı birşey söylediği zaman ihtiyatla karşılar "Ali'm arpa biçiyor, suyu nerden içiyor?" diye ardındakini araştırırım..
Bu kadar mütebbir bir adam olmama rağmen bu CHP'de olanları anlamış değilim.. Şimdi bu saatten sonra oturup diğer köşe yazarları gibi "Mavi boncuk dizerim, aklındakin sezerim.." diye hava basacak halim yok..
Sahiden anlamıyorum..
Mesela bugün gazeteye gelir gelmez CHP Kurultay'ında ne olup bittiğine baktım, içinden çıkamadım.. Erdal Şafak sağolsun, uzun bir birifing verdi.. Kafam beter karıştı..
Bildiğim kadarıyla Baykal'ı partiyi barajın altında bıraktı diye suçluyorlar.. O da zaten bu yüzden istifa etti ama yerinde durası hallerde değil.. Hergün birşey söylüyor.. Son dakikaya kadar aday mı değil mi çözemedik..
Sanki besmelesiz evin gelini, tutamıyor dilini..
Kendi putunu kendin yap..
Bir kenarda oturup altı ay, bir yıl konuşmadan beklese, bu millet onu omuzlar üzerinde geri getirecek ama yapamıyor..
Zaten aydınların halini nasıl anlamıyorsam, ahalinin hallerini de pek anlamam..
Bizim millet sessiz sedasız oturup gözünü bir yere diken adamlara hayrandır.. Kıpraşmadan oturacaksın, boş boş bakacaksın.. İşin hikmeti bu..
Önce kayıtsız gibi davranırlar.. Sonra önünden gelip geçtikçe o'nun gözünü dikip baktığı yere kafayı takarlar..
- "Ula adamın bir bildiği var ki bakıyor.." diye birbirlerine fısıldarlar.. Hani "Şeyh uçmaz, müridleri uçurur.." derler ya! Aynen bu çark işlemeye başlar..
Senin kıpraşmadan oturup, sabit bir noktaya baktıkça üzerine hikâyeler yazılır.. Hikâye büyür, efsane olur.. Bir de bakmışsın ki rüzgarın dört yandan esiyor, seni de uçuuruyor!
Ne olduğunu bile anlamaz kendini bir şeyin başında bulursun.. Artık hükümetin başına mı kondururlar, Çankaya kalesinin burcuna mı indirirler, orasını bilemem..
***
Alın Yıldırım Akbulut'u..
Erzincan'da hal müdürüydü.. Sabah erkenden gelir, postuna oturup gözünü domatese bibere diker, öylece bakardı.. Rahmetli Özal onun özellikle kabağa bakışından etkilendi, elinden kaptığı gibi milletvekili yaptı..
Baktı ki Meclis sıralarında kıpraşmadan oturup gözünü kürsüye dikmiş.. "Ben bu bakışlara dayanamam" deyip Meclis Başkanı yaptı.. Akbulut başkanlık sandalyesini oturdu ama yine kıpraşmadı.. Bu kez de gözünü salondaki koltuklardan birini dikip bakmaya başladı..
Rahmetli Özal "Acaba bunun hakkını mı yedik? Meclis Başkanlığı az geldi galiba.." deyip Yıldırım Bey'i oradan alıp başbakan yaptı..
Mesut Bey'in devrinde başına bir kaza gelip milletvekilliğini kaybetmese yine yüksek bir postta oturacaktı.. Ama sade vatandaş olarak ağzını açmadan oturmasını bildi..
Bakın şimdi hem milletvekili, hem Meclis Başkanı..
Deniz Bey ise Akbulut'un tam tersi.. Susmayı akıl edemediğinden günde üç vakit konuşuyor.. Ahalimiz de konuşanı değil susanı sevdiğinden "Lafları yaman olur, savrulur saman olur.." deyip iktidar için el vermiyor şahsına..
Benim söktürebildiğim bunlar.. Hele bir yarını görelim.. CHP'nin diğer adayları için de bir iki laf edeceğiz.