Emir yüksek yerden gelince, MHP'nin Bülent Ecevit'in özür dilemesi þartý bir kenara býrakýldý ve "ülkenin yüksek çýkarlarý" gereði Devlet Bahçeli'nin Ecevit'le koalisyon pazarlýðýna oturmasý kararlaþtýrýldý. Ecevit'in özür teþkil etmeyen açýklamasý özür dilenmiþ sayýlarak, iki parti arasýnda görüþmelerin baþlamasý mümkün oldu.
Türkiye'de siyaset adý altýnda "çocuk kandýrýr"casýna iþler yapýlýyor.
Baþörtülü yemin konusunda kopartýlan kýyamet de, cidd” ülkelerden bakýldýðýnda, tam anlamýyla "çocuksu" bir siyaset tablosuydu. Ýstediðiniz kadar "Cumhuriyet'in temel ilkeleri.."nden, "bunlarýn aslýnda demokrasi kisvesi altýnda demokrasiyi ortadan kaldýrarak þeriat devleti kurma hesaplarý güttüklerinden" söz edin; ortaya saçýlan "çocuksuluk" unsurunu ve görüntüsünü engelleyemiyorsunuz.
Oturmuþ ve artýk ergenlik çaðýný aþýp büyümüþ demokratik yapýlar ve kendine güveni olan ülkelerde, böyle bir görüntü asla ortaya çýkmaz.
Meselenin gelip geldiði noktaya bakýn... Ýçiþleri Bakanlýðý'na haber vermeden bir yabancý ülke vatandaþlýðýný aldýðý gerekçesiyle, Bakanlar Kurulu kararý ve Cumhurbaþkaný'nýn imzasýyla vatandaþlýðý kaybettirilen kiþinin milletvekilliðini otomatik olarak kaybetmediði bir durumla karþý karþýyayýz. Milletvekili yani kanun koyucu sýfatý duruyor; fakat vatandaþ deðil!
Olur mu böyle þey? Oluyor. Oldu bile. Milletvekilliðinin de bu durumda kaldýrýlmasý gerekecek. Bunun için yetkili görülen Yüksek Seçim Kurulu, topu Meclis'e býraktý. TBMM, nasýl karar verecek? 276 nasýl bulunacak? Alýn bir mesele daha...
Kaldý ki, Meclis'in bu konuda karar vermesi için dahi, vatandaþlýðý kaybettirilen milletvekilinin savunmasýný almasý gerekiyor. Peki, bu milletvekili yemin etmeden kürsüye çýkýp kendisini nasýl savunacak? Kürsüye yine baþörtüsüyle çýkmak istemesi halinde, birinci kareye geri döneceðiz...
Yemin etmeden milletvekili sayýlabilir mi? Seçildiðine ve mazbatasýný aldýðýna göre öyle olmasý gerekmiyor mu? Üstelik, konu Danýþtay'da. Danýþtay, konuya siyas” deðil de, bir nebze hukuktan nasibini alarak yaklaþýrsa, büyük ihtimalle Bakanlar Kurulu'nun kararýný bozar. O zaman ne olacak?
Buraya kadar yazdýklarýmýzý bile bir yabancý dile çevirseniz, bunlarý okuyan birisi, kuþkusuz, bir deli saçmasý metin okuduðuna hükmedecektir.
Bunun "deli saçmasý" deðil, Türkiye'nin en cidd” demokrasi tartýþmasý haline geldiðini söylediðiniz takdirde, Türk demokrasisinin "çocukluk hastalýðý"ndan malžl olduðu anlaþýlacaktýr.
"Çocuksu demokrasiler", ister istemez, "vesayet altýna" alýnýrlar. Türkiye de esasen "vesayet" altýnda. Bu açýdan, Türkiye'de rejim tarifini yaparken, "demokrasi"den ziyade "vesayet rejimi"nden söz etmek daha isabetli olur.
"Vesayet rejimi"nde, parti liderlerinin baðýmsýzlýk ve özerklik marjlarý bir hayli kýsýtlýdýr. Nitekim, Devlet Bahçeli'nin, özür dilemediði halde, dilediðini farzederek veya "ülkenin yüksek çýkarlarýný" öne alarak (bu da bir baþka "çocuk kandýrmaca"; demek ki, ülkenin yüksek çýkarlarý 72 saat içinde beliren bir hal olmadýðýna göre, daha önce görüþmeyi reddederken ülkenin yüksek çýkarlarýný esas almýyor muydu yani..), Ecevit'le pazarlýða oturmasý gayet anlaþýlýr bir durumdur.
Aslýnda, Rahþan Ecevit'in sözlerinden sonra meydana gelen süreç, ne sonuca baðlanýrsa baðlansýn, bir önemli noktayý açýða kavuþturdu: DSP ile MHP arasýnda "kan uyuþmazlýðý", Amerikan deyimiyle "bad blood" var. Her iki parti, öncelikleri ve zihniyetleri çok farklý toplumsal dinamiklere iþaret ediyor; bambaþka toplumsal zeminlere oturuyorlar.
Yani?
Yani durumu gerçekçi bir þekilde görelim: "Vesayet rejimi"nin etkisi altýnda ve "çocuksu demokrasi"nin sallanan beþiðinde biraraya gelebilirler ama "beþik kertmesi"yle ayarlanan birçok izdivaç gibi, DSP-MHP izdivacý da uzun sürmez.
"Vesayet rejimi"nden çýkýlmadýkça, kimbilir daha ne çocukluklarý siyaset diye ortaya sürecekler; biz de yutmuþ görüneceðiz...